11 Şubat 2010 Perşembe

stream cipher

#include<stdio.h>
#include <string.h>

#define SIZE 100

int main(){

int n,i,k;
char ptext[SIZE];
int ktext[SIZE];
char ctext[SIZE];
int intext[SIZE];
//int intext1[SIZE];

printf("Sifrenelenecek metni giriniz:");//ptext i al,eleman sayısını bul
gets(ptext);//diziyi alıyoruz
n=strlen(ptext);

printf("\nAnahtari giriniz:");
scanf("%d",&k);

for(i=0;i<n;i++)
intext[i]=ptext[i]-'a';

ktext[0]=k;
for(i=1;i<n;i++)
ktext[i]=intext[i-1];

for(i=0;i<n;i++)
ctext[i]=(intext[i]+ktext[i])%26+'a';

printf("\nvigenere cipher\n");

for(i=0;i<n;i++)
printf("%c",ctext[i]);
printf("\n");

return 0;
}

9 Şubat 2010 Salı

!f İstanbul 9. AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali

!f İstanbul Nedir?

Türkiye'de bağımsız sinemanın ilk ve tek adresi olan !f İstanbul AFM Uluslararası Bağımsız Filmler Festivali, dokuz yıldır 70.000 kişilik izleyici kitlesiyle kültür sanat camiasının yakından takip ettiği, dünyanın her yanından farklı bakışları sinemaseverlerle buluşturan ve düzenlediği partiler, atölyeler ve çeşitli etkinliklerle programını zenginleştiren bir oluşum.

Her yıl İstanbul'da ve Ankara'da AFM Sinemalar'nda Şubat ayında izleyicisiyle buluşan festival, filmleri farklı ve güncel bölümler altında toplayarak izleyicisine ulaştırıyor.

Türkiye'den Kısalar bölümüyle yüzlerce genci bir araya getiren !f İstanbul, $15.000 ödüllü uluslararası yarışması !f Inspired / Keş!f ile dünyanın farklı ülkelerinden gelen 9 filmi ve genç sinema profesyonellerini davet ederek İstanbul'u yenilikçi sinemanın dünya merkezlerinden biri haline getirmeyi amaçlıyor.

İstanbul'da 11-21 şubat, Ankara'da 25-28 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek.

!f istanbul, merkezi olan İstanbul’dan uzakta yeni merkezler yaratıp yeni tartışmalar başlatıyor olmanın heyecanını yaşıyor ve bu yıl daha önce hiç denenmemiş bir ilki gerçekleştiriyor. Dijital sinema adına gerek ülkemizde gerekse dünyada önemli bir adım olarak kabul edilebilecek “!f2” adını taşıyan bu yeni oluşum,festival kapsamında gösterilecek 5 özel filmi, Türkiye ve Ortadoğu’dan farklı noktalarındaki izleyicilere de ulaştırmayı amaçlıyor.
Gerekli bilgilere buradan ulaşabilirsiniz.


Bölümler(film tanıtımlarına bakmanızı tavsiye ederim)

* Keş!f
* Hit Filmler
* Erkeklik Halleri
* Sesli Yaşam
* Fantastik Filmler
* Sessiz ve İsyankar
* Dünyanın Çivisi
* "Açılım"
* Gökkuşağı
* !f Kült
* !f Kısalar
* Nöbetçi Sinema
* Özel Gösterim

Festival takvimi
Aktivite programı

Benim beğendiklerim:
Gigante - Koca Adam : Eğlenceli bir film gibi gözüküyor, aşk üzerine bir film
Metropia
Easier With Practice (El Yordamıyla) :Bu ilgimi çekti çünkü çok fazla festivalde yer almış
40 (Bu da biz Türklerden)


Bilet ve her türlü bilgi için festival sitesini inceleyebilirsiniz.

8 Şubat 2010 Pazartesi

Anlaşmayacaktınız, niye imzaladınız?

Türkiye ve Ermenistan'ın Zürih'te protokolleri imzalamasının üstünden 4 ay geçti. Ancak iki ülke de, protokolde yer almayan ön koşulları gündeme getirerek süreci uzatıyor. Halbuki iki halk arasındaki normalleşmenin “hayalini” gerçek kılmak için, süre daha kısa tutulmalı.

Geçen yıl 24 Nisan öncesi Türkiye ve Ermenistan arasındaki yumuşama yeni bir başlangıç umudunu yeşertmiş, biz de çeşitli yazılarımızda hem de NTV’deki bazı programlarda “Erivan Treni Yola Çıktı” başlığını kullanmıştık. Ama geçtiğimiz günlerde olanlar bu “treninin” bir süre daha “sınırda” bekleyeceğini gösteriyor.

24 Nisan 2009’un hemen arifesinde Türkiye ile Ermenistan arasında atılan adımın Barack Obama’nın “soykırımdır” açıklamasını önlemeye yönelik olduğunu söyleyenler çıksa da iki ülke yönetiminin gerçekten ciddi olduğuna inananların sayısı bir hayli fazlaydı.

Umutlar hala sönmüş değil, ama iki tarafın Ekim ayında “ön koşulsuz” attığı imzalara sadık kalıp kalmayacağı artık şüpheli. Çünkü Türkiye ve Ermenistan arasındaki protokoller iki ülkenin meclisince kabul edildikten sonra yürürlüğe girecek; diplomatik ilişki kurulacak, sınırlar açılacak ve tarih komisyonu 1915 olaylarını araştıracaktı. Üstelik iki ülke herhangi bir ön koşul öne sürmeyecekti; yani ne soykırım, ne Dağlık Karabağ’daki işgalin sona ermesi, ne Azerbaycan’ın baskısı.

ÖN KOŞUL. HEM VAR HEM YOK!
100 yıllık bir sorunla masaya oturmak iki taraf için de zor olmakla birlikte, ön koşulun olmaması umutları arttırmıştı. Oysa öyle olmadığı çok kısa sürede anlaşıldı. Önce her iki tarafın milliyetçileri ayaklandı, ardından Azerbaycan Türkiye’ye “posta koydu”, Ankara Azerbaycan’ı ikna etmek için protokollere aykırı olmasına rağmen Bakü’ye söz verdi: “Karabağ işgali sona ermeden sınır açılmayacak.”

Protokoller daha ilk ayında yara almakla kalmayıp, “Karabağ’sız anlaşma olmaz” noktasına gelindi.

AÇILIM HAYAL KIRIKLIĞINA ERMENİSTAN DA MI EKLENİYOR?
Tüm bunların nasıl bir diplomatik manevra olduğu hala anlaşılmış değil. İnsan, “Peki, bu önkoşulları protokollere niye koymadınız? Madem koymadınız, şimdi niye ön koşul olarak öne sürüyorsunuz?” diye sormadan edemiyor.

Yoksa hükümetin geçen yılki “açılımlar listesinin” hayal kırıklığı bölümüne Kürtlerden sonra Ermenistan da mı eklenecek?

AĞRI'NIN DİĞER YAKASINDA DA DURUM FARKLI DEĞİL
Ağrı’nın diğer yakasında da durum pek farklı değil. Devlet Başkanı Sarkisyan protokolleri anlatabilmek için diaspora ile karşı karşıya geldi; içeride muhalefetle karşılaştı. Protokollerde soykırım ön koşul olarak dayatılmadı belki, ama bu konunun Ermeniler için “tartışılmaz” olduğunu, kurulacak tarih komisyonunun da konuyu tartışmayacağını bilmemek için saf olmak gerekiyordu; Türkiye’de bunu bal gibi biliyordu.

2009’un Aralık ayında Birikim’de şöyle yazmışız: İki ülke arasındaki “uzlaşmaz çelişki” yani “tarihi travmanın” protokolde doğrudan yer almaması, sürecin daha ilk elden akamete uğramaması açısından çok önemli olmakla birlikte, bu durumun iki ülkedeki algılama farkından kaynaklandığını unutmamak gerekiyor. Protokolün imzalanmasından ardından Türkiye’de, 1915 olayları ele alınmayacak gibi algılanmıştır ki bu yanlıştır. Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin bam telini 1915 oluşturmaktadır ve iki ülke arasında olmasa bile iki halk arasındaki zihinsel, psikolojik ve vicdani ilişkinin normalleşmesi, siyasi ya da hukuki kararlardan çok daha önemlidir.

TÜRKİYE PROTOKOLLERİ UYKUYA YATIRDI
Türkiye’nin soykırıma karşılık kozu ise Dağlık Karabağ oldu. Türkiye, protokolleri Meclis Dış İlişkiler Komisyonu’na havale ederek uykuya yatırdı. İki taraf ilişkilerin başlangıcı olarak bir irade gösterdi ama yola cesurca ve iyi niyetle devam edemedi.

ERMENİSTAN’IN ADIMI SAHTE Mİ?
Ermenistan Anayasa Mahkemesi 10 gün önce protokolleri bazı çekinceler ekleyerek kendi meclisine gönderdi.

Gerekçeli kararda "ilişkilerin tarihsel boyutunu incelemek üzere kurulması öngörülen komisyonun kesinlikle 1915'te yaşananları ele almayacağını” belirtildi. Bunun tercümesi şu: “Soykırım tartışma konusu bile olamaz.” Ancak bu haliyle protokollerdeki 1915’le ilgili kurulacak olan tarih komisyonu kadük kalıyor. Türkiye’nin bunu kabul etmeyeceği biliniyor. O zaman tarih komisyonu ne yapacak sorusu akla geliyor? İkincisi, protokolde yer alan “karşılıklı sınıra saygı duyulması" konusunda, Ermenistan Anayasası ve Bağımsızlık Bildirisi'ne atıf yaptı. Böylece, Türkiye'nin doğusunu “Batı Ermenistan” olarak kayda geçiren belgelere göndermede bulundu. Türkiye’ye göre bu kararlar protokolleri sakatladı.
Karabağ konusuna gelince. Burada da kısa vadede bir umut ışığı yok gibi. Değişen tek şey Ermeniler ile Azerilerin geçen yıl içinde 8 defa bir araya gelmeleri. Dağlık Karabağ’da bir şeyler olacak ama buna daha vakit var; biraz da Rusya’nın vereceği karara bağlı.

Sanki iki ülkenin yönetim de bu gidişattan memnun gibi. Zaten süreç zor yürüyecekti, şimdi her iki taraf için de bahane oluştu. Vakit kazanmak için Ermenistan Türkiye’nin Karabağ dayatmasına, Türkiye’de Ermenistan Anayasa Mahkemesi kararına can simidi gibi sarıldı.

HAYALDEN VAZGEÇMEMEK
AKP hükümeti ve Sarkisyan yönetiminin en azından başlangıç için umut veren adımlarının devamını sağlamak için her iki taraf üzerinde baskı kurmak gerekiyor. İşin vahim yanıysa oluşan iyimser havanın sadece resmi süreçlerde bırakılarak dağılması tehlikesi. Hayalci olmamakla beraber, iki halk arasındaki normalleşmenin “hayalini” gerçek kılmak için sürenin daha kısa tutmasında yarar var. Önemli olan yıllardır süren çelişkilere, her iki tarafın politik ayak oyunlarına rağmen iki halkın buluşması, yani açılan sayfanın doldurulmasıdır.

Tıpkı rahmetli Hrant Dink’in "İki Yakın Halk, İki Uzak Komşu" adlı kitabında olduğu gibi: "Türk-Ermeni ilişkileri açısından asırlardır gelen ve asırlara gidecek olan ortak yazgımız bir kez daha önümüzde. Atalarımız geçmişte kendine düşen sayfaları iyi kötü doldurdular. Asıl sorun, bugün bizim bu beyaz sayfaları nasıl dolduracağımız.

Mete ÇUBUKÇU

7 Şubat 2010 Pazar

Soner Yalçın - Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor

Soner Yalçın
Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor
440 Sayfa
Kasım 2009
Doğan Kitap
Puan:10

Yeşil Gladio'nun dinci tetikçileri...
FBI' ın yetiştirdiği dinci istihbaratçılar...

CIA' in kefil olduğu dinci cemaat liderleri...

ABD' den maaş alan dinci köşe yazarları...

Utah' da TSK aleyhine yayın yapan dinci yalan makineleri...

Kendini peygamber sanan Amerikalı şeyhe bağlı dinci milletvekilleri...
"Yahudi mallarını almayın" deyip Yahudilerle ticaret yapan dinci gazete...
İsim isim... Olay olay...

Ergenekonvari komplolar hangi ülkelerde nasıl sahneye kondu?

George Soros'un vakıfları,gazeteleri ve politikacıları bu oyunun neresinde?

Türkiye'de hangi gazetelere, hangi kanaldan para akıtılıyor?

TSK neden hedefte?

Solcu liberallerin New York'taki akıl hocaları kimler?

Uluslararası Yazarlık Programı(IWP) Türkiye'den nasıl yazar devşiriyor?

Kim bu ödüllü edebiyatçılar?
İsim isim... Olay olay...

Tehlike, tehlikeyi göze almadan yok edilemez...


Okuyorum, geçmişi ve geleceği,birçok kişinin satırlarından ama nedense hiçbiri bu adamın yazdıkları kadar gerçek ve mantıklı gelmiyor. İkinci kez bir kitaba on puan verdim çünkü kitabı okurken hemen hemen her sayfada kafamdaki bazı soru işaretleri yok oldu,karanlıklar ışık doldu kısa bir süre ve ben bu küçük zaman diliminde gerçeğe yaklaştım.

Bazen insanları anlamıyorsunuz, dedikleri size gerçek gelmiyor, işte baş ucu kitabı kelime grubu da bana öyle gelirdi, anlamazdım, ama bu kitabı okuyunca artık benim de bir 'baş ucu kitabım var' dedim ve hayatımda güvenebilieceğim bir yazar edindim. Biri hariç bütün kitaplarını okuduğum bu adam, benim gözümde en gerçek gazeteci ve araştırmacılardan biridir artık...

Kitaptan Bölümler:

Bu hurafeci, feodal ümmetçi dinciler, son 300 yıldır emperyalist Batı'nın taşeronluğunu yapıyor. Her türlü gelişmenin, yenileşmenin, toplumsal uzlaşmanın önünde dalgakıran rolünü başarıyla oynuyorlar. Bu sömürgeci güçlerin işbirlikçi dincileri, baş davası ahlak olan bizim Müslümanlara inanın hiç benzemiyor...
Bu kitap bu farkın anlaşılması için kaleme alınmıştır...

Felsefe olmazsa Büyük Kitap'ı hakkıyla anlayamazsınız, sadece ezberlersiniz. Kuran Allah'ın kitabı, felsefe ise bizim onu anlayacak olan şahsiyetimizin örgüsüdür.(Nurettin Topçu)

Bugünkü Müslümanlar büyük sanayi medeniyetinin insanı makineleştiren ve makineye esir yapan zulmüyle el ele vermiş bulunuyor. İnsanlığın beş bin yıllık ruh ve vicdan eserini inkar ederek düşünmeyi günah sayan, sefaleti din diye tanıtan gerilik ile taassup, bu zülme sığınmış bulunmaktadır.(Nurettin Topçu)

Nasıl oluyordu; bir "onlar" vardı, bir de kendileri Müslümanlar!
Zamanla yerli yerine oturdu düşünceleri:
Hayata bir pencereden bakabilirdiniz, ama bu, karşı pencereden bakanlara düşman olacağınız anlamına gelmezdi.
Anadolu'nun temiz çocukları "öteki" kavramını henüz bilmiyorlardı.
İstanbul öğretiyordu işte...

Küçük şahsiyetler, kişilerle uğraşır; vasat şahsiyetler, olaylarla/şekillerle uğraşır; büyük şahsiyetler, fikirlerle uğraşırlar.


Gözü bağlı Hintliler gibi meseleyi sadece bir boyutuyla ele alırsanız, meselenin tümünü, özünü kavrayamazsınız.
Bütünü görmek gerekiyor.
Mesele, cumhuriyetin kurucu ideolojisine sahip çıkma meselesidir.

Mesele, ulusal bütünlüğü, bağımsızlığı koruma, komşularla savaşmama meselesidir.

Mesele, Ortadoğu'da taşeron olmayı reddetme meselesidir.

Mesele, dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip Irak ve İran'daki petrol kuyularının bekçiliğini yapmama meselesidir.

Mesele, sadece bunlardan ibarettir.

Mesele bu kadar açık ve ortadadır.


Ve çok daha fazlası.... Okumanızı tavsiye ederim.

6 Şubat 2010 Cumartesi

CETURK JAVA ve Kariyer Günü

CETURK olarak Çankaya Üniversitesi Uygulamalı Matematik Bilgisayar Bilimleri Topluluğu ile birlikte "JAVA ve Kariyer Günü" etkinliği düzenliyoruz. Etkinlik konusu dahilinde JAVA dünyasındaki kariyer olanaklarından bahsedilecek ve etkinlik sonundaki panelimiz ile bilgi alışverişi gerçekleştirilecektir.Etkinliğe katılım ücretsizdir.



Konuşmacılar ve Seminer Konuları:

Kadir Teke - Mehmet Gursul : İş İlanlarında Java

Kenan Sevindik : Java, Kariyer ve Gelecek

Mert Çalışkan : Fikrim Açık, Kodum Açık

Ümit Vardar : JavaFX

Adres:
Çankaya Üniversitesi - Mavi Salon
Saat: 12:00 - 17:00

Kayıt işlemi için bu bağlantıyı kullanabilirsiniz.