Türkiye-Irak ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye-Irak ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2010 Pazartesi

İşgal Altında İstikrar Arayışları - 2010 Irak Seçimleri

Blogumda Siyasi Haberler kısmında sadece Mete Çubukçu'nun yazılarını yayınlıyorum. Özellikle Ortadoğu üzerine çok iyi analizler yapan güvendiğim bir gazeteci.
Mete Çubukçu'nun Taha Özhan ile birlikte yazdığı ve SETA'da yayınlanan İşgal Altında İstikrar Arayışları - 2010 Irak Seçimleri yazısını okumanızı tavsiye ederim.

22 Ağustos 2010 Pazar

ABD geldi, yıktı, gitti...

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, ABD muharip güçlerinin çekilmesinin ardından Irak'ı bekleyen belirsizliği yazdı.

Irak’ta bir dönem sona erdi. Geride hala geleceği belirsiz bir ülke var. 7 yılda yeni bir ulus inşa etmenin zorluğu bir yana, Amerikan muharip birliklerinin çekilmesinin ardından Irak daha kritik bir sürece girdi. Amerika, kendi ayakları üzerinde duran, güvenliğini sağlayabilen, etnik ve mezhep çatışmalarının uzağında bir ülke amaçlarken, bu hedeflere henüz ulaşılmış değil. Hatta iç savaşa varmasa bile kanlı iç hesaplaşma ihtimali yüksek.

Irak halkı şimdi kendisiyle yüzleşecek ve geleceğini belirleyecek. 2003 yılının Mart ayında bizimde bulunduğumuz Bağdat’ın bombalanması ile başlayan süreçte hemen hiç kimse sürecin bu kadar çabuk işleyeceğini düşünmüyordu. İşgalin bedeli Irak ve bölge ülkelerine ağır oldu, Ortadoğu yeniden dizayn edildi.

IRAK'IN GELECEĞİ OBAMA'NIN GÜNDEMİNDE DEĞİL
Iraklı birçok politikacıyla göre asıl hesaplaşma 2011 sonrası yani Amerikan askerleri tamamen çekilince yaşanacak. Amerika Başkan’ı Obama ise sadece seçmenine verdiği sözü tutmaya çalışıyor; Irak’ın geleceği şu an için gündeminde değil. Çünkü ne Amerikalılar ne de Iraklı siyasiler ve askerler bu çekilmeden hoşnut değiller. Irak’ın kendi başına kalmaya hazır olmadığını düşünüyorlar.

IRAK’I BEKLEYEN SORUNLAR

Defalarca gittiğimiz Irak’ı bundan sonra bekleyen riskleri şöyle sıralayabiliriz.: Siyasi, ekonomik, mezhebi ve etnik hesaplaşma.

-Bir iç savaş düzeyine varmasa bile Sünni-Şii, Arap-Kürt çatışması kimseyi şaşırtmamalı. Irak, siyasi açıdan hala oturmuş değil, seçimlerde büyük çoğunluk etnik ve mezhep aidiyetine göre oy kullanıyor. Bu da ortak bir Irak kimliğini zorlaştırıyor. Mart ayında yapılan seçimlerden sonra hala hükümet kurulabilmiş değil. Kurulması da zor. Bu durum bile ülkenin içindeki kaosu gözler önüne seriyor.

IRAK'IN ZENGİNLİĞİ NASIL PAYLAŞILACAK
-Ekonomik olarak Irak’ın zenginliğini paylaşım konusunda da taraflar birbirlerine güvenmiyor. Ülkede petrol kaynaklarının işletilmesi Saddam Hüseyin döneminden iyi durumda değil. Ancak ülkeyi bir arada tutacak en önemli nokta zenginliğin paylaşımı konusundaki uzlaşma. Şiiler, Sünniler ya da Kürtler böylesi bir zenginliği bırakıp ayrılmak niyetinde değil. Ama Iraklı politikacılar gevşek bir merkezi ile federatif bir Irak’ın yaşama şansı olduğu konusunda hem fikir.

KÜRTLER ARAPLARLA YAŞAMAK İSTEMİYOR
-Etnik ve mezhebi çekişmelerin hem tarihi boyutu mevcut hem de işgal sürecinin bir parçası. En büyük tehlike ise Araplarla-Kürtler arasındaki uzlaşmazlık. Özellikle Sünni Araplar Kürtlere diş biliyor. Kürtler Araplarla yaşamak istemiyor. Halepçe katliamı ve Enfalleri unutmuyor. Bu zihin altını silmek şu an için mümkün değil. Bazı Arapların Amerikan askerlerinin gitmesini dört gözle bekledikleri kayıtlarımız arasında var. Bu nedenle Kürtlerin özerk bir yapıda olması en hayırlısı gibi görünüyor. Kürtler ABD’nin çekilmesini istemeyen grupların başında geliyor. Zaten 2011 sonrasında da ABD Irak Kürt bölgesinde kalacak gibi görünüyor

- Önümüzdeki dönemin en hassas noktası ise Kerkük. Sadece Arap-Kürt çekişmesi nedeniyle değil Türkiye’nin aralarında bulunduğu çevre ülkelerin dikkatle izledikleri bir mesele bu. Amerika bu bölgeye tampon birlikler yerleştirmiş durumda. Ancak Kerkük Irak'ın bir minyatürü ve patlaması muhtemel bir kent.

-Ve radikal İslamcılar. İşgalle birlikte, Amerika’nın katkısıyla radikal İslam ve terörle tanışan Irak halkı yeni terör dalgaları ile sarsılabilir. Genelkurmay Başkanı Babekir Zebari bile ordunun ülkeyi koruyacak düzeyde olmadığını gizlemiyor.
IRAK'IN GELECEĞİ BELİRSİZ
Önlerinde iki yol var. Ya kanlı bir iç savaşla bölünme ya da ekonomik siyasi çıkarlar çerçevesinde gönüllü değil zoraki bir uzlaşma, toprak bütünlüğünü koruyan federatif Irak. Bunu kendileri kadar çevre ülkelerinin tavrı da belirleyecek. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın etkisi biliniyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin “Amerikanlar gittikten sonra bu ülkelerin çok etkili olacağı yönündeki uyarısı” nedensiz değil.

Irak’taki istikrar Türkiye dâhil diğer ülkelerin istikrarını de etkileyecek. Irak’taki süreç çok parlak görünmüyor. Kıdemli Kürt politikacılardan Mahmut Osman, Saddam Hüseyin’i kast ederek “eğer biri öldüyse ölmüştür. Ama burada hala yaşıyor” derken ülkeyi hala “küçük Saddamların” yönettiğini ima ediyor. Bu yapının değişmesi için de uzun yıllara ihtiyaç var.

Amerikalılar yıkıp yıktıkları ülkeden mutlu ayrılıyor, ama geride geleceği belirsiz bir Irak bırakarak. Iraklıların kendi geleceklerini tayin etmeleri ise zor görünüyor. Ama asıl 2011 sonrasını beklemek gerekiyor.

EN TRAJİK OLAN ABD'YE MECBUR BIRAKILMALARI

Amerikan askerleri 2011 sonunda ülkeyi tamamen terk edecek mi? Tecrübelerimize göre bu sorunun yanıtı tabii ki hayır. Amerikan askerlerinin büyük bölümü çekilse bile Ebu Garipleri, Felluce katliamını, başına çuval geçirilmiş babanın çocuğunu kucaklayışını ve Irak halkının düştüğü durumu unutmayacağız.

En trajik olanı ise, Iraklıların, işgalle ülkeyi yerle bir edip tüm dengeleri bozan ABD’ye mecbur bırakılmaları.

kaynak: 1

9 Temmuz 2010 Cuma

Iraklı Kürtlerin hamisi mi, dostu mu olacağız?

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu yazdı: "Bazılarının gönlünde Iraklı Kürtlerin hamisi olmak geçiyor. Oysa, komşuluk, akrabalık, üzerinden barışmak gerekiyor."

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’na, Barzani’nin Türkiye ziyareti sonrası teröre karşı alınacak önlemler konusunda yeni bir adım olup olmadığını sormuştuk.

Sinirlioğlu bir grup gazeteci ile yaptığı bilgilendirme toplantısında önemli ipuçları verdi, ama detayları açıklamayarak “Her şeyi sizin önünüzde konuşursak, işin sihri kaçar” dedi. İstanbul’da bir araya geldiğimiz Mesut Barzani de benzer bir yanıt vermişti.
Bölgedeki kaynaklar ise şunu söylüyor: “Barzani de PKK konusunda çok tepkili. Yeni adımlar atılacak. Ancak, detaylar medya önünde tartışılmayacak.”

BÜYÜK BEKLENTİLER YERİNE, SABIRLI OLUN
Evet, Türkiye-Irak Kürdistan’ı ilişkileri terör konusunda yeni bir aşamaya giriyor. Orta ve uzun vadede önemli şeyler olabilir. Kısa vadede ise pratik önlemler artırılacak. Büyük beklentiler yerine, sabırlı olmakta yarar var. Hatta, küçük ama önemli tedbirler bile bir gelişme sayılmalı.

Ama, bizler bunu açıkça yazıp, konuşulanlar hayata geçmeyince süreç tersine dönebiliyor. Bu nedenle bilgileri biraz bekleyerek paylaşmakta yarar var. Bu işin çok önemli boyutu. Ama artık Ankara-Erbil ilişkileri tek boyutlu değil. Her konu kendi çerçevesinde değerlendiriliyor. Iraklı Kürtler ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Barzani’ye söylediğini hatırlatıyor: "Artık biz sadece PKK penceresinden değil, yardımlaşma ve stratejik ortaklık penceresinden birbirimize bakıyoruz."

'TERÖR ALIP MAL MI SATACAĞIZ' 15 YIL ÖNCESİNİN ZİHNİYETİ
Dışişleri Bakanı’nın sözünü ettiği pencere için şimdi yeni bir girişim var. Bir yanda PKK eylemleri, terör devam ederken ticari ilişki nasıl olacak diye soranlar olacaktır. Hatta, bazılarının daha ileri giderek “terör alıp, mal mı satacağız” diyecektir. Tüm bunlar 15 yıl öncesinin zihniyeti.

Yeni dönemin önemli adımlarından birisini Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, 200’ü aşkın işadamı ile birlikte Irak Kürt bölgesine sefere çıkarak atıyor. Bu sefer, Güneydoğu Bölgesi'ni ekonomik olarak güçlendirmek, Irak ve Kürdistan Bölgesi’ne yönelik ihracatın artırılmasını amaçlıyor. Yeni iş bağlantılarının kurulması, bu ülkeye ihracat yapan firmaların yaşadıkları sorunların yerinde incelenmesi, üretilen spesifik ürünlere pazar araştırması yapılabilmesi de gezinin amaçları arasında. Daha çok Türkiye’nin ticari bir seferi bu. Çünkü Irak ve Kürt bölgesi önemli bir pazar.

Ama Iraklı Kürtler de petrol ve doğalgaz pazarlığı yapacak. Bu konunun altı özellikle çiziliyor. “Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkinin geleceğinde enerji meselesi var. Bu da Kürdistan bölgesinin Nabucco projesine katılımıdır. Mesela, Neçirvan Barzani Iraklı Kürtlerin Nabucco sayesinde Türkiye aracılığı ile Avrupa’yla bağ kurabileceğini düşünüyor. Bu hem ekonomik hem de siyasi bir proje” deniyor

IRAKLI KÜRTLERLE YENİ DEĞİL, BAŞKA BİR DÖNEM
Bölgede halen 300’ün üzerinde Türk firmasının bulunduğu biliniyor. Bunlar arasında küçük şirketler kadar Türkiye’nin önde gelen holdingleri de var. Ama bölge her açıdan bakir ve yatırıma açık.

5 milyar dolarlık bir iş hacminin bulunduğu bölgede bu rakamın yukarı çekilmesi isteniyor. Iraklı Kürtlerin, iş adamlarından oluşan heyetten beklentisi, ciddi kuruluşların ciddi yatırımlarla gelmesi, ticari işlerin vur-kaç usulü gerçekleşmemesi. Bunun için bir bankaya ihtiyaç var. Bu iş de Ziraat Bankası ile halledilecek, THY seferleri de sırada. Iraklı Kürtlerle yeni değil, başka bir dönem başlıyor artık. Iraklı Kürtler de bunu kabul ediyorlar. Çünkü Iraklı Kürtlerle yapılan ticaret Güneydoğu Anadolu’da da ciddi bir ekonomik hareketlilik geçirecek.

ÇÖZÜM TÜRKİYE'DE
Gazeteci dostumuz şunu söylüyor: "İnsani, ticari, ekonomik olarak daha yakın bir ilişki, muhakkak terör meselesinin çözümüne katkıda bulunacak. Ama söylemekte yarar var: Ticari ve ekonomik olarak entegrasyon önemli. PKK sorunu bir yönüyle Iraklı Kürtlerin sorunu. Ama mesele Türkiye’nin kendi iç meselesi. Dolayısıyla çözümü Türkiye’de”.

Erbil-Ankara yakınlaşması Türkiye’nin bölgede genişleme ve etkinlik alanı kurma mantığına uyuyor. Yalnız şu nokta hala açık: Türkiye, Iraklı Kürtlerle barışırken bazılarının kafasından emperyal amaçlar geçiyor, bazılarının gönlünde Iraklı Kürtlerin hamisi olmak geçiyor. Oysa, hamilik çerçevesinde değil, komşuluk, akrabalık, sınırdaşlık üzerinden barışmak; eşitler arasındaki ilişkiden yola çıkarak birbirimizi kucaklamamız gerekiyor.

kaynak: 1

16 Haziran 2010 Çarşamba

Türk askeri gibi asker istiyoruz

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu'ya konuşan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, "Bizim Irak'ta istediğimiz eğitimli profesyonel askerler, tıpkı Türk ordusunda olduğu gibi..." dedi.
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu'nun sorularını yanıtladı.

Asya'da İşbirliği ve Güvenlik zirvesi için İstanbul'da bulanan Irak Cumhurbaşkan Yardımcısı Haşimi, iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek geliştiğine değindi.

"Tarihsel, bölgesel ve küresel ölçekte incelediğimizde Türkiye Irak için bir ağabey gibi. İki ülke arasındaki iyi ilişkiler giderek gelişiyor ve ilişkilerin geleceği için de çok umutluyum" diyen Haşimi, Irak Türkiye ilişkilerinin iki noktada odaklandığını söyledi:
"Türkiye ve Irak ilişkilerinde çok önemli iki unsur var. Bunlardan bir tanesi ekonomi diğeri ise PKK sorunu. Ekonomik açıdan ilişkiler giderek gelişiyor. Türkiye'in Irak'a daha fazla yatırım yapmasını, ticari ilişkilerin daha da gelişmesini arzuluyoruz.

PKK KONUSUNDA KARARIMIZI VERDİK
Bizler Irak olarak PKK konusunda kararımızı verdik. PKK, Iraklı sivillere de zarar veriyor. Sınırı geçerek Türkleri öldürmeleri de bizim için bir problem teşkil ediyor, çünkü Türkiye bizim dostumuz. Her türlü önlemi almaya çalışıyoruz. Ama bu konuda Kürt yönetimine daha fazla bir görev düşüyor. Ancak askeri olarak profesyonel kadrolarımız olmadığı için yeteri kadar müdahele edemiyoruz.

SINIR ÖTESİ OPERASYONLARI ANLIYORUM
Türkiye'nin Kuzey Irak'ta yaptığı operasyonlar elbette bir rahatsızlık yaratıyor, ama bunu anlayabiliyorum. PKK'lılar sınırı geçerek Türkiye'e saldırıyor. Bu yüzden sınırın temizlenmesi gerekli. Bunun içinse özel eğitimli güçlere ihtiyaç var. Biz şu anda bunu tam olarak sağlayamıyoruz.

TIPKI TÜRK ASKERİ GİBİ ASKERLER İSTİYORUZ
Ekonomik ilişkiler konusunda umutlu olduğunu dile getiren Haşimi, Iraklı askerlerin terörle mücadele ve sınırların korunması konusunda eğitimlerinde de Türkiye'nin desteğinin önemine değindi:

"Şu anda kurulu bir hükümet olmadığı için ekonomik anlaşmalarda çok ilerleme sağlayamıyoruz, ama ileride özellikle gaz anlaşmalarında Türkiye ile önemli işbirlikleri yapmayı umuyoruz. Iraklı askerlerin yetiştirilmesi konusunda Türkiye bize her zaman olumlu davrandı, eğitim ve ekipman konusunda destek verdi. Türkiye bu eğitimler için ilk aday olarak öne çıkıyor. Iraklı askerler bir Türk akademisinde askeri eğitim alabilirler. Bizim Irak'ta istediğimiz eğitimli profesyonel askerler, tıpkı Türk ordusunda olduğu gibi..."

HÜKÜMETTE GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZ BİR GRUP YOK
Irak Cumhurbaşkan Yardımcısı, seçimlerden sonraki sürece de değindi ve hala bir koalisyon hükümeti kurulamamasının nedeni olarak Irak anayasasını gösterdi:

"Herkes anayasayı kendine göre yorumluyor, federal mahkeme de kesin bir karara varmıyor ve bu da süreci uzatıyor. Pazartesi günü parlemento toplanacak. 15 gün içinde bir başkan, sözcü ve başbakan seçilmek zorunda. Ama ben de gerçekten ne olacağını kestiremiyorum. Çok farklı sürprizler olabilir. Eğer politik gruplar arasında bir anlaşma olmamaya devam ederse, bu duruma bir çözüm bulması için Birleşmiş Milletler'i sorumluluk almaya çağırabiliriz.

Irak olarak arzumuz seçimin tüm galiplerinin yeni hükümette adil olarak yer alması. Kurulacak hükümette görmeyi istemediğimiz bir grup yok. Yeni hükümette herkesin adil olarak temsil edilmemesi durumunda bölge dengeleri bozulabilir. Sünniler, Şiiler ya da Kürtler sonuçtan memnun kalmazsa ne olacak, diye bir çok soru ile karşılaştım. Düş kırıklığı öfkeye, öfke ise şiddete sebep olur. Şu an için bu olasılık çok az, fakat eğer olursa olaylar kontrolümüzden çıkar. Biz barışçıl bir sürece inanıyoruz ve olayların kontrolden çıkması 7 yıldan bu yana bir çok fedakarlıkla kurulmaya çalışan politik süreç açısından çok büyük bir hata olur.

Haşimi, mevcut Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin koalisyon görüşmeleri yapmadığı yönündeki açıklamalara ise itiraz etti.

Haşimi, Irak'taki politik belirsizliğin, ABD'nin 2011'de Irak'tan çekilme planlarını etkileyeceğini düşünmüyor.

kaynak: 1

18 Mart 2010 Perşembe

Irak seçiminde ABD-İran çekişiyor

Irak'ta 7 Mart'ta gerçekleşecek seçimlerde Şiilerin güçlenmesi ve bunun Irak'ı İran'a yakınlaştırmasından endişe ediliyor. Bu nedenle işgalin başında Sünnilere mesafeli duran ABD, şimdi onlara yakınlaşmış durumda.

Irak’ta 7 Mart seçimlerinde, 325 sandalyeli parlamento için 6 binin üzerinde aday yarışacak.

Baas bağlantılı olduğu iddiasıyla Sünni politikacıların bir kısmı yasaklanmış durumda. Bu durum daha seçim gerçekleşmeden havayı gerginleştirdi. Yasağı koyan ise Şii ağırlıklı Güvenilirlik ve Adalet Komisyonu.

ABD İRAN’LA ÇEKİŞİYOR
Irak’taki Amerikalı komutan Ray Odierno bile Sünnilerin adaylıklarının düşürülmesine tepkili. Olan bitenin arkasında İran’ın olduğunu düşünüyor. Zaten Irak seçimleri neredeyse ABD ile İran’ın çekişmesine dönmüş durumda. Irak’ta İran’ın etkisi giderek artarken tarihin bir cilvesi olsa gerek ABD’nin işgal öncesi ve sonrasında kara listeye aldığı Sünnilere bel bağlamış durumda.
Hatırlatalım. Irak’ın yapısı hakkında hiçbir şey bilmeyen ABD, işgal sonrası Baas’la bağlantılı hemen herkesi siyasetten dışlamış, orduyu feshetmişti ve ülkeyi bir anlamda Şiilere teslim etmişti. İşgal öncesi Amerika’nın halis adamı sayılan ama şimdi kara listeye alınan Şii kökenli Ahmet Çelebi, Amerika’yı sahte istihbarat bilgileriyle işgale zorlamış, muhalefet oluşturma adı altında milyonlarca dolar götümüş, ardından hakkında tutuklama kararı çıkmıştı. O isim şimdilerde İran için çalışıyor. Çelebi’nin şu anki misyonu Şii-Sünni bölünmesini derinleştirmek. Nitekim, Amerika bile eski adamının bu oyunundan muzdarip. Olan bitenin arkasında İran’ın olduğunu düşünüyor.

ABD, Sünnileri hatta Baas'cıları denkleme sokmadan Irak’ta istikrar sağlayamayacağını neden sonra anlamıştı. Bu yüzden Sünni aşiretlere para ve silah verilerek El Kaide’ye karşı savaştırılmış; bu durum biraz olsun Sünni-Şii dengesini sağlamıştı.

İRAN'DAN ÇEKİNİYORLAR
ABD artık Sünnilerin olmayacağı bir seçimin İran etkisini güçlendireceği, ülkede çatışmaları yeniden arttıracağını düşünüyor. ABD, Şiilerin güçlenmesi halinde ülkenin karışacağını düşünüyor. İran’dan çekiniyorlar. Tüm planlarını asker çekme üzerine yaptılar. Bu planın bozulması halinde kurdukları denklem bozulacak.

KİM KİMİNLE YARIŞIYOR
Başbakan Nuri El Maliki’nin Kanun Düzeni İttifakı ile Şiilerin önemli isimlerinden Ammar El Hekim ile Mukteda Es Sadr’ın Irak Ulusal İttifakı çoğunluk için iddialı. Başbakan Maliki, Sünniler ve laik isimlerle “birlik” görüntüsü vermeye çalışıyor.

Yapılan yoklamalarda Başbakan Maliki’nin ittifakı yüzde 30 ile birinci, Sünnilerle birlikte seçime giren eski Başbakan İyad Allavi’nin laik eğilimli Irak Listesi yüzde 22 ile ikinci sırada yer alıyor.

NTV’ye konuşan eski akademisyen Ömer Duleymi ‘ye göre “Maliki ve Allavi Şii olmalarına rağmen Sünniler olmadan ve laikliği öne çıkarmadan başarılı olamayacaklarını düşünüyorlar ki bu doğru. Ama etnik partiler hala çok güçlü”

KÜRTLER DE SEÇİMLERE BÖLÜNEREK GİRİYOR
Kürtler de seçimde en fazla bölünerek girenlerden. Barzani ve Talabani’nin Kürdistan Listesi, Kürt bölgesinin yeni muhalefet hareketi Değişim Grubu, Kürdistan İslami Birliği ve Kürdistan İslami Hareketi 325 sandalyenin en fazla 60’ını alabilecekler. Tabii ki seçildiklerinde mecliste birlikte hareket edecekler.

EN ŞANSSIZLAR TÜRKMENLER
En şansızlar ise Türkmenler. Türkiye’de bilinenin aksine sayıları az olan Türkmenlerin, kendi kimlikleri ile çıkarabilecekleri sandalye sayısı 1 ya da 2. Birçok Türkmen aday etnik değil mezhebi kimlikleriyle ittifaklara katılıp, seçilmeye çalışacaklar.

Bu seçim Türkiye açısından da çok önemli. Türkiye ülkedeki tüm gruplara aynı mesafede durmaya özen göstererek, herkesle ilişkiye geçiyor. Eski Irak koordinatörü olan Bağdat Büyükelçisi Murat Özçelik seçimi çok yakından takip ediyor. Özellikle ABD’nin çekilme süreçi, Kürt açılımı, PKK ile mücadele, ekonomik yatırımlar gibi konuların geleceği de sonuçlara bağlı. Ayrıca 1 Mart 2003’deki tezkerinin reddi ile Türkiye’nin doğrudan Irak’a bulaşmamasının ne kadar hayırlı olduğunu o gün işgali destekleyenler bile teslim ediyor.

Irak’ta seçim, seçim sistemi, seçimden sonraki beklentiler çok karmaşık. Eğer Irak seçimini gönüllü bir birliktelik değil de mezhepler, dinler, etnik kimlikler üzerinden yapacaksa ülkenin geleceği ile ilgili umutlu olmak için hiçbir neden yok. Son yıllarda etnik ve mezhebi kimliklere yapılan vurgunun abartılması; bu farklılıkların, birlikte yaşama iradesi göstermemesi halinde nasıl bir milliyetçi ve dini tahakküme yol açtığını görmek için Irak’a bakmak yeterli.