Elif Şafak
Kağıt Helva
Doğan Kitap
153 Sayfa
Aralık 2009
Puan: 9.8
(…) Derken o yolculukta bir an geliyor, durup geriye bakma gereği duyuyorum. Geçtiğim yolları, uğradığım durakları, güzergâh boyu karşılaştıklarımı anımsıyorum.
Bu kitap dünden bugüne yazdıklarımdan ufacık bir seçkidir. Bir alıntılar kitabı. Karın doyursun diye değil, tadımlık niyetine.
Kağıdın üzerine konulmuş birkaç tatlı kelam.
Kağıt Helva…
Kitaptan Bölümler:
Ayçiçeği güneşe aşık olunca gülmekten kırılmış bütün bitkiler."Güneş gökyüzündeki tahtından bir an bile ayrılmaz.Kudretli ve ulaşılmazdır. Sen kim o kim? Vazgeç bu sevdadan" demişler hep bir ağızdan.Ayçiçeği sesini çıkarmamış. Sevdalı gözlerini dikmiş güneşe; bakmış bakmış bakmış.
Uzun müddet hiçbir şeyin farkına varmayan güneş, nihayet bir gün, ayçiçeğinin bakışlarını hissetmiş üzerinde. Önce geçici bir heves sanmış,ama zamanla yanıldığını anlamış. Ayçiçeği öyle inatçıymış ki, güneş tahtını nereye taşırsa yılmadan usanmadan o yöne çevirmiş başını.
Derken bir öğleden sonra, artık bu takipten bıkan güneş sapsarı gazabıyla kavurmuş ayçiçeğini. Daha simsiyah duman tüterken üzerinde , insanlar akın etmiş olay mahalline. "Yaşasın!" demiş içlerinde biri. "Şimdi ne güzel çitleriz bu aşkı."
Aynı gece televizyon karşısında acıklı bir aşk filmine gözyaşı dökerken , çitlemişler ayçiçeklerini.(Mahrem)
Hak aşıklarına ne cehennemde azap çekme korkusu ne cennette ödüllendirme arzusu rehberlik eder. Onlar sonsuz bir Ledun denizinde yüzer. (Aşk)
Belki de önemli olan varılacak yer değil, hatta güzergah değil, sadece gitme fikrinin kendisidir. Daimi göçebelik. Bir öte diyar arzusu. Kimileri cennetteki Tuba ağacı misali. Kökleri var var olmasına da, toprağa bağlı değil, havada, yukarıda. Kimilerinin kökleri göçebe.
Ben ağaçlardan en çok Tuba ağacına yakın hissettim hep kendimi.(Med-Cezir)
Akılcı kararlar alıp planlar yaparak hayatımızın akışını denetleyebileceğimizi zannediyoruz. Halbuki balık yüzdüğü okyanusu denetleyebilir mi? Bu sadece sahte beklentiler ve hüsranlar yaratır. (Aşk)
Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir, ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin. (Aşk)
Ağzımdan damla damla mısralar sızıyor, hem de hiç durmadan, elimde olmadan; dinleyenler şair olduğuma kanaat getirebilir, evet. Kelimeler Ülkesinin Sultanı! Ama işin aslı, bu şiirler bana ait değil. Ben sadece harfler için bir vasıtayım. Kelimeleri emredildiği gibi yazan bir hokka, divit, kalem misali; üflenen ezgiyi çalan bir ney misali, ben de sadece bir aracım.Kendi payıma düşeni yapıyorum. Ben kelimelerin efendisi değil, sadece katibiyim.Gönlüme ne fısıldanırsa onu yazıyorum. Ama fısıldayan ben değilim.. (Aşk)
İçimin tünellerine girer girmez bir fener alıyorum elime. Buralar çok karışık. Kaç defa geldim. Gene de hep kayboluyorum.(Siyah Süt)
Şeriat der ki: "Seninki senin, benim ki benim."
Tarikat der k : "Seninki senin, benimki de senin."
Marifet der ki: "Ne benimki var ne seninki."
Hakikat der ki: "Ne sen varsın ne ben." (Aşk)
Hepimizin acı çektiğini söyleyerek herkesi avutmaya alışmışsın. Oysa bu beni avutmaz. Beni ancak benden başkasının benim kadar acı çekmediğini bilmek avutabilir. (Şehrin Aynaları)
Derviş dedi ki:"İpekböceği kozadan çıkarken alın teriyle ördüğü ipeği yırtıp parçalar. Bu yüzden çiftçiler ya ipeği seçerler ya da ipekböceğini. İkisini birden koruyamazlar. Çoğu zaman ipeği kurtarmak için ipekböceğinin canını alırlar. Bir tek ipek mendil için bilir misin yüz ipekböceği can verir? Bu hikayede benim payım ipekböceğine benzer. Rumi ipektir, ilmik ilmik örülecektir. Vakit tamam olunca ipeğin bekası için ipekböceğinin ölmesi gerekir." (Aşk)
Elif Şafak Kâğıt Helva’yı anlatıyor
Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Elif Şafak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
25 Aralık 2011 Pazar
12 Ekim 2010 Salı
Siyah Süt
Siyah Süt
Elif Şafak
Doğan Kitap
Otobiyografik Roman
Kasım 2007
305 Sayfa
Puan: 8
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...
"Siyah Süt" kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye burada incelenen. Bu haliyle elinizde tuttuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.
(...)Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.
Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.
"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri
Uzun süre kitap raflarında baş köşede gördüm bu kitabı. O zamanlar Elif Şafak diye bir yazar daha ne aklıma ne de kitaplığıma girmemişti henüz. Önce "Aşk" kitabını okudum ve sonra diğer kitaplarını yavaş yavaş okumaya başladım. Yazarın bu otobiyografik romanı içlerinde en farklısı.Gerek içerik, gerek anlatım ve yazılış nedeni ve yazılırken ki ruh durumu açısından.Bir kadın olarak okunmalı ama bir erkek olarak daha çok okunmalı bence.Eşimizi, kız kardeşimizi ya da otobüsteki hamile bayanı anlamak açısından...
Kitaptan Bölümler
Bilginin sahibi yoktur. Tapusu, efendisi yoktur. Emanettir bilgi, kendinden öncekilerden alır; çoğaltır, sağaltır ve kendinden sonrakilere verirsin.
Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere "kusura bakmayın" dedikçe; bakılacak kusurları artar insanın.
Fırçayı çektiğinde avucunda onlarca minik minik delik kalıyor.Bu deliklere baktıkça ayaklı bir süzgece benzetiyor kendini kadın. Mutluluk da su gibi işte, bedeninin süzgecinde duramayıp dışarı akıyor.
Her bir karesi geometrik açıdan uyumlu bir tabloya nasıl olduysa düşüvermiş yabancı bir unsur gibi hissediyorum kendimi.Ressamın eli kayınca yanlışlıkla ekleyiverdiği bir fırça darbesiyim.Elimi ayağımı, varlığımı nereye koyacağımı bilmiyorum.
Ne var ki hayat, biz planlarımızı yaparken peşimiz sıra sessizce gelip, o pek süslü pek fiyakalı planlarımıza Miki kulakları, vampir dişler, pos bıyıklar çizen yaramaz mı yaramaz bir çocuk.
Aşk kimyasal bir bileşim. Formülünde esrar var.
Biliyor musun mutasavvıflara göre bu koskoca dünya da bir ana rahmidir aslında.
Elif Şafak
Doğan Kitap
Otobiyografik Roman
Kasım 2007
305 Sayfa
Puan: 8
Bu kitap okunur okunmaz unutulmak için yazıldı. Suya yazı yazar gibi...
"Siyah Süt" kadınlığın, kadınların hayatının kasvetli ve karanlık ama son tahlilde geçici bir dönemiyle ilgili. Birdenbire gelen ve geldiği gibi hızla dalgalar halinde çekile çekile giden bir haletiruhiye burada incelenen. Bu haliyle elinizde tuttuğunuz kitap bir nevi tanıklık. Otobiyografik bir roman.
(...)Annelik dünyanın en yaşanılası, en muhteşem lütuflarından biri; güzel ki hem de nasıl. Aldığı tüm övgüleri fazlasıyla hak ediyor.
Öylesine benzersiz, öylesine kıymetli... aynı zamanda çetrefil, karmaşık ve kimi zaman hayli ağır.
"Siyah Süt, cesur, şaşırtıcı, tılsımlı bir roman: Bunca kötülüğün ortasında, bize umut veriyor Elif Şafak, dayanabilmek, direnebilmek ve sonra hayata, bir mucize gibi, yeniden başlayabilmek için." Selim İleri
Uzun süre kitap raflarında baş köşede gördüm bu kitabı. O zamanlar Elif Şafak diye bir yazar daha ne aklıma ne de kitaplığıma girmemişti henüz. Önce "Aşk" kitabını okudum ve sonra diğer kitaplarını yavaş yavaş okumaya başladım. Yazarın bu otobiyografik romanı içlerinde en farklısı.Gerek içerik, gerek anlatım ve yazılış nedeni ve yazılırken ki ruh durumu açısından.Bir kadın olarak okunmalı ama bir erkek olarak daha çok okunmalı bence.Eşimizi, kız kardeşimizi ya da otobüsteki hamile bayanı anlamak açısından...
Kitaptan Bölümler
Bilginin sahibi yoktur. Tapusu, efendisi yoktur. Emanettir bilgi, kendinden öncekilerden alır; çoğaltır, sağaltır ve kendinden sonrakilere verirsin.
Bilmiyor ki özür dilemek de bir bağımlılık olabilir; yerli yersiz durmadan etrafındakilere "kusura bakmayın" dedikçe; bakılacak kusurları artar insanın.
Fırçayı çektiğinde avucunda onlarca minik minik delik kalıyor.Bu deliklere baktıkça ayaklı bir süzgece benzetiyor kendini kadın. Mutluluk da su gibi işte, bedeninin süzgecinde duramayıp dışarı akıyor.
Her bir karesi geometrik açıdan uyumlu bir tabloya nasıl olduysa düşüvermiş yabancı bir unsur gibi hissediyorum kendimi.Ressamın eli kayınca yanlışlıkla ekleyiverdiği bir fırça darbesiyim.Elimi ayağımı, varlığımı nereye koyacağımı bilmiyorum.
Ne var ki hayat, biz planlarımızı yaparken peşimiz sıra sessizce gelip, o pek süslü pek fiyakalı planlarımıza Miki kulakları, vampir dişler, pos bıyıklar çizen yaramaz mı yaramaz bir çocuk.
Aşk kimyasal bir bileşim. Formülünde esrar var.
Biliyor musun mutasavvıflara göre bu koskoca dünya da bir ana rahmidir aslında.
Araf
Araf
Elif Şafak
Metis Yayınları
Nisan 2004
345 Sayfa
Puan: 7.5
Kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri de olmayan mı?
İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir - bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer - ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamının birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.
Kitaptan Bölümler
Sevgililerimizi elimizden kaçırmaktan ölesiye korktuğumuz için onlardan gelecek değişime inatla direniriz, oysa belki de aşkla beraber gelen değişim tek kurtarıcımız olacak hayatta.
Aşık olmak sevgilinin isimlerini kendine mal etmektir, aşkın bitmesi ise isimlerin iadesi.
Yahudilerin tam da ölüme ramak kala bir hastaya isim vermek adetleri bu yüzden. Ölüm döşeğinde yatanların isimlerini değiştirirlerdi, ikinci bir hayat şansı verebilmek için onlara.
İsimler böyledir işte, bir insana dair ilk ve en kolay öğrenilen, ama aslında en zor sahip olunabilen.
Rastlantıların kendilerine has bir büyüsü vardır. Yeterince ani ve keyifliyseler bir de her biri fani yapımı minyatür boy mucizeler gibi görünebilir maruz kalanların gözlerine, özellikle de çaresizlerin.
İnsan toplulukları zıt dinamiklerle işler. Son tahlilde herkes yana yakıla popülerlik peşinde olsa da popüler olmayan, içine kapanık birine duyulan genel talep, popüler ve dışa dönük birine yönelik genel talebi geçebilir. İçe kapanık insanlar oksijen gibidir, etrafta olduklarında belli bir değerleri yoktur ama olmadıklarında acilen ihtiyaç duyulur varlıklarına.
Ölü bebekler doğuran ve ölenleri yasını bile tutmadan hemen yenilerine hamile kalan, o her şeyi kapsayıcı, yutucu rahimdi zaman.İnsanı daha uzun süre boğabilmek için azar azar boğuyor, azıcık soluklanmaya yetecek havayı vermeyi ihmal etmiyordu.
...ancak geçerken istasyonda yan yana gelmiş iki tren kadar yakın olduklarını, yola çıkış anı geldiğinde zıt yönlere hareket edeceklerini fark etmişti.
İnsanlar seninle yemek yerse sana ihanet ederler ama bir köpek seninle yemek yerse bil ki seni sevdiği içindir.
"Umarım hayatın cennet olur," bir sevgilinin aynaya yazılmış lanetidir. Bütün aynalarda olduğu gibi burada da sağ solda, sol sağdadır, yani cennet aslında cehennemdir.
Bundan böyle beni onurlandıran ilişkilerimi sürdürüp, onurlandırmayanları bitireceğim. ... Bir ilişkide ne zaman kalmam gerektiğini ... onu ne zaman bırakacağımı bileceğim.
Adaletsizliğiyle nam salmış bir yargıç karşısında, kanunları kendisine yabancı olan bir mahkemede tek başına yapmak zorunda kaldığı, kaybetmeye mahkum bir savunma yaparcasına, kendi masumiyetinden emin de olsa bunu kanıtlamasının hiç yolu olmadığını teslim edercesine konuşmuştu.
Sıkı sıkı dokunmuş ahlak kumaşında, gayet dünyevi bir ilmiğin kaçık olduğunu bilmiyordu kimse.
Ben kimim, ne istiyorum, illa ki istemek zorunda mıyım... birini, bir şeyi... illa ki olmak zorunda mıyım... birisi, bir şey? Belki aşk sevgiliyi kazanmayı değil, kendini onda kaybetmeyi gerektirir.
İnsan kendisi için hala kurtuluş ümidi olduğuna ve günün birinde özel birinin bunu mümkün kılacağına inanıyor.
Elif Şafak
Metis Yayınları
Nisan 2004
345 Sayfa
Puan: 7.5
Kim gerçek yabancı - bir ülkede yaşayıp başka bir yere ait olduğunu bilen mi, yoksa kendi ülkesinde yabancı hayatı sürüp, ait olacak başka bir yeri de olmayan mı?
İsimlerin yabancı memleketlere ayak uydurma sürecinde muhakkak bir şeyler eksilir - bazen bir nokta, bazen bir harf ya da vurgu. Yabancının isminin başına gelenler pişmiş tavuğun olmasa da pişmiş ıspanağın başına gelenlere benzer - ana malzemeye yeni bir tat eklenmesine eklenmiştir de kalıpta gözle görülür bir çekme olmuştur bu arada. Yabancı işte ilk bu fireyi vermeyi öğrenir. Yabancı bir ülkede yaşamının birinci icabı insanın en aşina olduğu şeye, ismine yabancılaşmasıdır.
Kitaptan Bölümler
Sevgililerimizi elimizden kaçırmaktan ölesiye korktuğumuz için onlardan gelecek değişime inatla direniriz, oysa belki de aşkla beraber gelen değişim tek kurtarıcımız olacak hayatta.
Aşık olmak sevgilinin isimlerini kendine mal etmektir, aşkın bitmesi ise isimlerin iadesi.
Yahudilerin tam da ölüme ramak kala bir hastaya isim vermek adetleri bu yüzden. Ölüm döşeğinde yatanların isimlerini değiştirirlerdi, ikinci bir hayat şansı verebilmek için onlara.
İsimler böyledir işte, bir insana dair ilk ve en kolay öğrenilen, ama aslında en zor sahip olunabilen.
Rastlantıların kendilerine has bir büyüsü vardır. Yeterince ani ve keyifliyseler bir de her biri fani yapımı minyatür boy mucizeler gibi görünebilir maruz kalanların gözlerine, özellikle de çaresizlerin.
İnsan toplulukları zıt dinamiklerle işler. Son tahlilde herkes yana yakıla popülerlik peşinde olsa da popüler olmayan, içine kapanık birine duyulan genel talep, popüler ve dışa dönük birine yönelik genel talebi geçebilir. İçe kapanık insanlar oksijen gibidir, etrafta olduklarında belli bir değerleri yoktur ama olmadıklarında acilen ihtiyaç duyulur varlıklarına.
Ölü bebekler doğuran ve ölenleri yasını bile tutmadan hemen yenilerine hamile kalan, o her şeyi kapsayıcı, yutucu rahimdi zaman.İnsanı daha uzun süre boğabilmek için azar azar boğuyor, azıcık soluklanmaya yetecek havayı vermeyi ihmal etmiyordu.
...ancak geçerken istasyonda yan yana gelmiş iki tren kadar yakın olduklarını, yola çıkış anı geldiğinde zıt yönlere hareket edeceklerini fark etmişti.
İnsanlar seninle yemek yerse sana ihanet ederler ama bir köpek seninle yemek yerse bil ki seni sevdiği içindir.
"Umarım hayatın cennet olur," bir sevgilinin aynaya yazılmış lanetidir. Bütün aynalarda olduğu gibi burada da sağ solda, sol sağdadır, yani cennet aslında cehennemdir.
Bundan böyle beni onurlandıran ilişkilerimi sürdürüp, onurlandırmayanları bitireceğim. ... Bir ilişkide ne zaman kalmam gerektiğini ... onu ne zaman bırakacağımı bileceğim.
Adaletsizliğiyle nam salmış bir yargıç karşısında, kanunları kendisine yabancı olan bir mahkemede tek başına yapmak zorunda kaldığı, kaybetmeye mahkum bir savunma yaparcasına, kendi masumiyetinden emin de olsa bunu kanıtlamasının hiç yolu olmadığını teslim edercesine konuşmuştu.
Sıkı sıkı dokunmuş ahlak kumaşında, gayet dünyevi bir ilmiğin kaçık olduğunu bilmiyordu kimse.
Ben kimim, ne istiyorum, illa ki istemek zorunda mıyım... birini, bir şeyi... illa ki olmak zorunda mıyım... birisi, bir şey? Belki aşk sevgiliyi kazanmayı değil, kendini onda kaybetmeyi gerektirir.
İnsan kendisi için hala kurtuluş ümidi olduğuna ve günün birinde özel birinin bunu mümkün kılacağına inanıyor.
6 Ekim 2010 Çarşamba
Baba ve Piç
Baba ve Piç
Elif Şafak
Metis Yayınları
Mart 2006
376 Sayfa
Puan: 8
"Kocanızın izni lazım elbette," diye devam etti sekreter, artık cıvıltılı olmayan sesiyle. "Tabii eğer evliyseniz...?"
Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti, "utanç" pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu.
Neyse ki kocanın olmayışı formalitelerde bir avantaja dönüştü. Görünüşe göre kimsenin yazılı iznini almasına gerek yoktu. Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul'da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.
Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.
Elif Şafak'ı vatan haini yapan kitap.Yazarın "Aşk" romanından sonra en sevdiğim kitabı.Olaylar, kesişmeler, Türkler, Ermeniler... yazar yine kelimelerle oynamış ama bu sefer romanında olaylar fazla, bu nedenle okuyucuyu çok fazla sıkmıyor.
Kitaptan Bölümler
İnsan sesinin saflığıyla okunması gereken ezanın mikrofonlar ve hoparlörle şehrin üzerinde kükreyen bir elektro-tarrakaya dönüşüp insanlıktan çıkmasından oldum olası nefret ederdi.
Hayatta başarmak için yeteneğin ya da sebebin yoksa, uğraşma boşuna, bir şey olmakla yetin. Sahip olma, sadece ol.
...
Varolmak için yeteneğin ya da geçerli bir sebebin yoksa, sadece tahammül et hayata.
Toplum ile Benlik arasında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asmaköprü varsa , umutsuzca ikisini bağlamak yerine, pekala asmaköprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin.
Sırf içine doğdukları öğretileri ezberleyerek ahkam kesen kopyacı din fanatiklerinden daha makbul olmalı dinsizliği...
Diyasporadaki Ermeniler arasında Türklerin soykırımı kabul etmesini asla istemeyecek olanlar var.Çünkü Türkler bunu kabul edecek olurlarsa ayağımızın altındaki halıyı çekip, bizi bir arada tutan en güçlü ve belki de tek bağı ortadan kaldıracaklar. Tıpkı Türklerin yapılan haksızlığı inkar etme alışkanlığı olması gibi, Ermenilerin de yapılan haksızlığın hatırasına dört elle yapışıp, "mazlum" kimliğinin keyfini sürme alışkanlığı var. Görünüşe göre her iki tarafın da değişmesi şart. İki tarafın da acilen terk etmesi gereken kabuklanmış dogmaları var.
Elif Şafak
Metis Yayınları
Mart 2006
376 Sayfa
Puan: 8
"Kocanızın izni lazım elbette," diye devam etti sekreter, artık cıvıltılı olmayan sesiyle. "Tabii eğer evliyseniz...?"
Odadakilerin meraklı bakışları üzerinde ağırlaştı. Ne var ki Zeliha'nın yüzünde ne sıkıntıdan eser vardı ne mahcubiyetten. Bu toplumsal işkenceden keyif alıyor değildi elbette ama içinden bir ses başkalarının fikirlerini ve yargılarını umursamamayı öğütlemişti ona. Ne de olsa fark etmeyecekti sonuç olarak. Son zamanlarda bazı kelimeleri kişisel sözlüğünden çıkarmaya karar vermişti, "utanç" pekâlâ bunlardan biri olabilirdi. Bu kürtaja onay verecek bir koca yoktu ortada. Bu çocuğun bir babası yoktu.
Neyse ki kocanın olmayışı formalitelerde bir avantaja dönüştü. Görünüşe göre kimsenin yazılı iznini almasına gerek yoktu. Bürokratik düzenlemeler, evli çiftlerin bebeklerini kurtarmak için gösterdikleri özeni evlilik dışı doğan bebekler için göstermiyordu anlaşılan. Babasız bir çocuk neticede bir piçti ve İstanbul'da bir piç, sallanan bir diş gibi her an düşmeye hazırdı.
Baba ve Piç, İstanbul-San Francisco hattında gidip geliyor: Müslüman-Türk Kazancı ailesiyle Ermeni asıllı Amerikalı Çakmakçıyanların 90 yıla yayılan öyküleri iç içe. Kederli bir geçmişi tamamen unutmak mı daha doğru, geçmiş bilincini beraberinde taşımak mı? Diğer yandan bir kadınlar romanı Baba ve Piç: Erkeklerin apansız ve açıklamasız ölüverdiği, geriye hep kadınların kaldığı bir sülaleden dört kuşak kadının hikâyesi. Anneannelerin, ciciannelerin, teyzelerin hafızalarıyla can bulan bu romanı severek okuyacaksınız.
Elif Şafak'ı vatan haini yapan kitap.Yazarın "Aşk" romanından sonra en sevdiğim kitabı.Olaylar, kesişmeler, Türkler, Ermeniler... yazar yine kelimelerle oynamış ama bu sefer romanında olaylar fazla, bu nedenle okuyucuyu çok fazla sıkmıyor.
Kitaptan Bölümler
İnsan sesinin saflığıyla okunması gereken ezanın mikrofonlar ve hoparlörle şehrin üzerinde kükreyen bir elektro-tarrakaya dönüşüp insanlıktan çıkmasından oldum olası nefret ederdi.
Hayatta başarmak için yeteneğin ya da sebebin yoksa, uğraşma boşuna, bir şey olmakla yetin. Sahip olma, sadece ol.
...
Varolmak için yeteneğin ya da geçerli bir sebebin yoksa, sadece tahammül et hayata.
Toplum ile Benlik arasında derin bir uçurum, onun üzerinde de sarsak bir asmaköprü varsa , umutsuzca ikisini bağlamak yerine, pekala asmaköprüyü yakıp Topluma uzaktan veda etmek suretiyle, ebediyen Benliğin tarafında kalabilirsin.
Sırf içine doğdukları öğretileri ezberleyerek ahkam kesen kopyacı din fanatiklerinden daha makbul olmalı dinsizliği...
Diyasporadaki Ermeniler arasında Türklerin soykırımı kabul etmesini asla istemeyecek olanlar var.Çünkü Türkler bunu kabul edecek olurlarsa ayağımızın altındaki halıyı çekip, bizi bir arada tutan en güçlü ve belki de tek bağı ortadan kaldıracaklar. Tıpkı Türklerin yapılan haksızlığı inkar etme alışkanlığı olması gibi, Ermenilerin de yapılan haksızlığın hatırasına dört elle yapışıp, "mazlum" kimliğinin keyfini sürme alışkanlığı var. Görünüşe göre her iki tarafın da değişmesi şart. İki tarafın da acilen terk etmesi gereken kabuklanmış dogmaları var.
28 Eylül 2010 Salı
Mahrem
Mahrem
Elif Şafak
Metis Yayınları
Ağustos 2000
229 Sayfa
Puan: 7
Görmeye ve görülmeye dair bir roman...
gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez.
Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim! ' diye hitap edilir. -ELİF ŞAFAK-
Kitaptan Bölümler
Bozuk diye kaldırıldığı köşede, durduk yerde aşka gelip çalışmaya başlayan hantal bir saatti hayat. Kuruyordum ben de.Nicedir geride kalışını tedavi etmek istercesine deli gibi çırpınıyordu şimdi.
Zühre: Derler ki,aşk da unutulurmuş her şey gibi,hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulurmuş aşk.
Neyse ki, Zühre yıldızı varmış göğün üçüncü katında. Halen aşık olup olmadıklarını ve eğer aşıklarsa kime aşık olduklarını hatırlayamayanlar, göğün üçüncü katına çıkıp, Zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış.Baktıklarında gördükleri yüz, aşık oldukları kişinin yüzü olurmuş.
Derler ki,bazıları sadece zifiri karanlık görürmüş aynada.Böylelerin hafızalarından şüphe etmeleri yersizmiş. Çünkü tekleyen hafızaları değil,yürekleriymiş.
Adem ile Havva: Adem ile Havva, yasak elmanın tadına varınca,farklılıklarını gördüler ilk defa.Utanıp, incir yapraklarıyla örtmek istediler çıplaklıklarını.Ama birinde bir, ötekinde üç incir yaprağı vardı. Sayı saymayı da öğrenince, bir daha hiç aynı olamadılar.
Geçmiş,bugün ve gelecek...hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi çiziyoruz. Bu yüzden geçmişin geçip gittiğine, geleceğin henüz gelmediğine inanıyoruz.Ve en kötüsü,zamanı önceden çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz.Ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur.
...
Keşke zaman hiç ayılmasa.Düz çizgide dümdüz yürümeyi bir türlü başaramasa.Keşke hep yalpalasa,saçmalasa,parçalasa.Biz de bakıp bakıp,yaptıklarını kınasak ve bir daha hiçbir şeyimizi ona havale etmeye kalkmasak.
Bazen tepetaklak olur yürek. Aheste revan giderken kendi yolunda, göğüs kafesine toslar küttedek.Yüzüstü kapaklanıverir yere.Bir yerlerinin fena halde kırıldığını hisseder kalkmaya yeltenip de kalkamadığını gördüğünde. Üzerini yoklar ama dışarıdan belli olan bir yara filan bulamaz.Haykırır var gücüyle:"Derhal çıkmam gerek.Çıkmam gerek!" Zar zor doğrulur, ağlaya sızlaya saldırır kafesinin demirlerine. Ve nihayet göğüs kafesinden kurtulmayı başardığında, ne yöne gideceğini kestiremeden bakakalır önüsıra uzanan yollara; daha evvel ayak basmadığı topraklara. Yollar yollara karışır. Sular bulanır.
Elmas bir gözdür yürek.Ve çizilmeyegörsün bir kere,artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme.
İnsan ait olduğu resimde ya güçlü ya da zayıf, ya çirkin ya da güzel, ya biricik ya da sıradandır. Ama ait olmadığı bir resmin içinde sıfatlarını kaybediverir.Bir de bakarsın ki, aslında o kadar güçlü değilmiş ya da o kadar zayıf. Ne o kadar çirkin ne de o kadar güzelmiş.Sen de dene. İnsanları en son ait olabilecekleri fotoğraf karelerine yerleştir ve bir de öyle bak onlara.
unutmak: göz temizliği
veda: ..."Neden baktın neyi geride bıraktığına?Söylesene, insan terk ettiği şeye neden dönüp bakar son bir defa?"
Elif Şafak
Metis Yayınları
Ağustos 2000
229 Sayfa
Puan: 7
Görmeye ve görülmeye dair bir roman...
gözbebeği: İnsanlarda yuvarlak, hayvanların çoğunda ise dikine elips biçiminde olan gözbebeğinin çapı, irise gelen ışığın miktarına göre değişir.Karanlık ve uzaklık büyütür gözbebeğini; aydınlık ve yakınlık küçültür. Yani bu kararsız çember, ışık varsa küçülür, ışık yoksa büyür. Yakına bakarken de küçüldüğüne göre, yakın olan aydınlıktır, aydınlıktadır. Uzağın payına karanlık düşer. Zaten karanlığı kimse yakından görmek istemez.
Aşık olunca da büyür gözbebeği; demek ki aşık olunan hep uzaktadır. Aradaki mesafenin verdiği acıyı azaltmak için, maşuka 'gözbebeğim! ' diye hitap edilir. -ELİF ŞAFAK-
Kitaptan Bölümler
Bozuk diye kaldırıldığı köşede, durduk yerde aşka gelip çalışmaya başlayan hantal bir saatti hayat. Kuruyordum ben de.Nicedir geride kalışını tedavi etmek istercesine deli gibi çırpınıyordu şimdi.
Zühre: Derler ki,aşk da unutulurmuş her şey gibi,hem de yaşanıp bittikten, soğuyup küllendikten sonra değil, tam da doludizgin devam ederken unutulurmuş aşk.
Neyse ki, Zühre yıldızı varmış göğün üçüncü katında. Halen aşık olup olmadıklarını ve eğer aşıklarsa kime aşık olduklarını hatırlayamayanlar, göğün üçüncü katına çıkıp, Zühre yıldızının elindeki aşk aynasına bakarlarmış.Baktıklarında gördükleri yüz, aşık oldukları kişinin yüzü olurmuş.
Derler ki,bazıları sadece zifiri karanlık görürmüş aynada.Böylelerin hafızalarından şüphe etmeleri yersizmiş. Çünkü tekleyen hafızaları değil,yürekleriymiş.
Adem ile Havva: Adem ile Havva, yasak elmanın tadına varınca,farklılıklarını gördüler ilk defa.Utanıp, incir yapraklarıyla örtmek istediler çıplaklıklarını.Ama birinde bir, ötekinde üç incir yaprağı vardı. Sayı saymayı da öğrenince, bir daha hiç aynı olamadılar.
Geçmiş,bugün ve gelecek...hepsini peşpeşe dizip, dümdüz bir çizgi çiziyoruz. Bu yüzden geçmişin geçip gittiğine, geleceğin henüz gelmediğine inanıyoruz.Ve en kötüsü,zamanı önceden çizdiğimiz bu dümdüz çizgide yürümeye mecbur tutuyoruz.Ama belki de o burnunun ucunu göremeyecek kadar sarhoştur.
...
Keşke zaman hiç ayılmasa.Düz çizgide dümdüz yürümeyi bir türlü başaramasa.Keşke hep yalpalasa,saçmalasa,parçalasa.Biz de bakıp bakıp,yaptıklarını kınasak ve bir daha hiçbir şeyimizi ona havale etmeye kalkmasak.
Bazen tepetaklak olur yürek. Aheste revan giderken kendi yolunda, göğüs kafesine toslar küttedek.Yüzüstü kapaklanıverir yere.Bir yerlerinin fena halde kırıldığını hisseder kalkmaya yeltenip de kalkamadığını gördüğünde. Üzerini yoklar ama dışarıdan belli olan bir yara filan bulamaz.Haykırır var gücüyle:"Derhal çıkmam gerek.Çıkmam gerek!" Zar zor doğrulur, ağlaya sızlaya saldırır kafesinin demirlerine. Ve nihayet göğüs kafesinden kurtulmayı başardığında, ne yöne gideceğini kestiremeden bakakalır önüsıra uzanan yollara; daha evvel ayak basmadığı topraklara. Yollar yollara karışır. Sular bulanır.
Elmas bir gözdür yürek.Ve çizilmeyegörsün bir kere,artık hep sedefsi bir yırtıkla bakacaktır cümle aleme.
İnsan ait olduğu resimde ya güçlü ya da zayıf, ya çirkin ya da güzel, ya biricik ya da sıradandır. Ama ait olmadığı bir resmin içinde sıfatlarını kaybediverir.Bir de bakarsın ki, aslında o kadar güçlü değilmiş ya da o kadar zayıf. Ne o kadar çirkin ne de o kadar güzelmiş.Sen de dene. İnsanları en son ait olabilecekleri fotoğraf karelerine yerleştir ve bir de öyle bak onlara.
unutmak: göz temizliği
veda: ..."Neden baktın neyi geride bıraktığına?Söylesene, insan terk ettiği şeye neden dönüp bakar son bir defa?"
Şehrin Aynaları
Şehrin Aynaları
Elif Şafak
Doğan Kitap
Mart 2009
298 Sayfa
Puan: 7.5
"Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor. Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.”
… Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
“Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.”
"Aşk" romanından sonra gözüme giremeyen Elif Şafak, yurt dışı maceralarına rağmen bence Türkiye'de kelime oyunlarını en iyi yapan kişi.Bu yönüne o kadar hayranım ki bazen ben de denemeler yapıyorum.Kelimelere hükmedişi benim için Aşk romanı hariç okuduğum her romanında olayın-hikayenin önüne geçti.Bu yüzden kitabı genel olarak beğenmesem de içinde o kadar değerli parçalar saklıyor ki Türkçe'ye saygımdan okuyorum kitabı. Bana sabrı öğreten yazardır kendisi.
Kitaptan Bölümler
Kuyu derin, kovanın aşağılardan çıkıp gelmesi yıllara bakıyor ve kova şu an hızla aşağılara iniyor, senin eğilip arkasından bakabileceğinden de çabuk.(Franz Kafka,Bir Savaşın Tasviri)
Ne yazık ki, kendi varlığı başkalarının yokluğunu gerektiriyordu. Var olabilmek için yok etmeye mahkumdu.Bu kısırdöngüden kurtulabilmek için belki de kendini ortadan kaldırması gerektiğini düşünüyor ama buna bir türlü cesaret edemiyordu. Her ne olursa olsun, hayatı seviyordu ölüm.
Bu adamın acısının bir ayine dönüştürülmesi ne gariptir.(Halil Cibran, İnsanoğlu İsa)
Her şey tersine gidiyor...kitaplar hocasız ve hocalar kitapsız... gençler halsizleşiyor ve yaşlılar gençleşiyor...yaratıklar insanı oynuyor ve insanlar da yaratığı...(Baltazar Gracian,Criticon)
"Çık dışarı Rizzoni.Işığa gel!"
Rizzoni kendi kendine mırıldanarak cevapladı onları:"Cahiller!Budalalar!Benim ışığım içimde!"
Ben, sevgili hanımefendi, ait olduğunuz çemberin öteki yarısıyım. Ne yazık ki,bana muhtaç olduğunuzu görecek gözlerden yoksunsunuz.Sizin bu cehaletiniz ve gafletiniz yüzünden çemberimiz bir türlü dönemiyor.
Bilmemek,kendi gölgenden korkmana sebep olur,bilmekse başkalarının gölgesinden.Biri içeriden kuşatır seni, öteki dışarıdan.
"İşte benim şehrim böyle olmalı. Şehir dediğin bir çember olmalı." Aynen böyle söylemişti Halife El-Mansur; çünkü gayet iyi biliyormuş ki,çemberin ortasında durduğunda herkese eşit mesafede olacakmış. İster yoksul, ister zengin olsun;ister doğuştan bahtsız, ister mal mülk içinde yüzüyor olsun...herkese, her şeye eşit uzaklıkta.Adaleti sağlayabilmek için, şehrini çemberden yapmayı arzulamış.
İnsanın şu fingirdek alevle öpüşmesi, öpüşüp de sarı, sıcak ateş olması, ateş olup da kendi küllerini havaya savurması belki de o kadar korkunç bir şey değildi.Ateş olunca yanmaktan korkmak manasızdı,çünkü ateş dediğin yakar ama yanmazdı.
Ayak uçlarında bir ürperti hissetti.Önce bunun o aç farelerden biri olduğunu sandı.Cesaretini toplayıp baktığında, tanıdı onu.Bu korku böceğiydi. Şimdilik yolu uzundu. Henüz ayak uçlarındaydı.Fakat hızlı bir böcekti o, çok çabuk yol alırdı.
Tanımadığım daha kaç kişi var içimde yaşayan?
İçimi görmüyor musun?Bu kap alabileceğinden fazlasını aldı.Artık tek bir damla bile yeter.Akmak istiyorum.
Vaktiyle bir dostum, can dostum bana dünyayı gezip görmek istediğini söylemişti.Gülmüştüm ona.Fakat sonra hak vermiştim.Evet, o dünyayı gezip görmeliydi.Oysa ben...ben öyle değildim.Ben zaten dünyaydım.
Aynalar şehrine geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikaye içindeyim.Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim.
Elif Şafak
Doğan Kitap
Mart 2009
298 Sayfa
Puan: 7.5
"Aynalar şehrine geldim çünkü benim hikâyemin önünü, benden evvel kaleme alınmış bir başka hikâye tıkıyor. Aynalar şehrindeyim çünkü bir kez şu bendi yıkabilsem sular çağlayacak, deli deli akacak; hissediyorum.”
… Bazen, hakikat bütün çirkinliği ve çirkefiyle karşıma dikildiğinde, akıbetimi allayıp pullamak, süsleyip püslemek gelmiyor içimden. Böyle zamanlarda gözlerimi kapatıp, usulca arkama yaslanıyorum ve küfre özenen kelimelerin dişlerimin arasında bıraktığı o kekremsi tatla oyalanıyorum.
“Aynalar şehrindeyim çünkü ben bir korkağım; ve ne olduğunu bilen her korkak gibi, bu sırrı kendime saklıyorum.”
"Aşk" romanından sonra gözüme giremeyen Elif Şafak, yurt dışı maceralarına rağmen bence Türkiye'de kelime oyunlarını en iyi yapan kişi.Bu yönüne o kadar hayranım ki bazen ben de denemeler yapıyorum.Kelimelere hükmedişi benim için Aşk romanı hariç okuduğum her romanında olayın-hikayenin önüne geçti.Bu yüzden kitabı genel olarak beğenmesem de içinde o kadar değerli parçalar saklıyor ki Türkçe'ye saygımdan okuyorum kitabı. Bana sabrı öğreten yazardır kendisi.
Kitaptan Bölümler
Kuyu derin, kovanın aşağılardan çıkıp gelmesi yıllara bakıyor ve kova şu an hızla aşağılara iniyor, senin eğilip arkasından bakabileceğinden de çabuk.(Franz Kafka,Bir Savaşın Tasviri)
Ne yazık ki, kendi varlığı başkalarının yokluğunu gerektiriyordu. Var olabilmek için yok etmeye mahkumdu.Bu kısırdöngüden kurtulabilmek için belki de kendini ortadan kaldırması gerektiğini düşünüyor ama buna bir türlü cesaret edemiyordu. Her ne olursa olsun, hayatı seviyordu ölüm.
Bu adamın acısının bir ayine dönüştürülmesi ne gariptir.(Halil Cibran, İnsanoğlu İsa)
Her şey tersine gidiyor...kitaplar hocasız ve hocalar kitapsız... gençler halsizleşiyor ve yaşlılar gençleşiyor...yaratıklar insanı oynuyor ve insanlar da yaratığı...(Baltazar Gracian,Criticon)
"Çık dışarı Rizzoni.Işığa gel!"
Rizzoni kendi kendine mırıldanarak cevapladı onları:"Cahiller!Budalalar!Benim ışığım içimde!"
Ben, sevgili hanımefendi, ait olduğunuz çemberin öteki yarısıyım. Ne yazık ki,bana muhtaç olduğunuzu görecek gözlerden yoksunsunuz.Sizin bu cehaletiniz ve gafletiniz yüzünden çemberimiz bir türlü dönemiyor.
Bilmemek,kendi gölgenden korkmana sebep olur,bilmekse başkalarının gölgesinden.Biri içeriden kuşatır seni, öteki dışarıdan.
"İşte benim şehrim böyle olmalı. Şehir dediğin bir çember olmalı." Aynen böyle söylemişti Halife El-Mansur; çünkü gayet iyi biliyormuş ki,çemberin ortasında durduğunda herkese eşit mesafede olacakmış. İster yoksul, ister zengin olsun;ister doğuştan bahtsız, ister mal mülk içinde yüzüyor olsun...herkese, her şeye eşit uzaklıkta.Adaleti sağlayabilmek için, şehrini çemberden yapmayı arzulamış.
İnsanın şu fingirdek alevle öpüşmesi, öpüşüp de sarı, sıcak ateş olması, ateş olup da kendi küllerini havaya savurması belki de o kadar korkunç bir şey değildi.Ateş olunca yanmaktan korkmak manasızdı,çünkü ateş dediğin yakar ama yanmazdı.
Ayak uçlarında bir ürperti hissetti.Önce bunun o aç farelerden biri olduğunu sandı.Cesaretini toplayıp baktığında, tanıdı onu.Bu korku böceğiydi. Şimdilik yolu uzundu. Henüz ayak uçlarındaydı.Fakat hızlı bir böcekti o, çok çabuk yol alırdı.
Tanımadığım daha kaç kişi var içimde yaşayan?
İçimi görmüyor musun?Bu kap alabileceğinden fazlasını aldı.Artık tek bir damla bile yeter.Akmak istiyorum.
Vaktiyle bir dostum, can dostum bana dünyayı gezip görmek istediğini söylemişti.Gülmüştüm ona.Fakat sonra hak vermiştim.Evet, o dünyayı gezip görmeliydi.Oysa ben...ben öyle değildim.Ben zaten dünyaydım.
Aynalar şehrine geldim çünkü benden evvel yazılmış bir hikaye içindeyim.Aynalar şehrindeyim çünkü kim olduğumun peşindeyim.
11 Ağustos 2010 Çarşamba
Güncel Haberler
Elbistan ve Kahramanmaraş'taki hastanelerde onkoloji servisi olmadığı için Gaziantep'e giden hastaya 2011 yılının şubat ayına randevu verildi. Hasta o tarihe kadar yaşarsa rapor alacak. Bu raporun ilgili kurumlar tarafından kabul edilmesi halinde ise üç ayda bir mağdur maaşı almaya hak kazanacak.
İtalya'da, toplam 2 milyon Euro değerinde madeni para taşıyan araç devrilince, yüz binlerce bozukluk yola saçıldı.sürücülerin ne kadar paraya el koydukları henüz bilinmiyor.
Çin'de yapılacak nüfus sayımında görev yapmak üzere 6,5 milyon kişinin işe alınması öngörülüyor.
Fethiye'de karısıyla kavga eden adam denize atlayıp elbiseleriyle yüzmeye başladı. 1,5 saat suda kalan adamı ekipler güçlükle ikna etti.
Elif Şafak'ın 'Aşk' romanı, en kısa sürede en çok satan roman unvanını toplam 500.000 adet kitap sayısıyla sürdürüyor.
Bartın'da bir turnuvada, kırmızı kart 50, sarı kart 25 TL'ye affediliyor; başka bir takımdan transfer yapmak da mümkün. Oyunun kurallarındaki bu değişikliklerin amacı ise masrafları çıkarmak.
Manisa-Kayabaşı Mahallesi, köylülerin yıllar süren taleplerinin karşılık bulmasıyla 2010 yılında da olsa elektriğe kavuştu. Sıra suda!
Türkiye'de kişi başı yıllık ortalama diş macunu tüketimi, Avrupa ülkelerinin 4'te 1'i kadar gerçekleşiyor.Türkiye'de bir kişi haftada ortalama 1,5 defa dişlerini fırçalıyor, uzmanlar ise günde en az 2 defa ve 2 dakika boyunca dişlerin fırçalanmasını tavsiye ediyor.
Bu yıl 29'uncusu düzenlenen İstanbul Kitap Fuarı'nın ilk kez 'Onur Konuğu' olacak. İspanya'nın kültürü ve edebiyatı, etkinliklerle tanıtılacak. İspanya edebiyatının önemli yazarları da fuarda Türk okurlarla buluşacak.
Çin'e göre dünyanın en güzel kadınlarının bulunduğu ülkeler: Rusya,İspanya,Hollanda,Hırvatistan,İtalya,Almanya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka,Türkiye. Listenin son sırasında ise İsveç bulunuyor.
kaynak: ntvmsnbc
İtalya'da, toplam 2 milyon Euro değerinde madeni para taşıyan araç devrilince, yüz binlerce bozukluk yola saçıldı.sürücülerin ne kadar paraya el koydukları henüz bilinmiyor.Çin'de yapılacak nüfus sayımında görev yapmak üzere 6,5 milyon kişinin işe alınması öngörülüyor.
Fethiye'de karısıyla kavga eden adam denize atlayıp elbiseleriyle yüzmeye başladı. 1,5 saat suda kalan adamı ekipler güçlükle ikna etti.
Elif Şafak'ın 'Aşk' romanı, en kısa sürede en çok satan roman unvanını toplam 500.000 adet kitap sayısıyla sürdürüyor.
Bartın'da bir turnuvada, kırmızı kart 50, sarı kart 25 TL'ye affediliyor; başka bir takımdan transfer yapmak da mümkün. Oyunun kurallarındaki bu değişikliklerin amacı ise masrafları çıkarmak.
Manisa-Kayabaşı Mahallesi, köylülerin yıllar süren taleplerinin karşılık bulmasıyla 2010 yılında da olsa elektriğe kavuştu. Sıra suda!
Türkiye'de kişi başı yıllık ortalama diş macunu tüketimi, Avrupa ülkelerinin 4'te 1'i kadar gerçekleşiyor.Türkiye'de bir kişi haftada ortalama 1,5 defa dişlerini fırçalıyor, uzmanlar ise günde en az 2 defa ve 2 dakika boyunca dişlerin fırçalanmasını tavsiye ediyor.
Bu yıl 29'uncusu düzenlenen İstanbul Kitap Fuarı'nın ilk kez 'Onur Konuğu' olacak. İspanya'nın kültürü ve edebiyatı, etkinliklerle tanıtılacak. İspanya edebiyatının önemli yazarları da fuarda Türk okurlarla buluşacak.
Çin'e göre dünyanın en güzel kadınlarının bulunduğu ülkeler: Rusya,İspanya,Hollanda,Hırvatistan,İtalya,Almanya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka,Türkiye. Listenin son sırasında ise İsveç bulunuyor.
kaynak: ntvmsnbc
17 Kasım 2009 Salı
Pinhan

Pinhan
Elif Şafak
Metis Yayınları
218 Sayfa
Nisan 2007
Puan:7.0
Elif Şafak'ın ilk romanı Pinhan. Yazar bu romanla 1998 Yılı Mevlana Büyük Ödülü'nü aldı.
Aslında okumaktan sıkıldığım ve elimden bıraktığım bir kitaptı,ama tanıtmak istememin nedeni bittiğinde yüzümde bir gülümseme bırakabilmesi idi. Mevlevi düşünceler çok güzel aktarılmış okuyucuya,zaman zaman çok etkileyici parçalarla okuyucuyu sarsmış ve etkilemiş.
Kitaptan Bölümler:
"Taş köprünün tam orta yerinde durdu. Dağ, taş, dere, tepe, börtü böcek onunla beraber durup, soluğunu tuttu. Onlara dönüp yola devam etmelerini, arkalarından yetişeceğini söylemek istedi;ama yapamadı."
"Dağ, tepe/bayır, ova/su ve toprak/ateş ve hava/senin kokunla yoğrulmuş/buram buram sen kokmakta/her nefeste/her iç çekişte/ve her özlemde/seni/sade seni/soluyorum/senin karşında utanmaktan değil/seni utandırmaktan/korkuyorum/öyle bir sapa yola/soktun ki/beni/öyle bir yolda rehberlik ettin ki/hep ışığı görmemek için/görüp de/gün ortasında çırılçıplak kalmamak için/yalvardım durdum/en nihayetinde/dönüp dolaşıp bıraktığım yerde/senden/bir senden/uzak düştüm/ayrı düştüm/belki de ilk kez/o zaman bölündüm..."
"Hani halkanın ucunda/kavuşacaktım sana/hani bir iken ayrı düşmüştük/ve çok iken bir olacaktık sonunda/çoktan razı idim oysa/razı idim gecenin matemine/karanlığı fırsat bilene/ve korkaklığıma/ve karabasanlarıma/oyun oynar gibi yaşar giderdim/kuş avlardım/kuşları deli gibi kıskanırdım ya/bırakmadın/bırakmadın ki kendimden kaçayım/koyvermedin/koyvermedin ki sürsün bu devran Döndü halka/döndü olanca hızıyla/toprak ki siyah bir halka idi/ve geceye saklanırdı bazen/tuttu su ile karıştı/su ki sarı bir halka idi/rengiyle dalaşırdı bazen/tuttu toprağı kucakladı/eğildim suya baktım/suda kendimi gördüm/kendimi sen sandım/sarılmak için atıldım/köprüye hıncım yalan imiş/onu yıkarken suya karışan/ben oldum"
12 Ekim 2009 Pazartesi
Elif ŞAFAK - Aşk

"Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır.Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi,yoksa dünyevi,semavi ya da cismani mi diye sorma!Ayrımlar ayrımları doğurur.AŞK'ın ise hiçbir sıfata ve tanımlamaya ihtiyacı yoktur.
Başlı başına bir dünyadır aşk.Ya tam ortasındasındır ,merkezinde,ya da dışındasındır,hasretinde."
Bir kitap hayatınızı değiştirebilir mi bilmem ama hayatınıza yön verebilir.Hiç tanımadığım bir kadın vardı, bildiğim sadece ismi ve bir kitap adı idi.Kaderimmiş misali hayat önce önüme aşkı koydu sonra da bu kitabı.Aşkı tadanlar okusun bence ya da teğet geçen aşklar yaşayanlar.Aşka inanmayanlar sakın ağzına bile almasın bu kitabın ismini.Sadece okuyun ,göz yaşınız olsun ,aşk ne imiş öğrenin benim gibi bocalamayın.Bir kez daha okumak isterseniz tutun kendinizi,tadında kalmalı aşk...
Kitap ilahi aşk üzerine yazılmış bir kitap.Eğer Ahmet Ümit'in "Bab-ı Esrar" kitabını okuyup Konya'ya gitmeyi ve Mevlana'yı ziyaret etmeyi çok istediyseniz bu kitabı beğeneceğinizden eminim. Yazar bu kitabı İngilizce kaleme almış ve Türkçe' ye çevrildikten sonra yeniden yazmış kitabı aslında.İsteyenler İngilizce de okuyabilir yani.
Kitabın en sevdiğim bazı kısımlarını yazmak istedim:
" Sevdiğin birini yitirince bir yanın onunla beraber kaybolur.Terk edilmiş hayaletli bir ev gibi buruk bir yanlızlığa esir olur,eksik kalırsın.İçinde bir sır gibi,giden sevgilinin yokluğunu taşırsın.Öyle bir yara ki üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin gene de canını yakar.Öyle bir yara ki iyileştiğinde bile kanar.Bir daha gülemeyeceğini,asla hafifleyemeyeceğini sanırsın.Karanlıkta el yordamıyla ilerler gibi akar hayat.Önünü görmeden,yönünü bilmeden,sadece şu anı kurtararak...
Gönlünün kandili sönmüş,zifiri gecede kalmışsındır.Ama işte ancak böyle durumlarda,yani iki göz birden karanlıkta kalınca,bir üçüncü göz açılır insanda.Kapanmayan bir göz...Ve ancak o zaman anlarsın ki bu elem sonsuza dek sürmeyecek.
Hazandan sonra başka mevsimler,bu çölden geçince nice vadiler gelecek;bu ayrılığın ardından da ebedi bir vuslat.
Yeni kaybettiğin kişiyi manevi gözle bakınca her yerde görmeye başlarsın.Denize düşen katrede,dolunayla hareketlenen med-cezirde,esen her esintide ona rastlarsın.Kuma çizili remilde,güneşte parlayan kristal tanesinde,yeni doğmuş bebeğin tebessümünde,bileğinde atan nabzında onu seyredersin.Her yerde ,her şeyde onu görürken nasıl derim ki Şems gitti?"
" Dört sene önce Mesnevi'yi yazmaya başladım.Daha doğrusu,Mesnevi kendi kendini yazmaya başladı.İlk mısranın gelişini unutmam kabil değil.Bir şafak vaktiydi.Gün ışığı karanlığı yararken kelimeler ağzımdan dökülüverdi.İstemsizce, adeta bana rağmen.Ne söylüyorum,neden söylüyorum bilemeden şiir soludum o sabah.Ve o andan itibaren dizeler belli aralıklarla gelmeye devam etti.Şiirler, soluklanacak pınar arayan göçmen kuş sürüleri gibi aniden gelir,başıma çöreklenir,bir ağızdan şakır ve sonra uçar gider. Aralarında öyle mısralar var ki "bir daha tekrar et" deseler,edemem.Selahaddin olmasa belki de çoğu kaybolacak,unutulacaktı.Ama o büyük bir sabır ve özveriyle her birini kağıda çekti.Selahaddin yazdı,Sultan Veled suretini çıkarttı.Böylece sayfa sayfa büyüdü Mesnevi.Okurunu bekler şimdi."
ELİF ŞAFAK - AŞK
DOĞAN KİTAP
TÜRK EDEBİYATI-ROMAN
FİYAT : 19.90 TL
MART - 2009
PUAN : 10
Etiketler:
Aşk,
Doğan Kitap,
Elif Şafak,
İlahi Aşk,
Kitap Dünyam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





