Türkiye-İran ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye-İran ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2011 Cumartesi

Türkiye ve İran karşı karşıya

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu Lübnan'daki krizi değerlendirdi: "Türkiye ve İran Lübnan’da karşı karşıya geldi. İlk raundu İran aldı."

Lübnan Ortadoğu’nun mikrokozmosu; bölgedeki dengeleri kavrayabilmek için de bu ülkeye bakmak zorunlu. 1. Dünya Savaş, Soğuk Savaş ve bölgenin yeniden yapılandırıldığı şu dönemde de durum aynı.

Son yaşanan hükümet krizi de bölgedeki nazik denklemden bağımsız değil. Kriz Lübnan’ın iç meselesi gibi görünmekle birlikte aslında bölgedeki ülkelerin Lübnan üzerinden yaptıkları güç mücadelesi; çarpan etkisi tüm bölgeyi etkiyecek nitelikte.

Bu kriz Ortadoğu’da dost-düşman gibi kesin ayrımı yapmanın ne kadar zor olduğunun da göstergesi. Hatta dengelerin her an için değişebileceğinin yeni bir kanıtı. Bir konuda birlikte hareket eden ülkeler başka bir konuda tam tersini yapabiliyor. Bu durum Türkiye’nin Ortadoğu’da tek bir politika izleyemeyeceğini hatırlatması açısından önemli.

Kısacası Ortadoğu’da rol almak isteyenlerin, zemininin her daim kaygan ve kaypak olduğunu bilerek politika yapmak, dengeleri sürekli kontrol etmek zorunda olduğunu bilmeleri gerekiyor. Ortadoğu’da rol almak, lider olmak isteyen ülkeler nazik bir denklemde yürütülecek politikada her daim uyanık olmak bunu yapmadığı takrirde “altındaki zeminin kayacağını” bilmek durumunda.

Lübnan’da hükümetin dağılmasını daha genel anlamda eksen içi ve dışı ülke ve aktörlerin mücadeleleri şeklinde de değerlendirilebilir.

İSRAİL ATEŞLEDİ İRAN TAMAMLADI
Tüm bunları Lübnan’da olup biten üzerinden tercümesi ise şu: Son krizin görünen “kahramanı” Hizbullah olmakla birlikte asıl aktör İran.

Şii/Sünni ekseni mücadelesinde Şii ekseni Suriye’yi diğer eksene kaptırmış olsa da gücünü gösterdi. Türkiye Lübnan ile Suriye arasındaki buzları eriterek önemli bir iş yaptı. Hariri “babamı Suriye öldürdü” tezinden vazgeçti. Ama uluslararası araştırma komisyonu bu kez nasıl olduysa oklarını Hizbullah’a çevirdi. Yani Suriye olmadı, İran’ı vuralım mantığı. Bu senaryonun ardından ABD ve İsrail olduğu söyleniyor.

Hizbullah, Refik Hariri cinayeti ile ilgili kendisinin suçlanacağını, Başbakan ve oğul Saad Hariri’nin bunu durdurmayacağını anladığı anda düğmeye basarak ülkeyi belirsizliğe sürükledi.

BAŞBAKAN'IN LÜBNAN GEZİSİ HARİRİ'YE DESTEKTİ
Oysa Türkiye, Lübnan üzerinde en etkili iki ülke olan Suudi Arabistan ile Suriye’yi bir araya getirip ikna etmiş, Saad Hariri desteklenmişti. Ahmedinejad’ın Lübnan’da Hizbullah’a destek niteliğindeki ciddi gövde gösterisinin ardından Başbakan Erdoğan’ın Lübnan gezisi Hariri’ye desteğin altının çizilmesiydi.

Ama, İran bu denklemi bozdu. Türkiye ve İran Lübnan’da karşı karşıya geldi. İlk raundu İran aldı. İran şimdi Suriye’yi de yeniden kendi yanına çekmeye çalışıyor. Suriye, Suudiler ve Türkiye Hariri’nin arkasında. Ancak bu krizle birlikte Lübnan ve bölge yine tehlikeli bir viraja girdi.
kaynak: 1

19 Haziran 2010 Cumartesi

Türkiye'nin Ortadoğu sınavı

Tartışmalar 2003 yılındaki Irak işgali öncesine benziyor.

Herkeste 'şimdi ne olacak?' telaşı, bazılarında da korku var. Türkiye’nin İran’a yönelik yaptırım kararına 'hayır' oyu vermesinin, tüm dünyadan farklı davranarak yanlış yaptığı ve bedelinin ödetileceği söyleniyor.

Baştan söylemekte yarar var. Türkiye kendi içinde tutarlı olanı yaparak 'hayır' oyu vermiş ve doğrusunu yapmıştır. Riskli bir karardır ancak İran konusunda takas anlaşmasını zorlayarak İran’ı ikna ettikten sonra Güvenlik Konseyi’nde farklı davranması zaten beklenemezdi.

Evet ve hayırcıların dışında bir de çekimserler var tabii ki. Eğer Viyana Grubu takas anlaşmasını onaylasaydı, Türkiye’nin oyunun rengi çekimser olacaktı. Yani Türkiye hem İran’ı diplomasi masasında tutmuş hem de dünya ile birlikte hareket ederek İran’ı uyarmış olacaktı.

AMERİKA 'KIZGIN'
Evet, Amerika kızgın; bir şekilde Türkiye ile bu hesabı görmeye çalışacak. Ama ortadaki iki yüzlülüğü de unutmamak gerekiyor: İki haftadır bekleyen Viyana Grubu’nun Türkiye ve Brezilya'nın öncülüğünde İran tarafından sunulan takas mektubunu BM Güvenlik Konseyi kararından birkaç saat önce reddetmesine ne diyeceğiz?

İRAN MASADAN KALKARSA...
Burada önemli olan İran’ın bundan sonra nasıl tavır takınacağıdır. Eğer İran Türkiye’nin amacının tersine, masadan yani takas anlaşmasından kaçarsa, Türkiye’nin eli boş kalır. En büyük risk Türkiye’nin “diplomasi masasında tutmaya ve ikna etmeye çalıştığı İran’ın masayı terk etmesidir”.

BASKI POLİTİKASI İFLAS ETTİ
Ama unutmamak gerekir ki Amerika'nın 30 yıldır uyguladığı ambargo politikası sonuç vermedi, bu da vermeyecektir. Ayrıca, BM’nin, ABD’nin aldığı her karar karşısında İran halkının ortak bir refleks (rejim destekçisi ya da muhalifi) gösterdiği bilinir; dış tehdide karşı birlikte konur. Yani ABD’nin baskı politikası iflas etmiş bir politikadır. ABD bu polikitayla sonuç alamayacağını hala anlayabilmiş değil. Zaten ABD’nin derdi nükleer çalışmalar değil İran rejiminin kendisidir.

Meseleye dönecek olursak, Türkiye’de Amerika’nın tepkisinden korkanlar, Dışişleri Bakanı Clinton’un Türkiye’nin diplomasi yolunu zorlamaya devam etmesi yolundaki sözleri ile rahatlayabilir.

EKSEN TARTIŞMASI
Peki, Türkiye’nin eksenini kaydırıp yüzünü doğuya döndüğü tartışmaları niye bu kadar yoğunlaştı?

Zaten bu tartışma bir süredir vardı. Ancak İran’ı takas anlaşmasına razı etmesi, İsrail’in Gazze yardım konvoyuna yaptığı saldırı ve iyice gerginleşen ilişkiler, İran’a yaptırım kararı çıkması ve Türkiye’nin 3 Arap ülkesi ile imzaladığı Ortadoğu Birliği’ni çağrıştıran anlaşma bu şüpheleri artırdı.

DIŞ POLİTİKADA ÇEŞİTLİLİK
Evet, Türkiye şimdiye kadar yapmadığı bir şeyi yapıyor. Sırtını döndüğü bir bölgede bir güç olarak kendini göstermeye çalışıyor. Bu arada NATO; AB konusunda anlaşmaları devam ediyor. Bugüne kadar Batı ile imzaladığı herhangi bir anlaşmayı iptal etmiş değil. Dış politikanın çeşitlendirilmesinde ne zarar var?

Ayrıca, Türkiye İsrail’e tepki göstermekte haklıdır. Daha da fazlasını göstermelidir. Burada çekinecek ne var ki? Bu konuda eleştiri getirenlere cumhuriyet tarihi boyunca Türkiye-İsrail ilişkilerini bir göz atmalarını ve bunun ilk kriz olmadığını, daha ağırının yaşandığını hatırlatmak isteriz. ABD’nin derdi Türkiye-İsrail krizinden çok İran’la olan yakınlaşmadır. Dikkatleri bu yönde tutmakta yarar var. Bölgede dinamikler değişti.

28 ŞUBAT VE SONRASI
Hafızalarımızı tazelersek: 28 şubat sürecinde Türkiye’de iç dinamikler, İran’ı Türkiye için (laikliliğin tehdit altında olduğu gerekçesiyle) tehdit olarak görüyordu. İsrail, İran’ın düşmanıydı. İç ve dış dinamikleri bir araya gelince ABD; Türkiye, İsrail stratejik işbirliğine gitti. Şu anda Türkiye’de artık ordu egemenliği sona erdi. İran Türkiye için tehdit filan değil, İsrail’in dolduruşuna gelecek bir durum yok.

HAMAS, EL FETİH VE TÜRKİYE
İnsanların kafasını karıştıran ise Hamas’a fazla angaje olup olunmadığı, El Fetih’e gerekli yakınlık gösterilmediğidir.

Türkiye’nin yapması gereken somut sonuçlar almak, mesela, El Fetih ile Hamas’ı masaya oturtabilmektir. Özellikle Hamas’ı Fetih’le anlaşması için tekrar masaya döndürmektir. Türkiye’nin gücünü aşmakla birlikte Hamas’ın elindeki Gilad Şalid’in serbest bırakılmasını sağlamak da bu çerçevede değerlendirilebilir.

SOĞUK SAVAŞ SONA ERDİ
Sonuç olarak Türkiye’nin önünde kolay bir süreç yoktur. Ama süreci okuyamayanların anlayamadığı da şudur: Artık soğuk savaş paradigması sona ermiş ve dünyanın her yanında farklı birliktelikler, ittifaklar ortaya çıkmıştır. Soğuk Savaş döneminde Türkiye ABD’nin sözünden çıkmamış, ABD’de darbelere, insan halkları ihlallerine, solcuların üzerinden geçilmesine göz yummuştur. Artık bu dönem geçmiştir. ABD’den kopuş söz konusu olmasa da ABD’nin Türkiye’ye ne tür “katkılarda” bulunduğunu biliyoruz.

Dış politikada realist olmak kadar duygusallık da geçerlidir. Duygusallık insanidir, vicdanidir. Alınacak kararlar sadece realizmin soğuk diplomasi koridorlarından geçmemelidir. Örneğin İran konusunda atılan adım hem gerçekçi hem duygusaldır; çünkü ambargo rejimi değil insanları vurmaktadır. Tıpkı Gazze’de olduğu gibi; tıpkı 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi. Hele bu işi Ortadoğu’daysak realizm kadar duygusallık, vicdani olmaktır aslolan.

kaynak: 1

5 Haziran 2010 Cumartesi

Biz İyi Niyetliyiz

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanpervez Uranyum Takası Anlaşması'nın ayrıntıları için Türkiye'deydi ve NTV'nin sorularını yanıtladı.İran, Türkiye ve Brezilya ile imzaladığı Uranyum Takası Anlaşması'nın ayrıntılarını içeren mektubu Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'na sundu.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ramin Mihmanpervez takas anlaşması konusunda bu aşamadan sonra bahane kalmadığını ve deklarasyonda bulunan 10 madde dışında yeni bir koşulu kabul etmeyeceklerini söyledi.
Mihmanpervez, NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu'nun sorularını yanıtladı...

Takas anlaşması kabul edilir ancak Birleşmiş Milletler'in yaptırımları gündeme gelirse İran'ın tavrı ne olacak?
Tahran bildirisi İran, Türkiye ve Brezilya'nın yapıcı işbirliğinin sonucudur. Biz resmi anlamda çok büyük bir işe imza attık ve en kısa zamanda aralarında Amerika Birleşik Devletleri, Rusya ve Fransa'nın bulunduğu Viyana grubunun kendi görüşlerini açıklamalarını bekliyoruz.

İran bu süreçten umutlu mu?
Tahrip ve tehdit edici sözleşmeler olumlu bir adım olmayacaktır. Biz bu konuda çok iyi niyetliyiz. Herkesten de aynı iyi niyeti bekliyoruz. Bağımsız ülkelerinde bu takası desteklediğini biliyoruz. Örneğin Tacikistan'daki İslam Konferansı Teşkitlatı Toplantısında 57 İslam ülkesi bu bildirgeyi onayladılar.

Farklı bir taleple gelirlerse bu anlaşma bozulabilir mi?
Biz resmi mektubu da gönderek işe başladık, birlikte bir deklerasyon ilan edildi. Herhangi bir talep için mantıklı ve güçlü bir nedenleri olması gerekiyor. Biz bir an önce bu değiş tokuşu işleve koymalarını istiyoruz. Biz bildirinin icra safhasına ulaşmasını istiyoruz. 10 maddelik bildiride tüm konulara değinilmiştir. Bu bildirgeye istinaden bir anlaşma yapılması lazım. Eğer Viyana grubu bunu kabul ederse ve bu çerçevede bir anlaşma olursa konu kalmamıştır. Zaten bazı konuları Türkiye ve Brezilya bizimle konuşarak, ABD Fransa gibi ülkelerin sorularını aktardılar. Batılı ülkelerin önderleri ve hatta Rusya, bu önerilerin Tahran'a bildirilmesi tavsiye etmişlerdir, Sayın Erdoğan da bunu bize bildirmiştir bu aşamadan sonra bahanenin yeri yoktur.

Herkes şunu merak ediyor: Gerçekten İran'ın elinde 1200 kg'dan fazla zenginleştirilmiş uranyum var mı? 2000 kilodan bahsediliyor...
İran'daki reaktörümüz için yakıt gerekiyor. Reaktör'ün uranyum gereksinmesi için 120 kg yüzde 20 oranında zenginleştirilmiş uranyum gerekiyor, bunun için biz de yüzde 3.5 oranında zenginleştirilmiş 1200 kilogram tahahhüt ettik. Bildiride bahsi geçen miktar uzmanların belirlediği eskiden anlaşılan miktardır. Takas anlaşması da bu kadar miktarı içermektedir.

İran Meclis Başkanı Ali Laricani "Birleşmiş Milletler ve Amerika bir maceraya kalkışırsa tüm çaba boşa gider" şeklinde bir açıklama yaptı...
İran İslam Cumhuriyeti kesin bir şekilde bu bildiriyi destekliyor. Meclis bu anlaşmayı onaylamıştır. Deklerasyonadaki maddelerin hayata geçirilmesine kesin gözülye bakılıyor. Bu anlaşma yeni bir işbirliğinin işaretidir. Sadece İran açısından değil. Bu Türkiye ve Brezilya'nın içinde bulunduğu iyi niyet projesidir. İyi niyetli olarak bu deklarasyonun gerçekleşeceğini ümit ediyoruz. Karşı taraf hazır olduğunu ilan ederse işbirliği gerçekleşir ve ortam da daha yumuşar, gelecekteki iş birliklerinin zeminini de böylece hazırlayabiliriz.

Türkiye'nin çabasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye ile yakın, samimi, kardeşçe ilişkilerimiz var. İran ve Türkiye hem bölgede hem de dünyada güçlü ve etkili ülkelerdir. İran, Türkiye ve Brezilya arasındaki işbirliği, gelecekte diğer ülkelerin de işbirliklerine örnek olacak düzeydedir. Bu bölge için çok önemlidir.

kaynak: 1