14 Kasım 2009 Cumartesi

Irak'ta yeni dengeler

Amerikanın çekilme takviminin, güvenlik konusunun, istikrar adına söylenenlerin, çizilen pembe tabloların aksine Irak’ta işler yolunda gitmiyor.
Medyanın sayılara indirgediği haberler dışında ülkenin içinden geçtiği kaotik ortam patlayan bombalar dışında pek yansıtılmıyor; olan bitene dair kanıksama duygusu hakim.

Ancak, yanı başımızdaki bu ülkede özellikle Kürt açılımının konuşulduğu ve bu açılımın “Amerika’nın çekilme süreci ile ilgili olduğu” iddiaları, Irak’ın daha yakından takibini zorunlu kılıyor; bu yüzden sadece Kürtleri değil ülkedeki tüm grupları izlemek gerek. Maliki hükümetinin Amerikan güçlerinin kent merkezlerinden çekilmesiyle ülkede güvenliğin sağlandığı, kentte mezhepleri birbirinden ayıran duvarların yıkılacağını açıklaması bir istikrar yanılsaması.

Bu yüzden geçen hafta Bağdat’ın göbeğinde 90 kişinin ölümü ile sonuçlanan patlamalar ülkenin ne durumda olduğunu bir kez daha hatırlatması açısından önemli. Ocak ayındaki seçimler ve son günlerdeki kanlı saldırılar ülkenin ciddi sorunların eşiğinde olduğunun habercisi gibi. ABD, 2011 sonunda ülkeden çekileceğini ilan etmesine rağmen özellikle Amerikan Birliklerinin Komutanı Roy Odierno’nun Kerkük’e “yerleşme” önerisi önümüzdeki dönemde patlama noktasının adresin de gösteriyor.

Kerkük aslında bir haberci; Amerikalıların çekilmesinin ardından özellikle Araplarla Kürtlerin karşı karşıya gelme ihtimalinin habercisi. Ama Arapların da yekpare olduğunu düşünmemek gerek. Çünkü Sünni ve Şiiler Kürtlere karşı belli yerlerde ittifak yaparken kendi içlerinde büyük çelişkiler yaşıyor. Keza ülkenin en güçlü grubu olan Şiiler de bölünmüş durumda. Böyle karmaşık bir resmin içinden nasıl çıkılacağı da bilinmiyor. Çünkü, Irak’ta işlerin düzeldiğini iddia edenler resmin diğer yüzünü görmek, göstermek istemiyor.

KÜRTLERİN ARAPLARLA DANSI
Hem Bağdat'ta hem de Irak'ın kuzeyinde yaşanan siyasi hareketlilik yeni ittifakları doğururken bu ittifaklar zaten çok parçalı olan mezhebi ve etnik siyaseti giderek bölüyor. Kimi kimle, hangi çıkarlar ilişkileri çerçevesinde birlikte olacağı hala belirsiz. Bu da Irak’ın bütünlüğü konusundaki şüpheleri arttırıyor. Son kertede mezhep ve etnik yapılar belirleyici olsa da, bugünü gündelik genel geçer siyasi çıkar ilişkilerinin belirlediği, bunun da ülkenin geleceğindeki belirsizliğe neden olduğu biliniyor. Zaten Irak’ta istikrardan söz edenlerin yanıldığı nokta da bu.

Iraklı Kürtler uzun süredir yaşananlardan rahatsız. Kerkük konusunda referandum öneren 140 maddenin hayata geçmeyeceğini anlamalarına rağmen bu konudaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Başta Amerika olmak üzere merkezi hükümet ve diğer tüm gruplar Kerkük’ü Kürtlere bırakmaya niyetli değil.

General Odierno’nun çekilme sürecinde Kerkük’e yerleşme niyeti de Irak’ın istikrarı kadar genel Amerikan çıkarları ile ilgili. Kerkük’ün Kürtlere verilmesi halinde Arapların bunu kaldıramayacağı biliniyor. Merkezi Irak ordusu Musul’a konuşlanırken peşmergelerle çatışmanın eşiğinden dönmesi, Hanekin kenti içinden geçen Irak ordusuna yönelik tepkilerin bizzat Başbakan Neçirvan Barzani tarafından önlenmesi bu bıçak sırtı durumu özetliyor.

Bu durum ise Irak’ta güvenlik anlayışının, farklı grupların birbirlerine ne kadar “güvendiğini” gösteriyor. Çünkü bugün Irak ordusu dediğimiz yapı, aslında her bölgede etnik ve mezhebî olarak farklılaşıyor. Orduda hâlâ Iraklılık kimliği değil etnik ve mezhebî ayrımlar söz konusu. Orta bölgedeki ordu Sünnilerden, güneydeki Şiilerden oluşurken, Kürt bölgesinin denetiminin Peşmergelerin elinde olmasından kaynaklanıyor.

Kimse kendi ordusuna güvenmiyor. Yani Amerika milyarlarca dolar eğitim harcaması yapması bir işe yaramış değil; sanki herkes bir sonraki çatışma için kendi ordusu hazırlıyor gibi. Bu yüzden Kürtler Amerika’nın tamamen çekilmesini istemiyor ve Kerkük’e yerleşme fikrine sıcak bakıyor. Amerika ise ülkede istikrarı sağlama adına Kerkük’e yerleşip Kürtleri de memnun ederek bir taşla üç kuş vurma derdinde. Zaten imzalanan anlaşmada çekilme koşullarında açık noktalar mevcut.

ŞİİLERİN İKTİDAR KAVGASI
2009'de yapılan yerel seçimlerde büyük Şii ittifakına bayrak açarak gücünü pekiştiren "Dava Partisi"'nin lideri Başbakan Nuri el Maliki’nin işi bu kez kolay değil.

Ocak ayındaki genel seçimlerde ülkenin en büyük Şii partisi El Hekim’in Yüksek İslami Konseyi, Mukteda es Sadr'ın Mehdi Ordusu, eski Başbakan İbrahim Caferi'nin başkanı olduğu "Ulusal İslam Hareketi", Ahmed El Culabi yönetimindeki "Ulusal Konsey" ile bazı Sünni, Türkmen ve Kürt grupların oluşturduğu "Irak Ulusal İttifakı" ile mücadele edecek. Bu grupların bir araya gelmesi bu kez siyasi güç mücadelesinde mezhep temelinin siyasi çıkarların ve ekonomik güç paylaşımının arkasına düştüğünü gösteriyor.

Kimilerine göre Şii ve Sünnilerin birlik etmesi Irak’ın bütünlüğü açısından olumlu olmakla birlikte yanıltıcı bir durum. Çünkü bu tür ittifaklar son kertede Kürtleri karşılarına alabiliyorlar. Öte yandan çelişki gibi görünse bile Irak Ulusal İttifakı olsun El Maliki olsun hükümeti kurma aşamasında yine Kürtlere ihtiyaç duyacak.

Bu karmaşık denklem son kertede içten içe beslenen düşmanlıkları ortadan kaldırmıyor. Günlük, siyasi çıkarlar çerçevesinde belirlenen politikalar, bütçe, petrol kontratları ve bütçe konusundaki taviz ilişkilerinden ileri gidemiyor. Kimileri çıkıp böyle bir gelişmenin çok renkli ve çoksesli birleşik bir Irak’ı yaratacağı yanılsamasına kapılıp kamuoyunu bu duruma inandırılmaya çalışılıyor. Ancak durum hiç de öyle değil.

TÜRKİYE GELİŞMELERİ DİKKATLİ TAKİP ETMELİ
Bağdat’ta durum böyleyken kuzeyde, Irak Kürt bölgesindeki seçimlerde “Değişim Grubu”nun ciddi oranda başarı göstererek Kürt Parlamentosunun üçte birini alması Ocak ayındaki genel seçimler için farklı dengeleri gündeme getirebilecek. Değişim Grubu, Talabani ve Barzani’nden alacağı tavizler sonucu Ocak ayındaki genel seçime Kürdistan Listesi ile yani KDP ve KYB ile birlikte girebilir.

Ancak Talabani ve Barzani’den bağımsız davranarak kendi başına hareket etme ihtimali de mevcut. Bu durumda Irak Parlamentosu’ndaki Kürtlerin denklemi ve gücünü etkileyebilir. Tüm bu gelişmeler Irak’ta önümüzdeki dönem ABD’nin vaktinde çekilip çekilmeyeceğini ve Kerkük merkezli kanlı bir dönemin başlayıp başlamayacağını gösterecek. Ancak görünen Irak’taki yeni dengelerin gündelik çıkarlar üzerine kurulduğu sürece ülkenin birleşmekten çok kronik bir istikrarsızlığa doğru yol alacağı.

Bu yüzden uzun vadeli olarak Irak’ta istikrarın sağlanabileceğini düşünmek saflık olur. Bu dönemde Bağdat ve Şam arasında arabulucu olmak isteyen Türkiye’nin tüm bu süreci iyi analiz etmesi gerekiyor. Özellikle Kürt açılımı sürecinde Irak’ı çok daha yakından takip etmek ve ittifakların anlamını iyi kavrayabilmek zorundadır; yakınımızdaki ülkenin ismi gibi “ırak” olmaması için.

(Mete Çubukçu'nun yazısı 13 Eylül Pazar günü Radikal 2'de yayımlanmıştır.)

Beğendiğim İki Fotoğraf

"İnsan" kategorisinde 2007 yılının "En İyi İkinci Fotoğrafı". Firuzköy’de çadırda yaşayan bu kız çocuğunun fotoğrafı, Arif Tanju Korkmaz tarafından çekildi.






















2007 yılının "Manzara" kategorisinde birincilik kazanan bu fotoğraf Süleyman Uçar tarafından çekildi.

13 Kasım 2009 Cuma

Ateşi Yakalamak


Ateşi Yakalamak
Suzanne Collins
Pegasus Yayınları
Eylül 2009
407 Sayfa
Puan: 9.8

"Açlık Oyunları" kitabının devamı olan Ateşi Yakalamak kesinlikle ilk kitap kadar heyecanlı ve sürükleyici. İlk kitabı okuyanlar ,aradıklarını bu kitapta fazlasıyla bulacaklar ve serinin devamını merakla bekleyecekler.
Bu kitap üç kısımdan oluşuyor, birçok süpriz gelişmeler var, Çeyrek Asır Oyunları, Zafer Turu ve isyan... Katniss' in dostları ve düşmanları artıyor, mıntıklar onun yanındayken; Capitol ve Başkan Snow onun karşısındalar... Katniss - Gale - Peeta arasında da yaşanılan şeyler var...Hiç beklemeden hemen okuyun derim,ben nasıl bittiğini anlamadım bile :)

Heyecanınızı artırmak için kitap içinden bazı kısımlar:

"Acaba herkes uyurken olduğundan daha genç mi görünür? Çünkü, Gale şu anda, seneler önce ormanın derinliklerinde rastladığım ve beni, kapanlarından bir şeyler çalmakla suçlayan o çocuk olabilir. Ne çifttik ama... Babasız, korkmuş ama ailelerini hayatta tutmaya kararlı iki çocuk. Çaresizdik ama o gün birbirimizi bulduktan sonra, artık yalnız değildik... "

"Şimdi artık sıcak bir kırmızıya dönüşmüş olan siyah taç dramatik bir makyajla renklendirilmiş yüzüme gölgeler düşürüyordu. Alevler içindeki kız, Katniss, titreyen alevlerini mücevherlerle süslü tuvaletlerini ve yumuşak mum ışığını andıran kostümlerini geride bırakmıştı. O artık en az ateşin kendisi kadar ölümcüldü."

"Uykuya dalarken, gelecekte bir yerde Oyunlar'ın, Capitol'un olmadığı bir dünya hayal etmeye çalışıyordum. Rue'ya ölürken söylediğim o şarkıda bahsi geçen çayır gibi bir yerdi. Peeta'nın çocuğunun güvende olabileceği bir dünya."

Türkiye protokol krizinden sonra bir adım önde

Ermenistan ve Türkiye, Zürih'te gecikmeyle de olsa tarihi imzaları attı. Yaşanan krizden sonra Türkiye, "masadan kaçan taraf" olmayarak puan kazandı. NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu'nun değerlendirmesi...
Türkiye ile Ermenistan arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasını ve sınır kapılarının açılmasını öngören protokoller imzalandı. Ancak imza töreninde çıkan kriz, sınırların açılmasının zor olacağını gözler önüne koydu.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Zürih'teki imza töreni için yola çıkmadan önce, küçük bir gazeteci grubuna verdiği brifingde çok heyecanlıydı; sabaha kadar uyuyamamıştı. Kendi deyimiyle "tarihi sorumluğu olan bir imza" atmaya gidiyordu. Söylediği doğruydu. Davutoğlu "donmuş sorunların üzerine kararlılıkla gideceklerini, bölgede statükoyu korumanın kimsenin işine yaramayacağını, sonuç almak için onlarca, hatta yüzlerce defa girişimde bulunabileceklerini" söylüyordu. Bu sözler Bakan'ın genel vizyonunu sergilerken, Türkiye ile Ermenistan arasında başlayan yeni dönemin sancılı geçebileceğinin ipuçlarını da verdi.

Kolay değil, iki ülke arasında neredeyse yüz yıldır taşlaşmış, kangren olmuş sorunlar çözülmeden öylece bekliyor. Bu yüzden Türkiye-Ermenistan arasındaki tarihi imza büyük cesaret ve siyasi riski gerektiriyor. Ancak Dışişleri Bakanı inanılmaz enerjisi ile tüm bunları tüm bunları göze almıştı. Zaten Ermenistan açılımı Davutoğlu’nun “donmuş sorunların üzerin gitme, statükoyu değiştirme” anlayışı ile uyuşuyordu. Bu açıdan sorunları çözmek için sonuna kadar gidilmesi taktiği de genel strateji ile uyuşuyordu. Bu açıdan tarihi ama zorlu başlangıç için Davutoğlu, Zürih'e çok keyifli gitti.

SANCILI SÜRECİN BAŞLANGICI
Ancak, Zürih'teki imza töreni daha ilk adımda sürecin sancılı geçeceğinin kanıtı oldu. Çünkü Türkiye-Ermenistan ilişkilerinde yeni dönemin bam telini oluşturan, bu yüzden protokollere konmayan Karabağ ve soykırım meselesi, daha ilk günde sorunun nerelerde düğümlenebileceğini gösterdi.

Cumartesi akşamı NTV ekranlarında 5.5 saatlik yayınımız boyunca konuştuğumuz birçok isim de bu imzanın ne kadar önemli olduğunun altını çizerek "ama" demeyi ihmal etmiyordu.

Bunlardan birisi de KEİ Ermenistan Temsilcisi Samson Özararat. Özararat iki ülke arasındaki gizli yürütülen tüm süreçlerin görünmeyen isimlerinden. Temkinli ve ketum olmasıyla tanınır. Ancak görüşleri önemlidir. Özararat atılan imzanın çok önemli olduğunu söyledikten sonra, ilk gün yaşanan kriz benzeri yeni sorunların yaşanabileceğini, buna hazırlıklı olunması gerektiğini, normal olduğunu söylüyordu. Çünkü her iki taraf da yüzyıldır yüzleşmediği sorunlarla karşı karşıya geliyordu. Dolayısıyla süreç düşe kalka ilerleyecekti. Ama Özararat'ın şu sözü önemliydi: "Ne olursa olsun artık bir ilişki başladı. Buradan geri dönüş yok. Bu imzaları geri çekmek mümkün değil. Her iki taraf da risk aldı ama çok önemli bir adım da atıldı."

ERMENİSTAN'IN MESAJI KİME
Ermeni tarafının "biraz da iç kamuoyu ve diasporaya yönelik" mesajı sonucu 3 saat gecikmeli başlayan imza töreni sırasında Bakan Davutoğlu'nun keyfi kaçmıştı. Ancak imzacı iki bakanın arkasındaki fotoğrafta Amerikan, Rus, Fransız dışişleri bakanları AB temsilcisinin bulunması bu imzanın sadece iki ülke arasında değil, daha geniş bir çerçevede destekçisinin bulunduğunun kanıtıydı. Bu anlamda törendeki tavrıyla Türkiye elini güçlendirdi. Masadan kaçan taraf olmayan ve ilişkilerin normalleşmesini isteyen bir ülke olarak puan topladı. Ermeni Dışişleri Bakanı ise kendi kamuoyuna, "Bakın ne kadar zor durumda ve baskı altındayım. İmzayı sanki zorla atıyorum" der gibiydi.

Brooking Enstitüsü'nden Ömer Taşpınar da Amerikan yönetiminin Ermenistan üzerinde büyük baskı kurduğunu doğrularken, krizi ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın çözdüğüne dikkat çekti.

Aslında her iki taraf da siyasi risk almış durumda. Sorumlulukları büyük. Ancak cumartesi gecesinin bize gösterdiği, özellikle "tarih komisyonu"nun kabul edilmesinin Ermeniler açısından soykırım tezinin tartışılmazlığına büyük darbe vuracağı endişesiydi. İşte bu sürecin belki de görünmeyen ama Ermenistan açısından en hassas olduğu nokta da bu.

TÜRKİYE PUAN KAZANDI
Önümüzde önemli bir süreç var. Ancak Türkiye, Ermenistan tarafının hareket tarzını gördü. Karabağ sorunu belli bir çözüme girmeden sınırları açmayacağını söyleyen Türkiye, protokolleri TBMM'ye getirmek için Ermenistan'ı bekleyecektir. Konuştuğumuz AKP yöneticilerinin süreçle ilgili hissettirdikleri bu. Muhalefetin tepkisine rağmen süreci iyi yönettiklerini, Ermeni tarafının imza törenindeki tavrıyla ellerini biraz rahatlattığını ima ediyorlar. Yani Ermeni Parlamentosu protokolleri onaylamadan Türkiye böyle bir girişimde bulunmayacaktır. Bu açıdan iki ülkenin sadece resmi düzeyde değil, iki halkın birbirine yakınlaşması, ön yargılarını yıkması açısından yeni bir dönemin başlangıcındayız. İmza tarihidir ama cumartesi akşamı yaşananlardan sonra sınırların açılmasının tahmin edilenden daha uzun bir süre alacağını da söylemek yanlış olmaz. Türkiye taahhüt ettiği gibi uzun bir süre Karabağ sorununun çözümünü bekleyecektir.

12 Kasım 2009 Perşembe

VHDL - Saklayıcı tasarımı

Okulda aldığım Bilgisayar Mimarisi dersinde verilen projenin bir kısmını, VHDL dilini öğrenmek isteyenler ya da benim gibi hayatında bir kez kulanmak zorunda bırakılanlar için yayınlamaya karar verdim. Yararlı olacağını düşünüyorum.
Bilgisayar Mimarisi - Proje
MAX-PLUS II' ye giriş
VHDL Donanım Tanımlama Dili
Max plus indirmek ve yardım


Soru-1 :Saklayıcı tasarımı

İşlemci içerisinde 32 bitlik A, B, AR ve IR, 1 bitlik C ve Z olmak üzere farklı saklayıcılar içermektedir.Genel n-bitlik saklayıcının blok gösterimi Şekil 5 de verilmektedir. Saklayıcının girişleri saat (clk), silme (clr) yükleme(ld) işaretleri ile n-bit giriş verisinden oluşmaktadır. Çıkıs ise sadece n-bitlik veri çıkışıdır. Buna göre 32 bitlik saklayıcıları VHDL kullanarak gerçekleyiniz.




library ieee;
use ieee.std_logic_1164.all;

entity IR_register is
port(
d: in std_logic_vector(31 downto 0);

ld: in std_logic;

clk: in std_logic;

clr: in std_logic;

do: out std_logic_vector(31 downto 0)

);

end IR_register;


architecture behaviour of IR_register is
begin
process(clk)
begin
if clk='1' then
if ld='1' and clr='0' then
do<=d;
elsif ld='0' and clr='1'then

do<= d xor d;

elsif ld='1' and clr='1' then

do<= d xor d;

end if;

end if;
end process;

end behaviour;