Elif Şafak
Kağıt Helva
Doğan Kitap
153 Sayfa
Aralık 2009
Puan: 9.8
(…) Derken o yolculukta bir an geliyor, durup geriye bakma gereği duyuyorum. Geçtiğim yolları, uğradığım durakları, güzergâh boyu karşılaştıklarımı anımsıyorum.
Bu kitap dünden bugüne yazdıklarımdan ufacık bir seçkidir. Bir alıntılar kitabı. Karın doyursun diye değil, tadımlık niyetine.
Kağıdın üzerine konulmuş birkaç tatlı kelam.
Kağıt Helva…
Kitaptan Bölümler:
Ayçiçeği güneşe aşık olunca gülmekten kırılmış bütün bitkiler."Güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz.Kudretli ve ulaşılmazdır. Sen kim o kim? Vazgeç bu sevdadan" demişler hep bir ağızdan.Ayçiçeği sesini çıkarmamış. Sevdalı gözlerini dikmiş güneşe; bakmış bakmış bakmış.
Uzun müddet hiçbir şeyin farkına varmayan güneş, nihayet bir gün, ayçiçeğinin bakışlarını hissetmiş üzerinde. Önce geçici bir heves sanmış,ama zamanla yanıldığını anlamış. Ayçiçeği öyle inatçıymış ki, güneş tahtını nereye taşırsa yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını.
Derken bir öğleden sonra, artık bu takipten bıkan güneş sapsarı gazabıyla kavurmuş ayçiçeğini. Daha simsiyah duman tüterken üzerinde , insanlar akın etmiş olay mahalline. "Yaşasın!" demiş içlerinde biri. "Şimdi ne güzel çitleriz bu aşkı."
Aynı gece televizyon karşısında acıklı bir aşk filmine gözyaşı dökerken , çitlemişler ayçiçeklerini.(Mahrem)
Hak aşıklarına ne cehennemde azap çekme korkusu ne cennette ödüllendirme arzusu rehberlik eder. Onlar sonsuz bir Ledun denizinde yüzer. (Aşk)
Belki de önemli olan varılacak yer değil, hatta güzergah değil, sadece gitme fikrinin kendisidir. Daimi göçebelik. Bir öte diyar arzusu. Kimileri cennetteki Tuba ağacı misali. Kökleri var var olmasına da, toprağa bağlı değil, havada, yukarıda. Kimilerinin kökleri göçebe.
Ben ağaçlardan en çok Tuba ağacına yakın hissettim hep kendimi.(Med-Cezir)
Akılcı kararlar alıp planlar yaparak hayatımızın akışını denetleyebileceğimizi zannediyoruz. Halbuki balık yüzdüğü okyanusu denetleyebilir mi? Bu sadece sahte beklentiler ve hüsranlar yaratır. (Aşk)
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir, ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin. (Aşk)
Ağzımdan damla damla mısralar sızıyor, hem de hiç durmadan, elimde olmadan; dinleyenler şair olduğuma kanaat getirebilir, evet. Kelimeler Ülkesinin Sultanı! Ama işin aslı, bu şiirler bana ait değil. Ben sadece harfler için bir vasıtayım. Kelimeleri emredildiği gibi yazan bir hokka, divit, kalem misali; üflenen ezgiyi çalan bir ney misali, ben de sadece bir aracım.Kendi payıma düşeni yapıyorum. Ben kelimelerin efendisi değil, sadece katibiyim.Gönlüme ne fısıldanırsa onu yazıyorum. Ama fısıldayan ben değilim.. (Aşk)
İçimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime. Buralar çok karışık. Kaç defa geldim. Gene de hep kayboluyorum.(Siyah Süt)
Şeriat der ki: "Seninki senin, benim ki benim."
Tarikat der k : "Seninki senin, benimki de senin."
Marifet der ki: "Ne benimki var ne seninki."
Hakikat der ki: "Ne sen varsın ne ben." (Aşk)
Hepimizin acı çektiğini söyleyerek herkesi avutmaya alışmışsın. Oysa bu beni avutmaz. Beni ancak benden başkasının benim kadar acı çekmediğini bilmek avutabilir. (Şehrin Aynaları)
Derviş dedi ki:"İpekböceği kozadan çıkarken alın teriyle ördüğü ipeği yırtıp parçalar. Bu yüzden çiftçiler ya ipeği seçerler ya da ipekböceğini. İkisini birden koruyamazlar. Çoğu zaman ipeği kurtarmak için ipekböceğinin canını alırlar. Bir tek ipek mendil için bilir misin yüz ipekböceği can verir? Bu hikayede benim payım ipekböceğine benzer. Rumi ipektir, ilmik ilmik örülecektir. Vakit tamam olunca ipeğin bekası için ipekböceğinin ölmesi gerekir." (Aşk)
Elif Şafak Kâğıt Helva’yı anlatıyor
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Doğan Kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Aralık 2011 Pazar
25 Haziran 2011 Cumartesi
Serenad
SerenadZülfü Livaneli
Doğan Kitap
Mart 2011
481 Sayfa
Puan: 9
Herşey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi’nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran’ın (36) ABD’den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner’i (87) karşılamasıyla başlar.
1930’lu yıllarda İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile’ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.
Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.
Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli’nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
14 Ekim 2010 Perşembe
Kitap
doğankitap
Doğan Kitap'tan çıkan hiçbir kitap beni şu ana kadar hayal kırıklığına uğratmadı. Özellikle polisiye-gerilim, macera, siyaset ve tarih gibi konuylarda çok iyi kitaplar var.
kitapokuyoruz.com
Kitap almadan önce incelenmesi gereken bir site. Özellikle kitap yorumları çok önemli bence.
Doğan Kitap'tan çıkan hiçbir kitap beni şu ana kadar hayal kırıklığına uğratmadı. Özellikle polisiye-gerilim, macera, siyaset ve tarih gibi konuylarda çok iyi kitaplar var.
kitapokuyoruz.com
Kitap almadan önce incelenmesi gereken bir site. Özellikle kitap yorumları çok önemli bence.
12 Ekim 2010 Salı
Siyah Süt
Siyah Süt
Elif Şafak
Doğan Kitap
Otobiyografik Roman
Kasım 2007
305 Sayfa
Puan: 8
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...
"Siyah Süt" kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye burada incelenen. Bu haliyle elinizde tuttuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.
(...)Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.
Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.
"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri
Uzun süre kitap raflarında baş köşede gördüm bu kitabı. O zamanlar Elif Şafak diye bir yazar daha ne aklıma ne de kitaplığıma girmemişti henüz. Önce "Aşk" kitabını okudum ve sonra diğer kitaplarını yavaş yavaş okumaya başladım. Yazarın bu otobiyografik romanı içlerinde en farklısı.Gerek içerik, gerek anlatım ve yazılış nedeni ve yazılırken ki ruh durumu açısından.Bir kadın olarak okunmalı ama bir erkek olarak daha çok okunmalı bence.Eşimizi, kız kardeşimizi ya da otobüsteki hamile bayanı anlamak açısından...
Kitaptan Bölümler
Bilginin sahibi yoktur. Tapusu, efendisi yoktur. Emanettir bilgi, kendinden öncekilerden alır; çoğaltır, sağaltır ve kendinden sonrakilere verirsin.
Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere "kusura bakmayın" dedikçe; bakılacak kusurları artar insanın.
Fırçayı çektiğinde avucunda onlarca minik minik delik kalıyor.Bu deliklere baktıkça ayaklı bir süzgece benzetiyor kendini kadın. Mutluluk da su gibi işte, bedeninin süzgecinde duramayıp dışarı akıyor.
Her bir karesi geometrik açıdan uyumlu bir tabloya nasıl olduysa düşüvermiş yabancı bir unsur gibi hissediyorum kendimi.Ressamın eli kayınca yanlışlıkla ekleyiverdiği bir fırça darbesiyim.Elimi ayağımı, varlığımı nereye koyacağımı bilmiyorum.
Ne var ki hayat, biz planlarımızı yaparken peşimiz sıra sessizce gelip, o pek süslü pek fiyakalı planlarımıza Miki kulakları, vampir dişler, pos bıyıklar çizen yaramaz mı yaramaz bir çocuk.
Aşk kimyasal bir bileşim. Formülünde esrar var.
Biliyor musun mutasavvıflara göre bu koskoca dünya da bir ana rahmidir aslında.
Elif Şafak
Doğan Kitap
Otobiyografik Roman
Kasım 2007
305 Sayfa
Puan: 8
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...
"Siyah Süt" kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye burada incelenen. Bu haliyle elinizde tuttuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.
(...)Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.
Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.
"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri
Uzun süre kitap raflarında baş köşede gördüm bu kitabı. O zamanlar Elif Şafak diye bir yazar daha ne aklıma ne de kitaplığıma girmemişti henüz. Önce "Aşk" kitabını okudum ve sonra diğer kitaplarını yavaş yavaş okumaya başladım. Yazarın bu otobiyografik romanı içlerinde en farklısı.Gerek içerik, gerek anlatım ve yazılış nedeni ve yazılırken ki ruh durumu açısından.Bir kadın olarak okunmalı ama bir erkek olarak daha çok okunmalı bence.Eşimizi, kız kardeşimizi ya da otobüsteki hamile bayanı anlamak açısından...
Kitaptan Bölümler
Bilginin sahibi yoktur. Tapusu, efendisi yoktur. Emanettir bilgi, kendinden öncekilerden alır; çoğaltır, sağaltır ve kendinden sonrakilere verirsin.
Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere "kusura bakmayın" dedikçe; bakılacak kusurları artar insanın.
Fırçayı çektiğinde avucunda onlarca minik minik delik kalıyor.Bu deliklere baktıkça ayaklı bir süzgece benzetiyor kendini kadın. Mutluluk da su gibi işte, bedeninin süzgecinde duramayıp dışarı akıyor.
Her bir karesi geometrik açıdan uyumlu bir tabloya nasıl olduysa düşüvermiş yabancı bir unsur gibi hissediyorum kendimi.Ressamın eli kayınca yanlışlıkla ekleyiverdiği bir fırça darbesiyim.Elimi ayağımı, varlığımı nereye koyacağımı bilmiyorum.
Ne var ki hayat, biz planlarımızı yaparken peşimiz sıra sessizce gelip, o pek süslü pek fiyakalı planlarımıza Miki kulakları, vampir dişler, pos bıyıklar çizen yaramaz mı yaramaz bir çocuk.
Aşk kimyasal bir bileşim. Formülünde esrar var.
Biliyor musun mutasavvıflara göre bu koskoca dünya da bir ana rahmidir aslında.
6 Ekim 2010 Çarşamba
Karnavalın Efendisi
Karnavalın Efendisi
Craig Russell
Doğan Kitap
Polisiye/Gerilim
334 Sayfa
Şubat 2010
Puan: 9
“Bugün ben yine PALYAÇOYUM ve yine uyandım… Tekrar uyanmış olmak tuhaf… Son uyanışımdan beri çok zaman geçti ve uyanmışsam karnaval yakın demektir.”
Vahşice işlenen seri cinayetler…
İnsan ticareti yapan Ukrayna mafyası ve acımasız yöntemleri…
Cinayetlerin ve suç örgütünün peşinde bir avuç insan…
Ve şimdi karnaval zamanı..
Craig Russell, her kitabını heyecanla beklediğim ve anlatımıyla beni derinden etkileyen bir polisiye gerilim yazarı.Değişmeyen kahramanı Jan Fabel ile "Kanlı Kartal" , "Kanlı Masallar" , "Ölümsüz" kitaplarında harikalar yaratan yazar bu kitapta da alkışı haketti. Diğer kitaplarla bağlantılı olsa da kitapların tam bir seri olduğu söylenemez ama önce diğer kitapları okumak iyi olabilir.
Kitaptan Bölümler
Kutuların içinde yaşıyoruz. Kutuların içinde çalışıyoruz. Kendimize anlamsız işler veriyoruz. Sonundaysa öylece ... ölüveriyoruz.Böyle, çünkü olması gerekenin bu olduğunu düşünüyoruz. İstikrar ve düzenin böyle sürdürüldüğünü sanıyoruz. Ama bir gün uyandım ve bu dünyanın gerçekte nasıl olduğunu gördüm..Anlamsız.Burada akılcı ya da gerçek veya yaşamaya değer hiçbir şey yok.
Bazen Jan, bilgi herşeyin cevabı değildir. O tablo, ona baktığında ne olduğunu düşünüyorsan odur.Geçmişinin onu ne yaptığı değil.Bu da senin bir başka yönün. Her zaman birşeyleri bilmek zorunda kaldın.
Craig Russell
Doğan Kitap
Polisiye/Gerilim
334 Sayfa
Şubat 2010
Puan: 9
“Bugün ben yine PALYAÇOYUM ve yine uyandım… Tekrar uyanmış olmak tuhaf… Son uyanışımdan beri çok zaman geçti ve uyanmışsam karnaval yakın demektir.”
Vahşice işlenen seri cinayetler…
İnsan ticareti yapan Ukrayna mafyası ve acımasız yöntemleri…
Cinayetlerin ve suç örgütünün peşinde bir avuç insan…
Ve şimdi karnaval zamanı..
Craig Russell, her kitabını heyecanla beklediğim ve anlatımıyla beni derinden etkileyen bir polisiye gerilim yazarı.Değişmeyen kahramanı Jan Fabel ile "Kanlı Kartal" , "Kanlı Masallar" , "Ölümsüz" kitaplarında harikalar yaratan yazar bu kitapta da alkışı haketti. Diğer kitaplarla bağlantılı olsa da kitapların tam bir seri olduğu söylenemez ama önce diğer kitapları okumak iyi olabilir.
Kitaptan Bölümler
Kutuların içinde yaşıyoruz. Kutuların içinde çalışıyoruz. Kendimize anlamsız işler veriyoruz. Sonundaysa öylece ... ölüveriyoruz.Böyle, çünkü olması gerekenin bu olduğunu düşünüyoruz. İstikrar ve düzenin böyle sürdürüldüğünü sanıyoruz. Ama bir gün uyandım ve bu dünyanın gerçekte nasıl olduğunu gördüm..Anlamsız.Burada akılcı ya da gerçek veya yaşamaya değer hiçbir şey yok.
Bazen Jan, bilgi herşeyin cevabı değildir. O tablo, ona baktığında ne olduğunu düşünüyorsan odur.Geçmişinin onu ne yaptığı değil.Bu da senin bir başka yönün. Her zaman birşeyleri bilmek zorunda kaldın.
28 Eylül 2010 Salı
Şehrin Aynaları
Şehrin Aynaları
Elif Şafak
Doğan Kitap
Mart 2009
298 Sayfa
Puan: 7.5
"Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor. Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.”
… Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
“Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.”
"Aşk" romanından sonra gözüme giremeyen Elif Şafak, yurt dışı maceralarına rağmen bence Türkiye'de kelime oyunlarını en iyi yapan kişi.Bu yönüne o kadar hayranım ki bazen ben de denemeler yapıyorum.Kelimelere hükmedişi benim için Aşk romanı hariç okuduğum her romanında olayın-hikayenin önüne geçti.Bu yüzden kitabı genel olarak beğenmesem de içinde o kadar değerli parçalar saklıyor ki Türkçe'ye saygımdan okuyorum kitabı. Bana sabrı öğreten yazardır kendisi.
Kitaptan Bölümler
Kuyu derin, kovanın aşağılardan çıkıp gelmesi yıllara bakıyor ve kova şu an hızla aşağılara iniyor, senin eğilip arkasından bakabileceğinden de çabuk.(Franz Kafka,Bir Savaşın Tasviri)
Ne yazık ki, kendi varlığı başkalarının yokluğunu gerektiriyordu. Var olabilmek için yok etmeye mahkumdu.Bu kısırdöngüden kurtulabilmek için belki de kendini ortadan kaldırması gerektiğini düşünüyor ama buna bir türlü cesaret edemiyordu. Her ne olursa olsun, hayatı seviyordu ölüm.
Bu adamın acısının bir ayine dönüştürülmesi ne gariptir.(Halil Cibran, İnsanoğlu İsa)
Her şey tersine gidiyor...kitaplar hocasız ve hocalar kitapsız... gençler halsizleşiyor ve yaşlılar gençleşiyor...yaratıklar insanı oynuyor ve insanlar da yaratığı...(Baltazar Gracian,Criticon)
"Çık dışarı Rizzoni.Işığa gel!"
Rizzoni kendi kendine mırıldanarak cevapladı onları:"Cahiller!Budalalar!Benim ışığım içimde!"
Ben, sevgili hanımefendi, ait olduğunuz çemberin öteki yarısıyım. Ne yazık ki,bana muhtaç olduğunuzu görecek gözlerden yoksunsunuz.Sizin bu cehaletiniz ve gafletiniz yüzünden çemberimiz bir türlü dönemiyor.
Bilmemek,kendi gölgenden korkmana sebep olur,bilmekse başkalarının gölgesinden.Biri içeriden kuşatır seni, öteki dışarıdan.
"İşte benim şehrim böyle olmalı. Şehir dediğin bir çember olmalı." Aynen böyle söylemişti Halife El-Mansur; çünkü gayet iyi biliyormuş ki,çemberin ortasında durduğunda herkese eşit mesafede olacakmış. İster yoksul, ister zengin olsun;ister doğuştan bahtsız, ister mal mülk içinde yüzüyor olsun...herkese, her şeye eşit uzaklıkta.Adaleti sağlayabilmek için, şehrini çemberden yapmayı arzulamış.
İnsanın şu fingirdek alevle öpüşmesi, öpüşüp de sarı, sıcak ateş olması, ateş olup da kendi küllerini havaya savurması belki de o kadar korkunç bir şey değildi.Ateş olunca yanmaktan korkmak manasızdı,çünkü ateş dediğin yakar ama yanmazdı.
Ayak uçlarında bir ürperti hissetti.Önce bunun o aç farelerden biri olduğunu sandı.Cesaretini toplayıp baktığında, tanıdı onu.Bu korku böceğiydi. Şimdilik yolu uzundu. Henüz ayak uçlarındaydı.Fakat hızlı bir böcekti o, çok çabuk yol alırdı.
Tanımadığım daha kaç kişi var içimde yaşayan?
İçimi görmüyor musun?Bu kap alabileceğinden fazlasını aldı.Artık tek bir damla bile yeter.Akmak istiyorum.
Vaktiyle bir dostum, can dostum bana dünyayı gezip görmek istediğini söylemişti.Gülmüştüm ona.Fakat sonra hak vermiştim.Evet, o dünyayı gezip görmeliydi.Oysa ben...ben öyle değildim.Ben zaten dünyaydım.
Aynalar şehrine geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikaye içindeyim.Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim.
Elif Şafak
Doğan Kitap
Mart 2009
298 Sayfa
Puan: 7.5
"Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor. Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.”
… Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
“Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.”
"Aşk" romanından sonra gözüme giremeyen Elif Şafak, yurt dışı maceralarına rağmen bence Türkiye'de kelime oyunlarını en iyi yapan kişi.Bu yönüne o kadar hayranım ki bazen ben de denemeler yapıyorum.Kelimelere hükmedişi benim için Aşk romanı hariç okuduğum her romanında olayın-hikayenin önüne geçti.Bu yüzden kitabı genel olarak beğenmesem de içinde o kadar değerli parçalar saklıyor ki Türkçe'ye saygımdan okuyorum kitabı. Bana sabrı öğreten yazardır kendisi.
Kitaptan Bölümler
Kuyu derin, kovanın aşağılardan çıkıp gelmesi yıllara bakıyor ve kova şu an hızla aşağılara iniyor, senin eğilip arkasından bakabileceğinden de çabuk.(Franz Kafka,Bir Savaşın Tasviri)
Ne yazık ki, kendi varlığı başkalarının yokluğunu gerektiriyordu. Var olabilmek için yok etmeye mahkumdu.Bu kısırdöngüden kurtulabilmek için belki de kendini ortadan kaldırması gerektiğini düşünüyor ama buna bir türlü cesaret edemiyordu. Her ne olursa olsun, hayatı seviyordu ölüm.
Bu adamın acısının bir ayine dönüştürülmesi ne gariptir.(Halil Cibran, İnsanoğlu İsa)
Her şey tersine gidiyor...kitaplar hocasız ve hocalar kitapsız... gençler halsizleşiyor ve yaşlılar gençleşiyor...yaratıklar insanı oynuyor ve insanlar da yaratığı...(Baltazar Gracian,Criticon)
"Çık dışarı Rizzoni.Işığa gel!"
Rizzoni kendi kendine mırıldanarak cevapladı onları:"Cahiller!Budalalar!Benim ışığım içimde!"
Ben, sevgili hanımefendi, ait olduğunuz çemberin öteki yarısıyım. Ne yazık ki,bana muhtaç olduğunuzu görecek gözlerden yoksunsunuz.Sizin bu cehaletiniz ve gafletiniz yüzünden çemberimiz bir türlü dönemiyor.
Bilmemek,kendi gölgenden korkmana sebep olur,bilmekse başkalarının gölgesinden.Biri içeriden kuşatır seni, öteki dışarıdan.
"İşte benim şehrim böyle olmalı. Şehir dediğin bir çember olmalı." Aynen böyle söylemişti Halife El-Mansur; çünkü gayet iyi biliyormuş ki,çemberin ortasında durduğunda herkese eşit mesafede olacakmış. İster yoksul, ister zengin olsun;ister doğuştan bahtsız, ister mal mülk içinde yüzüyor olsun...herkese, her şeye eşit uzaklıkta.Adaleti sağlayabilmek için, şehrini çemberden yapmayı arzulamış.
İnsanın şu fingirdek alevle öpüşmesi, öpüşüp de sarı, sıcak ateş olması, ateş olup da kendi küllerini havaya savurması belki de o kadar korkunç bir şey değildi.Ateş olunca yanmaktan korkmak manasızdı,çünkü ateş dediğin yakar ama yanmazdı.
Ayak uçlarında bir ürperti hissetti.Önce bunun o aç farelerden biri olduğunu sandı.Cesaretini toplayıp baktığında, tanıdı onu.Bu korku böceğiydi. Şimdilik yolu uzundu. Henüz ayak uçlarındaydı.Fakat hızlı bir böcekti o, çok çabuk yol alırdı.
Tanımadığım daha kaç kişi var içimde yaşayan?
İçimi görmüyor musun?Bu kap alabileceğinden fazlasını aldı.Artık tek bir damla bile yeter.Akmak istiyorum.
Vaktiyle bir dostum, can dostum bana dünyayı gezip görmek istediğini söylemişti.Gülmüştüm ona.Fakat sonra hak vermiştim.Evet, o dünyayı gezip görmeliydi.Oysa ben...ben öyle değildim.Ben zaten dünyaydım.
Aynalar şehrine geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikaye içindeyim.Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim.
15 Eylül 2010 Çarşamba
Ölü Ruhlar Ormanı
Ölü Ruhlar Ormanı
Jean-Christophe Grange
Gerilim/Macera
Doğan Kitap
459 Sayfa
Haziran 2010
Puan: 8
Jeanne Korowa tek bir hata yaptı.
Katili ormanda arıyordu.
Oysa orman katilin içindeydi.
İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.
Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır. Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.
Diğer kitaplarını aratsada yazar yine farklı boyutta bir roman yazmış. Bir sonraki kitabını merakla beklediğim polisiye-gerilim-macera alanındaki en sevdiğim yazarlardan...
Kitaptan Bölümler
Ölüm bize bütün hakları verir. Ölüm yaklaştıkça insanın pişmanlık duyduğu, arınmak istediği sanılır. Oysa tam tersidir.İnsan yaşlandıkça bütün inançlarını, sorunlarını askıya aldığını fark eder.Tek bir gerçek vardır: Ölecektir. Ve ikinci bir şansı olmayacaktır.
-Buralarda yeşim taşı nasıl tanınır biliyor musun?
-Yeşil bir taş öyle değil mi?
-Bölgede yeşil renkli çok taş vardır. Bıçağını alırsın. Taşı kazırsın. Eğer iz bırakırsa o yeşim taşı değildir.Bıçak hiç iz bırakmazsa, işte o yeşim taşıdır.
-Hiçbir şey sizde iz bırakmıyor, öyle mi?
-Burada değerli olan herşey gibi.
Sanki onların içindeki büyük boşluğu görüyordu. Sadece manzarayla paylaştıkları isimsiz ve sınırsız özgürlüğü. Burjuva hayatının korkuluklarına sahip değillerdi. Ruhları baskı altında değildi. Tanrılarla, sonsuzlukla senlibenlilerdi. Onları sınırlayan tek şey ufuk ve mevsimlerdi.
Jean-Christophe Grange
Gerilim/Macera
Doğan Kitap
459 Sayfa
Haziran 2010
Puan: 8
Jeanne Korowa tek bir hata yaptı.
Katili ormanda arıyordu.
Oysa orman katilin içindeydi.
İnsanın içindeki vahşi çocuk gibi.
Genç ve yalnız bir kadın olan Yargıç Jeanne Korowa, tesadüfen şahit olduğu bir psikiyatri seansı sayesinde Paris’te işlenen tüyler ürpertici seri cinayetlerin failini keşfetmiştir. Ama elinde hiçbir kanıt yoktur ve katilin peşine tek başına düşmek zorundadır. Böylece Guatemala, Nikaragua ve Arjantin’de soluk soluğa ve kanlı bir takip başlar.
Diğer kitaplarını aratsada yazar yine farklı boyutta bir roman yazmış. Bir sonraki kitabını merakla beklediğim polisiye-gerilim-macera alanındaki en sevdiğim yazarlardan...
Kitaptan Bölümler
Ölüm bize bütün hakları verir. Ölüm yaklaştıkça insanın pişmanlık duyduğu, arınmak istediği sanılır. Oysa tam tersidir.İnsan yaşlandıkça bütün inançlarını, sorunlarını askıya aldığını fark eder.Tek bir gerçek vardır: Ölecektir. Ve ikinci bir şansı olmayacaktır.
-Buralarda yeşim taşı nasıl tanınır biliyor musun?
-Yeşil bir taş öyle değil mi?
-Bölgede yeşil renkli çok taş vardır. Bıçağını alırsın. Taşı kazırsın. Eğer iz bırakırsa o yeşim taşı değildir.Bıçak hiç iz bırakmazsa, işte o yeşim taşıdır.
-Hiçbir şey sizde iz bırakmıyor, öyle mi?
-Burada değerli olan herşey gibi.
Sanki onların içindeki büyük boşluğu görüyordu. Sadece manzarayla paylaştıkları isimsiz ve sınırsız özgürlüğü. Burjuva hayatının korkuluklarına sahip değillerdi. Ruhları baskı altında değildi. Tanrılarla, sonsuzlukla senlibenlilerdi. Onları sınırlayan tek şey ufuk ve mevsimlerdi.
7 Şubat 2010 Pazar
Soner Yalçın - Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
Soner YalçınBu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
440 Sayfa
Kasım 2009
Doğan Kitap
Puan:10
Yeşil Gladio'nun dinci tetikçileri...
FBI' ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar...
CIA' in kefil olduğu dinci cemaat liderleri...
ABD' den maaş alan dinci köşe yazarları...
Utah' da TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri...
Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekilleri...
"Yahudi mallarını almayın" deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete...
İsim isim... Olay olay...
Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu?
George Soros'un vakıfları,gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde?
Türkiye'de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor?
TSK neden hedefte?
Solcu liberallerin New York'taki akıl hocaları kimler?
Uluslararası Yazarlık Programı(IWP) Türkiye'den nasıl yazar devşiriyor?
Kim bu ödüllü edebiyatçılar?
İsim isim... Olay olay...
Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez...
Okuyorum, geçmişi ve geleceği,birçok kişinin satırlarından ama nedense hiçbiri bu adamın yazdıkları kadar gerçek ve mantıklı gelmiyor. İkinci kez bir kitaba on puan verdim çünkü kitabı okurken hemen hemen her sayfada kafamdaki bazı soru işaretleri yok oldu,karanlıklar ışık doldu kısa bir süre ve ben bu küçük zaman diliminde gerçeğe yaklaştım.
Bazen insanları anlamıyorsunuz, dedikleri size gerçek gelmiyor, işte baş ucu kitabı kelime grubu da bana öyle gelirdi, anlamazdım, ama bu kitabı okuyunca artık benim de bir 'baş ucu kitabım var' dedim ve hayatımda güvenebilieceğim bir yazar edindim. Biri hariç bütün kitaplarını okuduğum bu adam, benim gözümde en gerçek gazeteci ve araştırmacılardan biridir artık...
Kitaptan Bölümler:
Bu hurafeci, feodal ümmetçi dinciler, son 300 yıldır emperyalist Batı'nın taşeronluğunu yapıyor. Her türlü gelişmenin, yenileşmenin, toplumsal uzlaşmanın önünde dalgakıran rolünü başarıyla oynuyorlar. Bu sömürgeci güçlerin işbirlikçi dincileri, baş davası ahlak olan bizim Müslümanlara inanın hiç benzemiyor...
Bu kitap bu farkın anlaşılması için kaleme alınmıştır...
Felsefe olmazsa Büyük Kitap'ı hakkıyla anlayamazsınız, sadece ezberlersiniz. Kuran Allah'ın kitabı, felsefe ise bizim onu anlayacak olan şahsiyetimizin örgüsüdür.(Nurettin Topçu)
Bugünkü Müslümanlar büyük sanayi medeniyetinin insanı makineleştiren ve makineye esir yapan zulmüyle el ele vermiş bulunuyor. İnsanlığın beş bin yıllık ruh ve vicdan eserini inkar ederek düşünmeyi günah sayan, sefaleti din diye tanıtan gerilik ile taassup, bu zülme sığınmış bulunmaktadır.(Nurettin Topçu)
Nasıl oluyordu; bir "onlar" vardı, bir de kendileri Müslümanlar!
Zamanla yerli yerine oturdu düşünceleri:
Hayata bir pencereden bakabilirdiniz, ama bu, karşı pencereden bakanlara düşman olacağınız anlamına gelmezdi.
Anadolu'nun temiz çocukları "öteki" kavramını henüz bilmiyorlardı.
İstanbul öğretiyordu işte...
Küçük şahsiyetler, kişilerle uğraşır; vasat şahsiyetler, olaylarla/şekillerle uğraşır; büyük şahsiyetler, fikirlerle uğraşırlar.
Gözü bağlı Hintliler gibi meseleyi sadece bir boyutuyla ele alırsanız, meselenin tümünü, özünü kavrayamazsınız.
Bütünü görmek gerekiyor.
Mesele, cumhuriyetin kurucu ideolojisine sahip çıkma meselesidir.
Mesele, ulusal bütünlüğü, bağımsızlığı koruma, komşularla savaşmama meselesidir.
Mesele, Ortadoğu'da taşeron olmayı reddetme meselesidir.
Mesele, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Irak ve İran'daki petrol kuyularının bekçiliğini yapmama meselesidir.
Mesele, sadece bunlardan ibarettir.
Mesele bu kadar açık ve ortadadır.
Ve çok daha fazlası.... Okumanızı tavsiye ederim.
15 Ekim 2009 Perşembe
Tom Rob Smith-44. Çocuk

Tom Rob Smith
44. Çocuk
Doğan Kitap
Mayıs 2008
371 Sayfa
Puan:8.7
"Olmayan bir suç nasıl çözülür?
Varlığı kabul edilmeyen bir katil nasıl yakalanır?
Yıl 1953...
Stalin Rusyası...
Vahşice öldürülen çocuklar...
Ve devletin kabullenmediği cinayetler...
Şüphe,iftira,sürgün ve devlete ihanetin kaçınılmaz sonu,ölüm...Sistemi koruyan kurumlar cesur ve düzene inanan memurlarıyla ayakta durmaktadır.Leo Demidov da bunlardan biridir.Leo,savaş kahramanıdır ve güzel eşiyle Moskova'da rahat ve ayrıcalıklı bir hayat sürmektedir.Tek amacı ülkesine hizmet ekmektir.
Aniden birbirinin peşi sıra çocuk cesetleri bulunmaya başlanır.Kurbanların mideleri çıkarılmış,ayakları iple bağlanmış ve ağızlarına toprak doldurulmuştur.Herkes aksini söylese de bunun bir tesadüf olmadığı ortadadır.Leo bir iftiraya kurban gider ve uzakta bir kasabaya sürülür.Bütün hayatı alt üst olur.Kendini temize çıkarmak ve ailesinin kurtarmak için katili
bulmaktan başka çaresi kalmaz.Leo,devlet ajanları ve katil arasında amansız bir kovalamaca başlar.Ölüm ve yaşam arası bu yarışta hızlı olan kazanacaktır."
"44. Çocuk ,sizi Stalin Rusyası'nın en karanlık günlerine götürecek.İlginç,nefes kesici ve zengin bir hikayenin içine sürüklenmeye hazır olun.
New York Times"
"Derin bir anlayışın,mükemmel bir kalemin ve benzersiz bir hikayenin karışımı.
Herald Tribun"
Okuduğum en karma polisiye-gerilim kitaplarından.Yazar bu karışımı o kadar iyi yapmış ki daha ilk kitabından beni kendisine hayran bıraktı.Savaş,açlık,itaat ve ölü çocuklar...Soğuk Rusya ve savaşlar içinde gizlenmiş 44 çocuk cinayeti.Alkışı sonuna kadar hakeden bir kitap.
12 Ekim 2009 Pazartesi
Maxime Chattam- Gaia Teorisi

Maxime Chattam
Gaia Teorisi
Çeviren :Alev Özgüner
Doğan Kitap
19 TL
367 Sayfa
Puan: 7.5
Avrupa Komisyonu yetkilileri çok önemli,son derece gizli bir meselenin çözümü için sizin yardımınızı istedi.
Karınız hiç tanımadığınız bir adamla birlikte dünyanın öbür ucundaki bir adaya gönderildi ve onlardan hiçbir haber alamıyorsunuz.
Korkunç bir fırtına yüzünden bir dağın zirvesinde ,gizemli bilimsel olayların ortasında mahsur kaldınız.
Bu arada son elli yılda seri katillerin sayısı on kat arttı.
Ve şiddet kapıda...
Hala korkumuyor musunuz?
Korksanız iyi olur...
Önceki kitaplarında harikalar yaratan Chattam,bu kitapta yine farklı bir problemi kendine has uslübu ile bilinmeyen noktalara temas ederek anlatmış.Benim gibi onun hayranlarındansanız okumak için beklemeyin derim.
Kitap içinden bölümler....
"Dünyanın denetimi yaklaşık altı bin kişinin elindedir,bu sayı dünya nüfusunun yüzde 0,0001' ine tekabül eder.Piyasalara,eğilimlere,harcamalara,ihtiyaçlara karar veren onlardır.Esas olarak birkaç siyasetçi,bazı askerler ve birkaç milyarder söz konusudur.
Bu görevlere erişmek için fazlasıyla hırs ve ölçüsüz bir iktidar aşkı gerekir,gerekli fedakarlıklara ve aşırı baskılara katlanmak bu sayede mümkündür.Bu iki etken, dünyayı denetim altında tutanların itici gücüdür.Sapkın itici güçler,çünkü nevrozlar söz konusudur.Bir biçimde dengesiz kişilikler sapkınlığı.
Böylece dünya güçlü sapkınlar tarafından şekillendirilmiştir.
Gezegenimizin bir yıkım yörüngesine girmemesi mümkün mü?
Gerçeği kabul etmek lazım.
Dini kader diye birşey yok.
Sadece hayvansal bir mantık var.
Dizginleri ele almış onlar,sürümüzün en saldırganları ve biz onları körlemesine takip ediyoruz.
Uçuruma doğru."
"-Dinleyin,dedi göğüs geçirerek,bu konuda kesinlikle birşey bilmiyorum.Ama size yardımı olacaksa şunu söyleyebilirim:
Kambriyen dönemde,tahminlere göre otuz milyar canlı türü bulunuyordu,bugünse yeryüzünde otuz milyon türün olduğu düşünülüyor.Yüzde doksan dokuz virgül dokuzu ortadan kaybolmuş.Buna bir de,ortalama yaşam süresinin -son derece iyimser bir rakamla- dört milyon yıl olduğunu ekleyin;şimdi size insan türünün ilk atalarının beş milyon yıl önce göründüğünü söylersem kolayca evet diye düşünebilirsiniz:İstatistiki olarak insanoğlu süresini aştı ve belki de günleri sayılı.Mesele ,neden ve nasıl ortadan kalkacağımızı bilmekte."
Elif ŞAFAK - Aşk

"Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi,yoksa dünyevi,semavi ya da cismani mi diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur.AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tanımlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.Ya tam ortasındasındır ,merkezinde,ya da dışındasındır,hasretinde."
Bir kitap hayatınızı değiştirebilir mi bilmem ama hayatınıza yön verebilir.Hiç tanımadığım bir kadın vardı, bildiğim sadece ismi ve bir kitap adı idi.Kaderimmiş misali hayat önce önüme aşkı koydu sonra da bu kitabı.Aşkı tadanlar okusun bence ya da teğet geçen aşklar yaşayanlar.Aşka inanmayanlar sakın ağzına bile almasın bu kitabın ismini.Sadece okuyun ,göz yaşınız olsun ,aşk ne imiş öğrenin benim gibi bocalamayın.Bir kez daha okumak isterseniz tutun kendinizi,tadında kalmalı aşk...
Kitap ilahi aşk üzerine yazılmış bir kitap.Eğer Ahmet Ümit'in "Bab-ı Esrar" kitabını okuyup Konya'ya gitmeyi ve Mevlana'yı ziyaret etmeyi çok istediyseniz bu kitabı beğeneceğinizden eminim. Yazar bu kitabı İngilizce kaleme almış ve Türkçe' ye çevrildikten sonra yeniden yazmış kitabı aslında.İsteyenler İngilizce de okuyabilir yani.
Kitabın en sevdiğim bazı kısımlarını yazmak istedim:
" Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur.Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yanlızlığa esir olur,eksik kalırsın.İçinde bir sır gibi,giden sevgilinin yokluğunu taşırsın.Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar.Öyle bir yara ki iyileştiğinde bile kanar.Bir daha gülemeyeceğini,asla hafifleyemeyeceğini sanırsın.Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat.Önünü görmeden,yönünü bilmeden,sadece şu anı kurtararak...
Gönlünün kandili sönmüş,zifiri gecede kalmışsındır.Ama işte ancak böyle durumlarda,yani iki göz birden karanlıkta kalınca,bir üçüncü göz açılır insanda.Kapanmayan bir göz...Ve ancak o zaman anlarsın ki bu elem sonsuza dek sürmeyecek.
Hazandan sonra başka mevsimler,bu çölden geçince nice vadiler gelecek;bu ayrılığın ardından da ebedi bir vuslat.
Yeni kaybettiğin kişiyi manevi gözle bakınca her yerde görmeye başlarsın.Denize düşen katrede,dolunayla hareketlenen med-cezirde,esen her esintide ona rastlarsın.Kuma çizili remilde,güneşte parlayan kristal tanesinde,yeni doğmuş bebeğin tebessümünde,bileğinde atan nabzında onu seyredersin.Her yerde ,her şeyde onu görürken nasıl derim ki Şems gitti?"
" Dört sene önce Mesnevi'yi yazmaya başladım.Daha doğrusu,Mesnevi kendi kendini yazmaya başladı.İlk mısranın gelişini unutmam kabil değil.Bir şafak vaktiydi.Gün ışığı karanlığı yararken kelimeler ağzımdan dökülüverdi.İstemsizce, adeta bana rağmen.Ne söylüyorum,neden söylüyorum bilemeden şiir soludum o sabah.Ve o andan itibaren dizeler belli aralıklarla gelmeye devam etti.Şiirler, soluklanacak pınar arayan göçmen kuş sürüleri gibi aniden gelir,başıma çöreklenir,bir ağızdan şakır ve sonra uçar gider. Aralarında öyle mısralar var ki "bir daha tekrar et" deseler,edemem.Selahaddin olmasa belki de çoğu kaybolacak,unutulacaktı.Ama o büyük bir sabır ve özveriyle her birini kağıda çekti.Selahaddin yazdı,Sultan Veled suretini çıkarttı.Böylece sayfa sayfa büyüdü Mesnevi.Okurunu bekler şimdi."
ELİF ŞAFAK - AŞK
DOĞAN KİTAP
TÜRK EDEBİYATI-ROMAN
FİYAT : 19.90 TL
MART - 2009
PUAN : 10
Etiketler:
Aşk,
Doğan Kitap,
Elif Şafak,
İlahi Aşk,
Kitap Dünyam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




