30 Kasım 2010 Salı

Suskunlar

Suskunlar
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları
Ekim 2007
269 Sayfa
Puan: 9.7

Eflâtun rengi hayaller kuran bir “suskun”un sözleridir, bu roman. İşittiğini gören, gördüğünü dinleyen, dinlediğini sessizliğin büyüsüyle sırlayan ve tüm bunların görkemini hikâye eden bir adamın alçakgönüllü dünyasına misafir olacaksınız, satırlar akıp giderken. O ise, muzip bir tebessümle size eşlik edecek, sessizce... Sayfaları birer birer tüketirken, benzersiz erguvanî düşlerin “gerçekliği”nde semâ edeceksiniz ve bu düşlerden âdeta başınız dönecek. Hayat kadar gerçek, düş kadar inanılmaz bu dünyanın tüm kahramanlarının seslerini duyacak, nefeslerini hissedeceksiniz. Çünkü Suskunlar, sessizliğin olduğu kadar, seslerin ve sözlerin, yani musikînin romanıdır. Sonsuzluğun derin sessizliğinin “nefesini üfleyen” ve ona “can veren” bir adamın hayallerinin ete kemiğe bürünmüş kahramanları, en az sizler kadar gerçektir; ya da siz, en az onlar kadar bir düş ürünü... Bağdasar, Kirkor, Dâvut, Kalın Musa, İbrahim Dede Efendi, Rafael, Tağut, Veysel Bey ve diğerleri... Onlar, sessizliğin evreninden İhsan Oktay Anar’ın düş dünyasına duhûl ederek suskunluklarını bozmuşlardır. Bir meczûp aşkı tattı, bir âşıksa aşkına şarkılar yazıp ruhunu maviyle bezedi; diğeri, kaybolduğu dünyada bir sesin peşine düşerek kendini buldu. Nevâ, belki de, herkesin âşık olduğu bir kadının pür hayâliydi. Hayâlet avcısı, kendi ruhunu yakalamaya çalıştı. Zâhir ve Bâtın ise, zıtlıkların muhteşem birliğinde denge bulan iki ayrı gücün cisimleşmiş hâliydi. Suskunlar’ı okuduktan sonra aynaya bakmak, yansıyan aksinizde gerçeği görmek, gördüğünüzü işitmek ve duyduklarınızla sağırlaşıp susmak isteyeceksiniz. Sayfalar tükenip bittiğinde, kim bilir, belki de “suskunlar”dan biri olacaksınız…

Puslu Kıtalar Atlası

Puslu Kıtalar Atlası
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları
238 Sayfa
1995
Puan: 9.6

Yeniçeriler kapıyı zorlarken Uzun İhsan Efendi hala malum konuyu düşünüyor, fakat işin içinden bir türlü çıkamıyordu...
'Rendekar doğru mu söylüyor? Düşünüyorum, öylese varım. Oldukça makul. Fakat bundan tam tersi bir sonuç, varolmadığım, bir düş olduğum sonucu da çıkar: Düşünen bir adamı düşünüyorum. Düşündüğümü bildiğim için, ben varım. Düşündüğünü bildiğim için, düşlediğim bu adamın da varolduğunu biliyorum. Böylece o da benim kadar gerçek oluyor. Bundan sonrası çok daha hüzünlü bir sonuca varıyor.Düşündüğünü düşündüğüm bu adamın beni düşlediğini düşlüyorum. Öylese gerçek olan biri beni düşlüyor. O gerçek, ben ise bir düş oluyorum.
'Kapı kırıldığında Uzun İhsan Efendi kitabı kapandı. az sonra başına geleceklere aldırmadan kafasından şunları geçirdi: 'Dünya bir düştür. Evet, dünya..Ah! Evet, dünya bir masaldır.'

Amat

Amat
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları
Basım 2005
235 Sayfa
Puan: 9.5

Kıyıda ise üç direkli, iki güverteli ve 58 toplu bir kalyon, o karanlıkta usturmaçalarını puta edip iskeleye palamar vermişti. Yelkenlerin sarılı olduğu serenler hisa edilmiş ve tez zamanda yola çıkacağını ilân için mizana direğine mavi bayrak çekilmişti. Esrarengiz adam, kalabalığı yarıp elinden tuttuğu İsrâfil'le iskeleden gemiye doğru yürümeye başladı. Kalyonun dikmesinin palangalarına asılan ve tıraka tutan gemicilere vardiyan, Yisa, sizi gidi sütü bozuk sünepeler! Yisa beraber! Varda ruhsuzlar! Varda! Bre aman! Laşka! Laşka!? diye feryat ediyor ve hurçların, sandıkların ve fıçıların ambarlara usûlünce istifine nezaret ediyordu. Güneşin doğmasına 7 saat kala esrarengiz adam, sürme iskeleden kalyonun çukur güvertesine çıkmak istedi. Fakat eline ne kadar asılırsa asılsın Eşek İsrâfil yerinden bir türlü kımıldamıyordu. O karanlıkta eline son bir kez daha asılıp ?Gel yâ mübarek!? diye nida eyledi. Bunun üzerine çocuk her nedense inat etmekten vazgeçti. Ne var ki, sürme iskelenin kayganlığından dolayı düşmemek için midir, İsrâfil'in kuşağına 40-50 yaşlarında, iri yapılı, sırma işlemeli siyah kaput giymiş biri yapışmıştı. İşte bu adam kuşağı bırakıp küpeşteye tutundu ve güverteye ayak bastı. Bunun ilâhî düzenin bozulması demek olduğunu hiç kimse bilmeyecekti.

Efrâsiyâb`ın Hikayeleri

Efrâsiyâb`ın Hikayeleri
İhsan Oktay Anar
İletişim Yayınları
245 Sayfa
Basım 1998
Puan: 9.4

Cesaretini topladıktan sonra bu kitabı alıp inceleyen Aptülzeyyat, onun 'Dünya Tarihi' adlı bir eser olduğunu gördü. Bir kitaptaki metafizik uykusundan uyanan hayalet, aynı uykuyu bir başka kitapta sürdürmeyi uygun görmüş olmalıydı. Atlattığı onca vartadan sonra harap ve bitap düşmüş olan Aptülzeyyat, o sıcak odada döşeğine kıvrılarak sızdığı vakit, rüyasında kendisini tıpkı o hayalet gibi 'Dünya Tarihi' içinde, ama aç bir kitap kurdu olarak gördü. Daha ilk sayfanın üzerinde, iri puntolu, 'yasak meyva' kelimesini ısırarak yemeye başladı. İkinci sayfada, 'düşüşün azabı'nı tattı. 'Mesih'in eti'ni yedi, 'O'nun kanı'nın lezzetine vardı. 'Veba'yı, 'Savaşlar'ı, 'Felaketler'i ve daha bir nicesini geçtikten sonra son sayfaya geldi. Bir sapiens olarak artık kozasını örebilirdi. Kozanın içindeki Minerva'nın karanlığında kurtuluşunu bekledi. Zaman geldiğinde, tattığı her güzellikle kanatları süslü bir kelebek olarak karanlıktan ışığa çıktı; artık cennete uçabilirdi.

Tarih, hikayeler, kahramanlar.. Hepsi tanıdık, hepsi ünlü ve çok karmaşık olaylar ve karakterler.. Bir anda kesişiveriyor İhsan Oktay Anar romanlarında. Çok farklı tarzda bir yazar. Severek okuyorum kitaplarını ve şiddetle tavsiye ediyorum hepsini...

25 Kasım 2010 Perşembe

modern kölelik

Günümüzde kölelik fiziksel olarak var olmasa da hayatlarımızın özündeki yerini koruyor.

Kendime baktığımda en büyük köleliğim insanlara. Hayatın devamını sağlayan bütün herşey çevremdeki insanların, devletin, ailemin, cümle alemin elinde. Issız bir adada yalnız kalsam ne yemek yapmayı biliyorum, ne hangi bitkilerin yenebileceğini, ne de kendime nasıl ev yapabileceğimi... Yemeğimi yapan servis eden başkaları, bana iletişim hizmetlerini sunan başkaları, bana geçmişi geleceği sunan başkaları... Onlara inanmak o kadar normal ki, zaten Türklerin kanında var bu, hiçbirşeyi sorgulamadan şüphe duymadan çevremize konan oyuncaklarla oynayan bebekler gibiyiz.

Çevremizdeki herkese ve herşeye muhtacız, bağımlıyız. İşte günümüzdeki bu bağımlılığın adı: Modern kölelik.

Televizyon izlemek, cep telefonları, bilgisayarda oyun oynamak veya internette gezinmek, birini tanır tanımaz sevmek, aşık olmak... İnsanlık tarihine baktığımızda asla birşeyin efendisi olamadık ve biz düşünen yaratıklar kendimizi köle ettik herşeye, herkese.

Burada önemli olan şunu anlamak: Seçtiğimiz varlıklarla yaşamı sürdürmek doğal olandır; fakat bizim yaptığımız şey bütün yükü çevremize serpiştirmek ve herkesi kölemiz haline getirmek, kendimizi köleleştirmektir. Kişi olarak sorumluluk bilincimiz yitip gitmiş.Kişisel başarılarımız o kadar köreldi ki dünya yalnızlaşıyor safsatasına inanmak istiyoruz delicesine, kalabalık içinde yalnız kalabiliyoruz. Oysa bir düşünsek o kadar parçaya ayırmışız ki kendimizi, yalnız kalabilmek imkansızdır. Bizi terk ettiğini düşündüğümüz şey yalnızca bizden bir parçadır, tüm hayatımız değil... Bu yüzden biri öldüğünde, sevdiğinizden ayrıldığınızda, uğurlu olduğunu düşündüğünüz eşya kaybolduğunda, çocuğunuz okula gittiğinde, çocuğunuz evden taşındığında, okulunuz bittiğinde, arkadaşlarınız gittiğinde kaybettiğiniz ya da sizde eksik kalan şey yalnızca bir zerre.

Bir düşünün hayatınızda kimler olduğunu. Değer verdiğiniz canlı cansız herşeyi düşünün. Ne kadar çok şeye sahip olduğunuzu göreceksiniz. İşte modern kölelik burada ikiye ayrılıyor. Sevgi ya da çıkar ilişkisi. Aradığınız hangisi? Sevgiye yönelik modern bağımlılık, uzun süreli hayatınızda yer edecek ve etmesini istediğiniz varlıklardır. Çıkar ilişkisi içinde modern kölelik ise kullan-at mantığı: Yani istediğinizde değil gerekli olduğunda o varlıklara sahip olmak. İkincisi biraz rahatsız edici olsa da dozunu iyi ayarlamak suretiyle insanoğlu için vazgeçilmez bir bağımlılık yarattı. Hayatımızdaki birçok şeye istek doğrultusunda değil çıkar doğrultusunda bakıyoruz. Bu yüzden ilişkiler bir süre sonra ölüyör,duruyor, kanlı bitiyor. Günümüz insanı ise aşka ömür biçiyor, aile kavramı yok oluyor diye inliyor, makinalaşma geliyor diyor...Bırakın bu safsataları. Yaptıklarımızı görmüyoruz ve suçu başka nedenlere atıyoruz.
Biz insanız.
Köleyiz.
Bağımlıyız.
Modern bir bağlılık bu.
Ve yaşadıklarımızın sorumlusu biziz...