Güncel Haberler 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Güncel Haberler 2009 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Aralık 2009 Salı

TEMA’dan köy okullarına 5 bin kitap

TEMA Vakfı Trabzon İl Temsilciliği tarafından ''Her Okula Bir Kütüphane, 10 Bin Kitap'' Kampanyası kapsamında 3 yılda toplanan 5 bin kitap 30 okula aktarıldı.


TEMA Vakfı Temsilcisi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz, vakfın 7'den 77'ye her yaştan bin 500 gönüllüsü ile doğa ve toprak koruma bilincinin, ancak eğitim ve bilgiyle olacağının bilinciyle faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Erüz, ''Temsilciliğimiz ve gönüllüler, sosyal birey ve kuruluş olmanın verdiği sorumlulukla, eğitimin yanında sosyal dayanışma konusunda da imkanlar oranında, ihtiyaçlı olan birey ve okullara destek vermeye çalışıyor. Bu kapsamda 3 yıldır 'Her Okula Bir Kütüphane, 10 Bin Kitap' projesini sürdürüyoruz'' dedi.

Proje süresince 5 bin civarında hikaye, roman, araştırma, referans ve okuma kitabı ve yardımcı ders kitabı toplandığını ifade eden Erüz, ''Bu kitaplar ihtiyacı olan il ve ilçelerin köyleri ve kentin yan mahallelerindeki 30 okula aktarıldı. Öğrencilerin kitap okuma ve bilgiyi araştırarak öğrenme alışkanlığını teşvik amacı ile okulların kitaplık ve kütüphanelerine destek verilmektedir'' diye konuştu.

Eğitim, kültür ve bilimsel gelişmeye destek amaçlı kampanya ile ülkenin geleceği olan çocuklara destek vermekten onur ve gurur duyduklarını vurgulayan Erüz, şöyle devam etti:
''Kampanyamız en az 10 bin kitap, kırsal ve merkez dışı okullara ulaştırılıncaya kadar devam edecektir. Proje eğitime destek amacı yanında halkın sosyal dayanışmasının sürekli kılınması amacını da yerine getirmektedir. Projeye destek vermek isteyen halkımızdan, evlerinde saklanan ya da ihtiyaç fazlası olan özellikle hikaye, roman, yardımcı ders kitabı, test kitapları gibi ilköğretim ve liselerde kullanılabilecek kitaplarını bizlere ulaştırmalarını rica ediyoruz. Toplanan kitaplar ihtiyacı olan okul ve öğrencilere ulaştırılacaktır.''


‘BİZİM İÇİN ESKİ OLAN BAŞKALARI İÇİN YENİ OLABİLİR...’
Kampanyanın, Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneğinin işbirliği ve katkılarıyla yürütüldüğünü belirten Erüz, ''Unutmayınız bizim için eski olan başkaları için yeni, bizde fazla olan başkalarının hiç sahip olamadığı eşya anlamına gelebilir. Siz, küçük şeylerle mutlu olabilen bir köy çocuğunun, sizin küçük yardımınız karşısındaki mutluluk ve minnet duygusunu gözlerinden okumanın gurur ve mutluluğunu hiç yaşadınız mı?'' dedi.

Ayrıca 3 bin parça kıyafetin de aynı proje kapsamında ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığına dikkati çeken Erüz, ''Kullanılmayan temiz, yıpranmamış, yıkanmış ve de mümkünse ütülenmiş kıyafetlerin derneğimize ulaştırılması durumunda, kırsal ve kent merkezi dışındaki okul öğrencileri ve ailelerinden ihtiyacı olanlara iletilecektir. Bu çalışmalarımız halkımızın desteği ve katkılarıyla artarak devam etmektedir'' diye konuştu.

kaynak: ntvmsnbc.com

22 Aralık 2009 Salı

2008-2009 sezonunun en iyi 11'i

FIFA tarafından 19. kez düzenlenen ödül töreninde 2008-2009 sezonunun en iyi 11'i de belirlendi. Altın 11'de Barcelona'dan dört futbolcu yer aldı.

İşte o 11:

Casillas, Terry, Evra, Vidic, Daniel Alves, Iniesta, Xavi, Gerrard, Cristiano Ronaldo, Lionel Messi, Fernando Torres

FIFA 2009 yılı ödülleri şöyle:

FIFA Gelişim Ödülü: Çin
FIFA 2009 Dünya Fair Play Ödülü: Sir Bobby Robson
FIFA Dünyada Yılın Kadın Futbolcusu: Marta (Brezilya)
FIFA Dünyada Yılın Erkek Futbolcusu: Lionel Messi (Arjantin)


14 Aralık 2009 Pazartesi

Türk sanatı görsel arşivi açılıyor

Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un Turkish Cultural Foundation’a bağışladığı, tüm meslek yaşamı boyunca biriktiği 12.000’in üzerinde slaytı içeren arşivi bir yıl süren çalışmalarla dijital ortama aktarıldı.

Turkish Cultural Foundation, dijital ortama yüklenen bu zengin arşivi araştırıcılarla paylaşmaya hazırlanıyor.Türk Sanatı Görsel Arşivi, Atasoy’un 1950’li yıllardan başlayarak, o günün koşullarında, yurt içi ve yurt dışı kongrelerde, araştırma gezilerinde, müzelerde, sergilerde ve manastırlardaki Türk eserlerini fotoğraflamasıyla oluştu.

Türk Sanatı Görsel Arşivi veritabanına www.turkishculture.org/dia adresinden sanal ortamda erişilmektedir.

Çok güzel bir çalışma olmuş. Bakmanızı tavsiye ederim. İsim, mail adresi bilgilerini girdikten sonra izleyebiliyorsunuz. Sitede girdiğiniz ülke, şehir ve müzeye göre arama yapabiliyorsunuz...


Size sunmuş olduğumuz Türk Sanatı Görsel Arşivi, Sanat Tarihçisi Prof. Dr. Nurhan Atasoy’un tüm meslek yaşamı boyunca derlediği slayt arşivinin dijital ortama aktarılmasından oluşmuştur. Bu slayt arşivinin bir bölümü, Prof. Atasoy’un 1950’li yıllardan başlayarak, o günün koşullarında, günümüzde belki müzeye kaldırılabilecek nitelikteki fotoğraf makineleriyle, bazen kaliteli bazen kalitesiz slayt filmleriyle; yurt içi ve yurt dışı kongrelerde, araştırma gezilerinde, müzelerde, sergilerde, manastırlarda, yani belgelemeye layık bulduğu her yerdeki eserleri çekmesiyle oluşmuştur. Bu çekimlerin bazıları zorlukla izin alınarak, en güç ve en kötü koşullarda yapılmıştır. Araştırmacılar için o döneme ait bilgi vermesi ve yansıtması açısından paha biçilmez bir belgedir.


Bu arşivden yararlanmak isteyen lisans, yüksek lisans, doktora öğrencisi, sanat tarihçisi, tarihçi, mimar, yazar herhangi bir alandaki araştırmacı, aradığı eseri nerede bulabileceğini, aradığı eseri bulamasa bile araştırdığı konu hakkında fikir edinmesi söz konusu olacaktır.

Türk Sanatı Görsel Arşivi’nde Türk sanatına ait görüntülerin yanında Türk sanatı ile ilintili bazı görüntülere de yer verilmektedir.

11 Aralık 2009 Cuma

Futbolda Yılın En İyi Takımını Seç!

UEFA, 9. kez yılın en iyi takımını seçiyor. Yılın en iyi teknik direktörü, kalecisi, defans, orta saha ve forvet oyuncularını belirlemek için yapılan ankete, 23 kulüpten 55 futbolcu ve 5 teknik direktör olmak üzere 60 aday isim belirlendi.

Ankette, en fazla isim 1'i teknik direktör, 11'i oyuncu olmak üzere La Liga takımı Barcelona'dan yer alırken, Katalan ekibini, 1'i teknik direktör, 6'sı oyuncu olmak üzere İngiltere Premier Lig takımı Manchester United takip etti.

Önceki sekiz anketin 4'ünde ismi ''Yılın Takımı''na sayılan Barcelona'da takım kaptanı Carles Puyol, bu yıl da adaylar arasında yerini alırken, Wolsburg'tan Edin Dzeko, Grafite ve Marcel Schafer, Werder Bremen'in Türk oyuncusu Mesut Özil, CSKA Moskovalı Milos Krasic ve Napoli'den Marek Hamsik ilk kez aday gösterildi.

Oylama işlemi, 8 Ocak 2010'da sona erecek.

-2008'İN RÜYA TAKIMI-

UEFA'nın 2008 yılı için belirlediği yılın takımı şöyleydi:

Teknik direktör: Alex Ferguson (Manchester United)

Oyuncular: Iker Casillas (Real Madrid), Sergio Ramos (Real Madrid), John Terry (Chelsea), Carles Puyol (Barcelona), Philipp Lahm (Bayern Münih), Cristiano Ronaldo (Manchester United), Xavi Hernandez (Barcelona), Cesc Fabregas (Arsenal), Franck Ribery (Bayern Münih), Lionel Messi (Barcelona), Fernando Torres (Liverpool).

Bende oyladım geçen sene olduğu gibi.
Futbol severlerin çok beğeneceği bir anket. Ayrıca sitenin arayüzü çok güzel...
Şu adresten takımınızı seçebilirsiniz...

4 Aralık 2009 Cuma

Dan Brown Türkiye'ye geliyor

Uzun süredir merakla beklenen kitap KAYIP SEMBOL, Altın Kitaplar tarafından 10 Aralık'ta piyasaya çıkıyor hem de büyük bir sürprizle!

Yayıncılıkta 50. yılını kutlayacak olan Altın Kitaplar, 9 Aralık'ta İstanbul Four Seasons Bosphorus'ta yapılacak olan kutlamada Dan Brown'ı konuk edecek. İlk baskısı 150.000 adet olarak yapılan Kayıp Sembol' ün yeni bir Dan Brown fırtınası estirerek çok satanlar listesini alt üst etmesi bekleniyor.

Dan Brown; Da Vinci Şifresi, Melekler ve Şeytanlar'dan sonra Kayıp Sembol’de insanlığın yüzyıllardır beklediği bir gerçeğin peşinde... Harvard Simgebilim Profesörü Robert Langdon, Kongre Binası'nda konferans vermesi için yakın bir arkadaşından davet alır. Ancak, Washington'a varır varmaz oldukça garip bir durumla karşı karşıya kalan profesör, kendini korkunç bir oyunun ortasında bulur.

Kongre Binası’na bırakılmış olan bir sembolün -yakın arkadaşı Peter Solomon'ın kesik eli- varlığını haber veren bir telefon, Langdon'ı hiç de yabancısı olmadığı bir dünyaya davet etmektedir. Antikçağlarda kullanılan bu sembolik çağrı, daveti alan kişiyi ezoterik bilgeliğin hüküm sürdüğü, çok eskilerde kalmış kayıp bir dünyaya sürükleyecektir.

Sonu belli olmayan bu mistik daveti arkadaşını kurtarmak için kabul eden Langdon, bir anda masonik sırların, saklı kalmış tarihin ve o güne dek görmediği yerlerin gizli dünyasında inanılmaz bir gerçekle yüzleşmek zorunda kalır. Artık cevaplanması gereken sorular vardır: İnsanlığın Altın Çağı, açılmaması gereken bir kapının aralığından sırlarıyla birlikte yok mu olacak, yoksa hikmetin ışığında tüm soruların cevapları mı bulunacaktır?...

26 Kasım 2009 Perşembe

Türkiye’nin İlk Windows 7 Kitabı Çıktı!

Biraz geç de olsa,Bilgehan Gürünlü ve sınıf arkadaşım Burak Kanmaz' ın yazdığı ve piyasaya sunduğu 'Herkes İçin Windows 7' adlı kitabı tanıtma fırsatı buldum. Öncelikle arkadaşımın böyle bir başarıyı gerçekleştirmesi beni çok mutlu etti.Ben de bu kitabı tanıtmayı kendim için bir borç bildim.

Kitaptaki bazı konu başlıkları şöyle :

  • Neden Windows 7
  • Windows 7′de Dikkat Çeken Yenilikler
  • Bilgisayarınıza Windows 7 kurulabilir mi?
  • Sıfırdan Windows 7 kurulumunu gerçekleştirmek
  • Windows Vista ve Windows 7 Dual Boot Kurulumunu Gerçekleştirmek
  • Windows XP ve Windows 7 Dual Boot Kurulumunu Gerçekleştirmek
  • Windows 7 Kurulumları
  • Windows DVD Maker ile Kendi DVD’lerimizi Oluşturalım
  • Ebeveyn Denetimi
  • Projektöre Bağlanma
  • Ağ Bağlantılarımızı Yönetelim
  • Windows Media Center
  • İşlem Merkezinin Kullanımı
  • Bildirim Alanı Simgeleri
  • BitLocker To Go
İki arkadaşımızı tekrar tebrik ediyorum...
Kitap ile ilgili genel bilgilere ve kitabı satın alabileceğiniz adreslere Burak Kanmaz ' ın sitesinden ulaşabilirsiniz...

25 Kasım 2009 Çarşamba

Dünyanın en büyük üç boyutlu kaldırım resmi

Kaldırım resmi sanatçısı Edgar Mueller, 300 metrekareye çizdiği Buz Devri karakterleri ile Guinness Dünya Rekorlar'ına girdi.




Edgar Mueller Londra'da Buz Devri temalı, dünyanın en büyük üç boyutlu kaldırım resmini yaparak Guinness Dünya Rekorları'na girdi.

Mueller 330 metrekareyi Buz Devri 3: Dinazorların Şafağı adlı filmin DVD'sinin piyasaya sürülmesi ile eşzamanlı olarak, filmden bir kare ile süsledi. Altı günde yaptığı eserinde Manny, Buck, Sid, Diego, Scrat ve Scratte adlı kahramanlar bir uçurumun kenarından sarkıyor.

Guinness Rekorları Genel Yayın Yönetmeni Craig Glenday, "Guinness Dünya Rekorları Mueller'in muhteşem çalışmalarını takip ediyordu ve böylesi bir rekora dahil olmaktan dolayı çok heyecanlıyız. Çocuklar ve hatta yetişkinler bile onun işlerine hayran. O gerçekten rekorlar kitabındaki yerini hakediyor" dedi.
16 yaşından beri kaldırım resmi yapan ve şu an 41 yaşında olan Mueller, "Eskiden tebeşir ve pastel kullanırdım ama zamanla çizimlerim büyüdü ve yağmur yüzünden boya kullanmaya başladım" diye konuştu.

Mueller ayrıca, "Ben rekor peşinde koşmuyorum ama kamusal alanları değiştirmek istediğim için de çalıştığım mekanlar büyük oluyor. Eğer bir sokağı değiştireceksem, bütün sokağı kapatmam lazım" dedi.

Sanatçının yaptığı kaldırım resimlerine buradan bakabilirsiniz

ntvmsnbc.com

23 Kasım 2009 Pazartesi

23 yıldır komada sandılar ama o her şeyi duydu

Belçika'da geçirdiği trafik kazasından sonra bitkisel hayata girdiği teşhisi konulan adamın, aslında 23 yıl boyunca bilincinin açık olduğu ortaya çıktı.

Belçika'da 1983'te geçirdiği kaza yüzünden felç olan Rom Houben'e bitkisel hayata girdiği teşhisi kondu ama o söyledikleri her şeyin farkında olduğunu doktorlara anlatma olanağı bulamadı. Aslında onun bilinci bütün bu süre zarfında açıktı. Doktorların bitkisel hayatta olduğunu düşündükleri Houben, bu uzun yıllarda "hayal kurarak vakit geçirdiğini" söyledi.

Hastanın bilincinin tamamen gittiği sonucuna varmadan önce doktorlar hastayı, uluslararası alanda kabul edilmiş Glasgow Koma Ölçeği'ne göre bir dizi testten geçirdiler.

Ancak bundan 3 yıl önce Liege Üniversitesi'nde yüksek teknoloji ürünü cihazlar sayesinde hastanın, vücudu üzerindeki kontrolünü kaybetmiş olmasına rağmen beyninin normale çok yakın bir şekilde faaliyet gösterdiği belirlendi.
Houben "Bu süre boyunca daha iyi bir yaşam hayali kurdum. Hislerimi anlatmak için hayal kırıklığı sözü çok yetersiz kalır" diye konuştu. Durumunun açıklığa kavuşmasından sonra Houben hastaneden çıkamasa da artık uzandığı yerden kitap okumasına ve iletişim kurmasına olanak tanıyan özel bir cihaza ve bilgisayara sahip.

"YENİDEN DOĞDUM"
Houben, "Hakkımda bildikleri şeyin yanlış olduğunu keşfettikleri anı asla unutmayacağım. O gün benim ikinci doğumumdu. Artık bilgisayar vasıtasıyla arkadaşlarımla sohbet etmek, okumak ve hayatın tadını çıkarmak istiyorum" diye konuştu.

Houben'in başından geçenler, kendisini "kurtaran" nörolog Steven Laureys'in bilimsel makalesinde açıklandı. Dr. Laureys'in araştırması, dünyada benzer birçok "yanlış koma" vakasının olabileceğini öne sürüyor.

Koma Bilimi Grubu başkanı ve Liege Üniversitesi Hastanesi Nöroloji bölümü doktoru Laureys, "bilincini yitirmiş damgasını yiyen bir kişinin bundan kurtulmasının çok zor olduğunu" söyledi.

Sadece Almanya'da her yıl 100 bin kişinin travmatik beyin yaralanması geçirdiğini, bunlardan 20 bininin kısa ya da uzun süreli komaya girerken, bazılarının öldüğünü, bazılarının sağlığına kavuştuğunu belirten Laureys, yılda tahmini 3 bin ila 5 bin hastanın durumunun Houben'a benzediğini söyledi.

ntvmsnbc.com

10 Kasım 2009 Salı

Atatürk'ün son yolculuğu

Anadolu Ajansı'nın arşivindeki 150 fotoğraf, Atatürk'ün Dolmabahçe'den Anıtkabir'e kadar olan son yolculuğunu anlatıyor.Galeride, Atatürk'ün naaşının Dolmabahçe Sarayı'nda kaldığı süreç, Etnoğrafya Müzesi'ne nakledilişi ve oradan ebedi istirahatgahı Anıtkabir'e gelişinin öyküsü, fotoğraf kareleriyle özetleniyor.Fotoğraflara buradan ulaşabilirsiniz.

HASTALIĞIN İLK BELİRTİSİ 1937’DE
Atatürk'ün ilk hastalık belirtisi 1937 yılında ortaya çıktı. 1938 yılı başlarında Yalova'da bulunduğu sırada, ciddi olarak hastalandı. Buradaki tedavi olumlu sonuç verdi. Fakat tamamen iyileşmeden Ankara'ya yaptığı yorucu yolculuk, hastalığının artmasına sebep oldu.

SEYAHAT YORGUN DÜŞÜRDÜ
Bu tarihlerde Hatay sorununun gündemde olması da onu yormaktaydı. Hasta olmasına rağmen, Mersin ve Adana'ya geziye çıktı. Kızgın güneş altında askeri birlikleri teftiş edip tatbikat yaptıran Atatürk, çok yorgun düştü. Güney seyahati hastalığının artmasına sebep oldu.

DOKTORLAR TEŞHİS KOYDU: ATATÜRK SİROZ OLDU
Atatürk, 26 Mayıs'ta Ankara'ya döndükten sonra tedavi ve istirahat için İstanbul'a gitti. Doktorlar tarafından, siroz hastalığı teşhisi konuldu. Deniz havası iyi geldiği için Savarona yatında bir süre dinlendi.

ANLAŞMA HASTA YATAĞINDA SEVİNDİRDİ
Bu durumda bile ülke sorunlarıyla ilgilenmeye devam etti. İstanbul'a gelen Romanya Kralı ile görüştü. Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık etti.

Hatay Antlaşması'nın 4 Temmuz 1938'de yürürlüğe girmesi Atatürk'ü çok sevindirip moralini düzeltti.

Temmuz sonlarına kadar Savarona'da kalan Atatürk'ün hastalığı ağırlaşınca Dolmabahçe Sarayı'na nakledildi fakat hastalığı durmadan ilerliyordu.

O'nun hastalığını duyan Türk halkı, sağlığıyla ilgili haberleri heyecanla takip ediyor, bütün kalbiyle iyileşmesini diliyordu.

SERVETİNİ BAĞIŞLADI
Hastalığının ciddiyetini kavrayarak 5 Eylül 1938'de vasiyetini yazıp servetinin büyük bir kısmını Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarına bağışladı.

TÖRENLERE KATILAMADI
Ekim ayı ortalarında durumu düzelir gibi oldu fakat çok arzuladığı halde, Ankara'ya gelip Cumhuriyet'in 15. yıl dönümü törenlerine katılamadı. 29 Ekim 1938'de kahraman Türk Ordusu'na yolladığı mesaj, Başbakan Celal Bayar tarafından okundu.

''Zaferleri ve mazisi insanlık tarihi ile başlayan, her zaman zaferlerle beraber medeniyet nurlarını taşıyan kahraman Türk ordusu'' sözü ile Türk ordusunun önemini belirtti.

Atatürk, 1 Kasım 1938'de Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılış töreninde de bulunamadı. Hazırladığı açılış nutkunu Başbakan Celal Bayar okudu.

SON NEFESİNE KADAR ÜLKE SORUNLARIYLA İLGİLENDİ
Atatürk, bu nutkunda ülkenin imarı, sağlık hizmetleri ve ekonomi konularındaki faaliyetleri açıkladı. Ayrıca, eğitim ve kültür konularına da temas edip gençliğin milli şuurlu ve modern kültürlü olarak yetişmesi için İstanbul Üniversitesi’nin geliştirilmesi, Ankara Üniversitesi’nin tamamlanması ve Van Gölü civarında bir üniversitenin kurulması için çalışmaların yapıldığını belirterek, Türk Tarih ve Türk Dil kurumlarının çalışmalarından duyduğu memnuniyeti ifade etti.

Atatürk, hayata gözlerini yumana kadar memleket meselelerinden bir an olsun uzak kalmamıştı.

KARA GÜN
Atatürk'ün hastalığı o sıralar tekrar şiddetlendi ve 8 Kasımda sağlığıyla ilgili raporlar yayımlanmaya başladı. Bütün memleketi tekrar derin bir üzüntü kapladı. Herkesin kalbi onun kurtulması dileğiyle çarpıyordu ancak kurtarılması için gösterilen çabalar sonuç vermedi ve korkulan oldu.

10 Kasım 1938... Dolmabahçe Sarayı, saat dokuzu beş geçe Mustafa Kemal Atatürk aramızdan ayrıldı.

GÖZYAŞLARI SEL OLDU
Bu kara haber, yalnız Türkiye’yi değil, bütün dünyayı yasa boğdu. Büyük-küçük bütün devletler onun cenaze töreninde bulunmak üzere temsilciler göndererek, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusuna karşı duydukları derin saygıyı belirten mesajlar gönderdiler.

16 Kasım günü Atatürk'ün tabutu, Dolmabahçe Sarayı'nın büyük tören salonunda katafalka konuldu. Üç gün üç gece, gözü yaşlı bir insan seli ulu önderine karşı duyduğu saygı, minnet ve bağlılığını ifade etti.

TABUTU 12 GENERALİN OMZUNDA
Ata'nın cenaze namazı 19 Kasım günü Prof. Şerafettin Yaltkaya tarafından kıldırıldı. On iki generalin omzunda sarayın dış kapısına çıkarılan tabut, top arabasına konularak, İstanbul halkının gözyaşları arasında Gülhane Parkı'na götürüldü.

Buradan bir torpido ile Yavuz zırhlısına nakledildi. Büyükada açıklarına kadar, Türk donanması ve törene katılmak için gelmiş olan yabancı gemilerin eşlik ettiği Yavuz zırhlısı cenazeyi İzmit'e getirdi.

Burada Yavuz zırhlısından alınan cenaze, özel bir trene kondu. Atalarına son saygı görevlerini yapmak üzere toplanan halkın kalbinde derin bir üzüntü bırakarak Ankara'ya getirilmek üzere hareket edildi.

ON BİNLERCE KİŞİ VEDA ETTİ
Atatürk'ün vefatı üzerine Cumhurbaşkanı seçilen İsmet İnönü, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, bakanlar, Genelkurmay Başkanı, milletvekilleri ile ordu ve devlet ileri gelenleri tarafından karşılanan cenaze, Türkiye Büyük Millet Meclisi önünde hazırlanan katafalka konuldu.

Ankara halkı da onun cenazesi önünden saygıyla geçerek son görevini yaptı.

21 Kasım 1938 Pazartesi günü, sivil ve askeri yöneticiler ile yabancı devlet temsilcilerinin hazır bulunduğu ve on binlerce insanın katıldığı büyük bir tören yapıldı.

ANADOLU TOPRAĞI SONSUZA DEK YANINDA
Daha sonra Atatürk'ün tabutu katafalka alınarak, Etnoğrafya Müzesi'nde hazırlanan geçici kabre konuldu. Türk milleti daha sonra, bu büyük insana layık, Ankara Rasattepe'de bir Anıtkabir yaptırdı.

10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nden alınan Atatürk'ün naaşı Anıtkabir'e getirildi.

Burada yurdun her ilinden getirilmiş toprak ile hazırlanan ebedi istirahatgahına yerleştirildi.

www.ntvmsnbc.com

8 Kasım 2009 Pazar

Domuz gribi kurbanının acı hatıratı: Dayan Yoldaş!

Milliyet gazetesi yazarı Ece Temelkuran, bugünkü köşesinde domuz gribine yakalandığını açıkladı.Temelkuran, “Domuz gribi kurbanının acı hatıratı: Dayan Yoldaş!” başlığıyla kaleme aldığı yazıda şunları söyledi:
Bir avuç dolusu ilaç alarak nihayet yazmaya derman bulabildiğim bu yazıyı tüm domuz gribi kurbanlarının şanlı direnişine adıyorum...
Önceki gün itibarıyla domuz gribi olduğum kanaatine varıldı. İtiraf edeyim, hastalık fazla popüler olduğu için bana bulaşmaz gibi gelmişti. Ne bileyim, bu kadar popüler olunca hastalığı ciddiye alamadım. Yine itiraf edeyim ki dalga geçmeye ve haber bültenlerindeki felaket senaryolarına gülmeye başlamıştım. Elbette, her aklı başında Türk insanı (ve Başbakan!) gibi ben de aşı olmadım! Sonuç: İki gündür dünya gerçekliğiyle domuz gribi gerçekliği arasında, halüsinatif bir evrende, yanımda tuvalet kâğıdı rulosuyla yatıyorum.
Bu ‘süreçten’ çıkardığım dersleri paylaşmak isterim:
1. New Yorker’da okuduğum bir makaleye göre ‘aşıya güvensizlik’ sadece bizim mazlum halkımıza ait değil. ABD’de de vaktiyle tıpkı bizimki gibi bir sağlık bakanı ‘Aşı olun’ dediği ve sonrasında bin kadar insan öldüğü için Amerikan halkı da aşıdan hazzetmezmiş. Ve fakat makaleye göre, aşıdan ölmek diye bir şey yok. Dolayısıyla olmak gerekiyor. Nedir? Ben bakana inanmam, New Yorker’a inanırım. Şu da var: Sağlık konusunda siyasilere duyduğum güvensizliğin son derece sağlam dayanakları var. Nihayetinde bu memlekette radyasyonlu çayları lıkır lıkır içip “Bak bana bir şey olmuyor” diyen bakanlar yüzünden Karadeniz’de binlerce insan kanser oldu, öldü.
2. Domuz gribi olmanın en kötü yanı nedir? Açıklıyorum: Televizyon izlemek zorunda kalmak. Kitap, dergi okunamıyor zira gözlük takılamıyor, göz sulanıyor vesaire. Dolayısıyla Türkiye televizyonlarına maruz kaldım son 48 saattir. Sonuç? Kendini, Batılı, çağdaş diye niteleyen TV’lerde ‘Hoppala yârim yaz geldi’ yayıncılık anlayışı hâkimken İslami televizyonlarda ha baba de baba doktrinasyon yapılıyor. Mehtap TV’de ‘ateizmden’ kanser gibi bahseden bir program gördüm, kanım dondu. Sunucu “Nasıl kurtuldunuz bu dertten?” diyor, canını ateizmden zor kurtarmış konuk cevap veriyor:
“Üç rüya gördüm!”
Komedi programı olmasını dilediğim ama olmayan onlarca program gördüm. Ürktüm. ‘Çağdaş’ kanallardan da korktum. Tahlil mecalime kavuştuğumda yazacağım bu konuyu.
3. Ben genellikle hastalıktan sıkıldığım için iyileşirim. Bu sebeple iki gecedir gördüğüm kâbusları sevgiyle kucaklıyorum. Yakında beni hastalıktan bezdirirler. Birinci rüyada sevgili Ahmet İnsel bir çorap fabrikasında ‘artı değer’ kavramını anlatıyordu. İzleyenler arasında soykırımcı El Beşir de vardı. Ve görüntüler manga çizimleri olarak akıyordu! “Manga karakteri olmuşum, ağlayanım yok” diye bir içlen, bir içlen! Bir de Diyarbakır Cezaevi’ni gördüm. Duvarda “Türkçe konuş! Çok konuş!” yerine “Bunu da açıklıkla ortaya koymak lazım” yazıyordu. Başbakan’ın en çok kullandığı sözlerden biri biliyorsunuz.
4. Domuz gribinde en kritik konu, organizasyon. Belli saatlerle tavuk suyu çorba, greyfurt suyu, ilaç, yemek vesaire getireniniz olması gerekiyor. Yani bireysel değil, kolektif bir çaba olması lazım. ‘Kolektif’ demişken, bu hastalığı da solculuktan kaptım korkarım. Zira ilk hapşırığım İstanbul Üniversitesi öğrencilerine yağmur altında destek verirken gelmişti. Hatırlıyorum.
5. Domuz gribi kafası olabilir, ilaçlara duyduğum genel güvensizlik olabilir, ama ne zaman azıcık iyileşsem bunun greyfurt suyundan olduğunu düşünüyorum. Dayan yoldaş! Dayan greyfurda!
Huzurlarınızdan çekiliyor, yatağıma dönüyorum.