Kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürtler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2010 Cumartesi

PKK sınır ötesine çekiliyor mu?

PKK'nın eylemsizlik kararı, TAK saldırısı ve İmralı ile gerçekleşen görüşme iddialarını değerlendiren NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, PKK'nın sınır ötesine çekilmesine yönelik bir niyet ve prensip kararı olduğunu, ama henüz çekilme olmadığını söylüyor.

Son dönemde ilginç gelişmeler söz konusu. PKK’nın 2011 seçimlerine kadar ateşkes süreci, TAK’ın terör saldırısı, Başbakan Erdoğan’ın İmralı’nın devletin farklı birimlerinin görüşebileceğini ima etmesi ve PKK’nın sınır ötesine çekilme iddiaları.

Ciddi gelişmeler olurken kafalar da birçok soru işareti toz duman arasında birçok bilgi kirliliği var.

Kaynaklara göre;
* Abdullah Öcalan’ın Kandil ile mesajlaştığı doğru hatta avukat görüşmelerinin yapıldığı Pazartesi günü, avukatlar yolda iken yazışmalar yapılıyor. Bu durum akla Kandil ile İmralı arasındaki görüşme trafiğinde bu kez “telefon” kullanıldığı akla getiriyor.
* Pazar günkü terör eylemini gerçekleştiren kendilerini TAK olarak adlandıran grubun PKK tarafından 1999 yılında kurulduğu ve Öcalan’ın yakalandığı tarihte muhtemel bir çözülme karşısında yedek bir güç olarak tutulduğu biliniyor.
* Ancak burada dikkat çeken, ilk kez PKK’nın TAK’ı eleştirmesi. Yani bir ilk yaşandı. Bugüne kadar TAK ‘ın eylemleri konusunda sesini çıkarmayan PKK bu kez TAK’a yönelik ağır eleştiride bulundu hatta eylemin “hesabının sorulacağını” açıkladı.
* Bu ne demek? Kandil İmralı’dan gelen mesajların ciddi olduğunu ve uyulması gerektiğini vurgulanıyor. Denetim dışına çıkanların cezalandırılacağını açıklanıyor. Hem “kontrol bizde” denmek isteniyor hem de “denetim dışı provokatif hareketler önlemeye” çalışıyor. Bu eylem bazında bazıları cezalandırılabilir ama bu TAK’ın PKK’dan kopmuş olduğunu göstermez. Ama TAK bundan sonra denetimsiz bir eyleme de cesaret edemez.
* Eğer bir eylem yaparsa TAK kadrolarını artık bağımsız hareket etmeye başladığını yani, ikinci bir PKK ihtimalini yükseltir.
* Diğer bir ilk ise şu: ROJ TV medyada çıkan “Vedat Acar eylemi ROJ TV’deki alt azı ya da türkülerdeki şifrelerden yola çıkarak, harekete etti” haberlerini doğru olmadığını söylemesi hatta ROJ TV yetkililerinin bizzat kendilerinin bu iddiayı yalanlamaya çalışması. Bu açıklama hem ateşkese uyulması gerektiği, bu konuda kesin talimat olduğu hem de TAK eyleminin denetim dışı olduğunu göstermek ister gibi. Ayrıca bu aralar yaşanacak bilgi kirliliğini önleme çabası olarak da değerlendirilebilir.
* Peki ya PKK sınır ötesine çekiliyor mu? Böyle bir niyet, prensip kararı var. Ama henüz çekilme yok. 1999 deneyimi sonrası PKK’nın hemen Kuzey Irak'a çekilmesi mümkün değil. Zaten böyle bir çekilme de yok.
* Ancak, bu süreç içinde yaşananlar meselenin çözümünde artık geriye dönüşü zor olduğunu ortaya koyuyor. Alınacak çok yol olmasına rağmen sürecin akıbeti karşılıklı taahhütlerin yerine getirilip getirmemesine bağlı. Ama gidişat olumlu. Taahhütlerin ne olduğuna gelince… Zamanı gelince bu da açıklanır herhalde.
kaynak: 1

30 Ekim 2010 Cumartesi

Öcalan’a hangi mesajlar gidecek

31 Ekim PKK’nın tek taraflı olarak 1 ay uzattığı ateşkes sürecinin devamı ya da sonlandırılması açısından önemli bir tarih. Eski Milletvekili ve Öcalan’ın avukatı Aysel Tuğluk hava koşulları uygun olursa 1 Kasım’da İmralı’ya gidecek. Muhtemelen Pazartesi akşamı ya da Salı sabahı durum netleşecek. İki hafta önce devletin çeşitli kademeleri ile görüşmelerin kesildiği, beklentilerin karşılanmadığı gerekçesiyle Abdullah Öcalan süreçten çekildiğini ve kararı PKK’nın (KCK) vermesi gerektiğini açıklamıştı.

Pazartesi günü gerçekleşecek görüşme bu açıdan önemli Öcalan kararında ısrar edip topu Kandil’e mi atacak yoksa atılacak adımları beklemeyi tercih edip devre de mi kalacak? Öcalan’a görüşmede Türkiye’deki hava tüm yönleriyle anlatılacak. Tuğluk bir haftadır farklı kesimlerden birçok kişiyle görüşüyor, nabız yokluyor izlenim topluyor.. Öcalan’a görüşmesinde biri olumlu, diğeri olumsuz iki mesaj öne çıkacak.

Birincisi, Öcalan’a her şeye rağmen kamuoyunda ateşkesin devamı yönünde bir kanaat olduğunu anlatılacak. Özellikle Türk ve Kürt aydınların, kanaat önderlerinin görüşü bu yönde. Beklenen adımlar atılmamış bile olsa silahların yeniden ateşlenmesi varolan zemini kaydırabilir; diyalog ortamını ortadan kaldırabilir. Ateşkesle başlayan süreçte toplumda oluşan hava olumsuz değil.

Madalyonun diğer yüzündeki resim isi olumsuz: Diyalogun devamına yönelik herhangi bir adım atılmamış olmasının yarattığı rahatsızlık, en basit mesajın dahi verilmemiş olmaması (KCK davasında tahliyeler gibi), sabırsızlık, örgütün tasfiye edileceği düşüncesiyle ortaya çıkan güvensizlik, AKP’nin elinin güçlü olmasına rağmen adım atmadığı da dile getirilecek.

Öcalan’ın tepkisine rağmen ateşkesin devamından yana olduğu biliniyor. Son açıklaması “görüşmelerin kesilmiş olmasından dolayı süreçten çekildiği” yönündeydi. Öcalan’ın bu kez görüşlerini anlatıp inisiyatifi Kandil’e bırakma olasılığının yüksek. Kandil de Öcalan’ın mesajları çerçevesinde ateşkesi bir süre daha uzatacak gibi görünüyor.

Geçmişte devlet ile örgüt arasındaki görüşmelerde arabuluculuk yapan bir kaynak “Öcalan’ın bir karar alıp, bu kararın karşı tarafça hayata geçirilmemesi halinde örgüt nezdinde “zor durumda kalmaktan çekindiğini, bu yüzden görüşmelerin kesilmesine tepki gösterdiğini” söyleniyor. Yani Öcalan’ın devletin çeşitli kademeleri ile yapılan görüşmelerde tabiri caizse “kullanılıyor” durumuna düşmek istemediğini belirtiliyor. Aynı kaynak, ateşkesin sona erdirilmesi için hiçbir neden olamadığını da sözlerine ekliyor.

Artık şiddet Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlamıyor. Kandil’den Radikal Gazetesinden Ertuğrul Mavioğlu’na Murat Karayılan’ın söyledikleri de bu minvalde: “Devleti yenemeyiz”. Sorun devleti yenip yenmemekte değil. Sorun silahları bırakıp konuşmaktan geçiyor. Çünkü sorun mağlup-galip mantığı ile bakmak değil herkesin kazanacağı bir çözümü bulmak.
METE ÇUBUKÇU
kaynak: ntvmsnbc

7 Ekim 2010 Perşembe

Arabulucudan haber var

Kürt sorununun çözümü için daha sağlıklı adımlar atılmaya çalışılınırken, bu dönemin en önemli kelimeleri “karşılıklı güven”. Devletle Kürt gruplar arasındaki arabulucu ise Türkiye'nin hiçbir şey yapmadığını söylüyor.

Kürt sorununun çözümü için ikinci fasıl açıldı. Bu kez herkes biraz daha temkinli, adımlarını daha sağlam atmaya çalışıyor. Geçen yılın Habur görüntüleri sonrası meydana gelen tepkiler sonrası frene basanlar bu kez benzer durumlara neden olmak istemiyor.

Şimdilerde ikinci açılım dönemindeyiz. İkinci açılım faslının kodların iyi okumak gerekiyor. Bu dönemin en önemli kelimesi güven, yani “karşılıklı güven”. Devletin ve Kürt sorundaki muhatapların birbirlerine güvenmesi ve bu güveni destekleyecek adımlar atması gerekiyor. Bu adımlar sembolik bile olsa önemli görülüyor. Öcalan devletle görüştüğünü saklamıyor. Devlet doğrudan yalanlamıyor. Ama herkes kimin ne adım atacağını görmek istiyor geçmişte yaşananların tekrarlanmasını istenmiyor. Bu yüzden taraflar taktik adımlarla birbirlerini kontrol ediyor.

Hatırlanacağı gibi geçen hafta PKK ateşkesi bir ay daha uzattı. Bu adımın amacı devletin ne yapacağını beklemek. Bu süre içinde KCK davası görülecek. KCK davasında atılacak sembolik bir adım güven tesisi için gerekli deniyor. Ama böyle bir beklenti varken geçen hafta Urfa’da KCK operasyonu yapılması kafaları karıştırmış.

Daha önce devletle Kürt muhataplar arasında arabuluculuk yapmış kaynağımız bu konuda tedirginler. Şunu söylüyor: Türkiye, Suriye ile Irak Kürt bölgesi ile ABD’ ile görüşüyor ama içeride bir şey yapmıyor. Aslında atılacak mini,sembolik adımlar tarafların birbirlerine güvenmesi açısından çok önemli. Ama Urfa’daki operasyon ne oluyor? Diyarbakır’da 18 Ekim’de görülecek dava öncesinde böyle bir operasyonunun Diyarbakır’daki dava için de umutsuzluk yaratabilir. Hükümetin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmiş değiliz. Tampon bölgenin yalanlanması önemliydi.

Sınır ötesi tezkeresinin uzatılması daha genel bir politika içinde değerlendirilebilir. Ama hiç adım atılmaması güvensizlik yaratıyor. Aslında atılacak küçük adımlar süreci çok olumlu bir noktaya getirme kapasitesine sahip. Atılan adımlar ise PKK’da tasfiye hissini arttırıyor. Böyle olması halinde yeniden aynı noktaya dönebiliriz deniyor.

1990’lı yıllarda bu görüşmeleri yapan kaynak tecrübelerinden yola çıkarak hükümetin devlet aklını kullanması gerektiğini söylüyorlar. Yakalanan olumlu havanın küçük hesaplarla heba edilmemesi konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Kürt sorunun çözümü için atılan adımların ilkinde çok hızlı davranılmış, umut çıtası çok yükseklere çıkarılmış, sanki kısa süre sonra sorun çözülecek havası yaratılmış ve frene basılınca Kürt coğrafyasında büyük hayal kırıklığı yaratmış ve bu da tepkiselliğe dönüşmüştü. Ağustos ayındaki PKK’nın saldırıları da üzerine tuz biber ekti.

PKK’nın kanlı saldırıları sorunun çözümüne hiçbir şekilde hizmet etmediği gibi açılım niyetlerini de baltalamaya yönelikti. Çünkü PKK saldırılarını sürdürdükçe konuşmak isteyenler, barış yönünde adım atmak için inisiyatif alanlar daha geri plana çekildi, meydan “savaş ağaları”na kaldı.

Meydanın yeniden bu ağalara kalmaması için “karşıkılıklı güvenin” hemen tesis edilmesi gerekiyor.
kaynak: ntvmsnbc

PKK çekiliyor, gözü yeni anayasada

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ABD’deki temasları ve bugün Başbakan’la görüşmesi, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Erbil ziyareti; MİT Müsteşarı’nın da önümüzde hafta Erbil’e gidecek olması, iki bakanın BDP eşbaşkanlarıyla görüşmesi...Bir heyetin İmralı’da Öcalan’la görüşmesi ve bugün Aysel Tuğluk’un da aralarında bulunduğu avukatların İmralı’ya gitmesi...
NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, ‘1990’lı yıllarda arabuluculuk yapan, devlet ve PKK ile görüşen kaynaklar’la, tüm bu yaşanaları görüştü. İşte ‘kaynaklar’ın değerlendirmeleri:

İMRALIDAKİ GÖRÜŞME TRAFİĞİ
Kaynaklara göre hiç olmadığı kadar iyi bir havada geçiyor. Bu görüşmelerde kısa sürede atılacak pratik adımların yanı sıra teorik bir çerçeve, teorik bir zemin üzerinde konuşuluyor. Geniş kapsamlı bir barış haritası ya da sürecin nasıl işleyeceğine yönelik yol haritası çıkarılmaya çalışılıyor. Sadece Türkiye değil bölgedeki dengelerde gözetiliyor. Yani İran, Irak, Suriye de göz önüne alınıyor.

ÇEKİLME OLUYOR MU?
PKK'nın Türkiye içindeki üslerine çekilmesi devam ediyor. Gelecek habere göre bu çekilme hızlanacak, sınır ötesine yönelecekler. Bunun iki nedeni var. Birincisi İmralı'da hızlanan görüşme trafiği ve ateşkesi daha uzun bir süreye yayarak görüşmeleri daha rahat bir hale getirmek. Bu süreç önümüzdeki yıla kadar uzatılabilir. İkincisi ise mevsim itibariyle PKK'nın her yıl yaptığı gibi geri çekilmesi.

ÇEKİLME YETERLİ Mİ?
Çekilme sadece silahların sustuğu bir ortamda daha rahat konuşulmasını sağlayacak ama bunun arkasından bazı işaretlerin gelmesi gerekiyor. Bunların başında da yeni bir anayasa konusunda bazı ipuçlarının verilmesi ya da yeni anayasada Kürtlerin taleplerini içeren işaretler verilmesi. ‘BDP'nin görüşlerinin alınması, öneriler doğrultusanda bu konuların tartışılmasının beklentisi yüksek’ deniyor. Yani ‘çekilme tek başına süreci ilerletmeye yetmeyecek’ deniyor. Yeni anayasa en önemli ikna aracı olacak.

SİLAHLAR BIRAKILACAK MI?
Bu konunun çok sık dile getirilmesi görüşmeleri tıkayıcı bir rol oynuyor. Kaynaklar, bu konunun PKK'lıların dağdan indirilmesinde ters tepen, yanlış anlaşılma ihtimali olan bir şey olduğundan söz ediyorlar. Dolayısıyla silah bırakma belki atılacak son adımlardan birisi. Yani oraya kadar kısa ya da uzun bir süreç söz konusu. Silah bırakma konusunun hem PKK hem de devlet içindeki kontrolsüz güçler tarafından kullanılıp, provoke edilme ihtimali yüksek.

ATALAY ERBİL’E NİYE GİTTİ?
Çekilme söylentileri ortaya çıkınca, yol haritası ile ilgili görüşme ihtiyacı ortaya çıktı.
Irak Kürt Bölgesi olmadan adım atmak kolay değil. Amerika aracılığı ile Iraklı Kürtler de bu sorunu çözmek istiyorlar. Görünmeyen görüşmeler en üst düzeyde devam ediyor. Hatta Suriye ve İran’ın bu süreçte farklı bir tavır göstermemesi için çalışılıyor. Ama bu durumun PKK'yı tasfiye havasında gerçekleşmesi ya da böyle bir algı oluşması süreçi tersine çevirir.

İYİMSERLİK Mİ?
Görüşmelerin 1998'den sonra yapılan görüşmelerderden daha iyi bir ortamda sürdüğü söyleniyor. Devlet de PKK da 1998'den daha ileride (devlet sorun yoktur, PKK bağımsızlık demiyor) en azından karşılıklı olarak taraflar birbirini dinliyor. Öcalan'ı devreden çıkarmaya yönelik konuşmaların yerini denklemde Öcalan'ın da olduğu bir sürecin aldığı söyleniyor. Öcalan'ın devreden çıkmasının Avrupa ve Kandil'in kontrolünün kaybolması anlamına gelebilir. Bu sürecin seçimlere kadar devam etmesi muhtemel görünüyor.

Ancak, ‘siyasilerin bu süreç içinde kullandıkları dile dikkat etmesi gerekir’ deniyor. Kışkırtıçı, tıkayıcı bir söylemin yarararsızlığı dile getiriliyor.
kaynak: ntv

PKK sınır ötesine çekilecek

Kürt sorunun çözümü ile ilgili çok önemli bir süreçten geçiliyor. Bu süreç daha öncekilerden farklı ve nazik. Devlet, hükümet, İmralı, BDP sorunun çözümüne yönelik adamı atma konusunda uzun yıllardan sonra irade gösterme niyetinde. En azından artık kimse “olmaz” demiyor, “terör örgütü ile görüşülmez”, “yakılım yıkalım” demiyor. Yani söylem itibariyle kimse arabayı atın önünü koşmuyor; tıkaç rolü oynamak istemiyor.

Yaşanan bu sürecin en temel anahtarı karşılıklı olarak kullanılan ve kullanılacak olan “dil”. Bu dilin kışkırtıcı, kırıcı, şiddet yanlısı, süreci tıkayıcı olmaması gerekiyor. Çok edebi gelse de “barışa hizmet eden” bir “söylem” bir dil bu dönemin temel anahtarı.

Bunu sadece biz değil, bu işe kafa yoran, devlet ve örgüt arasındaki tüm süreçleri yakından izleyen, Abdullah Öcalan ile görüşmelere geçmişte tanıklık etmiş, tarafları buluşturmuş ya da taraflar arasında arabuluculuk yapmış kişiler de söylüyor.
Söylenen şu: “Bugünden yarına çözüm olmayacak ancak bu yolun açıldığı görülüyor. Bu yolu uzatmak tarafların birbirlerine güvenine bağlı. Bu güveni oluşturmak, niyet olduğunu ortaya koymak için atılması gereken en önemli adım bu. Arkası gelecektir çünkü süreç bir raya girdikten sonra onu çıkarmak çok güç olur”.

Evet, Türkiye’deki 30 yıllık sorunun çözüm kapısını açacak anahtar barış dilinin şu anki sürece yardımcı olacağını söylemek gerekiyor ama tabii ki sadece bu değil. Yeni süreçte artık bu dilin altının dolduracağının haberlerini alıyoruz. 1990’lı yıllarda görüşmelere zemin hazırlayan kişiler hükümetin, BDP’nin İmralı’nın şu anki duruşlarından oldukça umutlu. Hatta Öcalan’ın hiç olmadığı kadar iyimser olduğu söyleniyor. Kaynakların söylediği bir başka konu ise Hakkari katliamını gerçekleştirenlerin hesabının geri teptiği, sürecin önünü açtığını söyleyenler var.

Ancak burada en önemli pay hükümete düşüyor tabii ki. Hükümetin referandum sonrası elini güçlendirdiği ve adım atma konusunda önünde pek fazla engel kalmadığı söyleniyor ve “artık elini taşın altına soksun” deniyor. CHP’nin ve özellikle MHP’nin yaşanan süreçte çok da sesinin çıkmaması da aslında siyasi havanın ne kadar olumlu olduğunun göstergesi.

Ve son iki not: En kısa sürede PKK sınır ötesine çekilecek. Fakat, karışıklı olarak güven sarsılır, süreç birileri tarafından hafife alınır, geciktirilir, uzatılırsa geri dönüşü olmayan bir yola girilir. Bu yoldan da geri dönüş olmaz.
kaynak: ntv

PKK silahlarını artık toprağa gömmelidir

Türkiye 30 yıldır deja vu yaşamıyor. Kürt sorunu ile ilgili herhangi bir konuda birkaç adım atılsa, önüne sürekli set çekiliyor, frene basılması için kanlı bir eylem planlanıyor. Ama yeni, farklı bir sürecin kapıyı çaldığının da farkında olmamız gerekiyor.

Artık kimse Kürt sorunun 10 yıl öncesine bile götürebilme yetenek ve şansına sahip değil. Hükümet, ordu, PKK, BDP de bunun farkında.

Ancak bugünden yarına her şeyin değişmeyeceğini de biliyoruz. Çünkü 30 yıldır devam eden bir sorunun hemen çözülmesini beklemek de safdillik olur.

Ancak, son dönemdeki gelişmeler, yaklaşımlar ve açıklamalara bakacak olursak yeni dönemin ipuçlarını bulabiliriz.

Geçen hafta uluslararası arabulucu Ahtisaari’nin gelişi, Cumhurbaşkanı Gül’ün New York yolundaki açıklamaları, Abdullah Öcalan’ın haftalık avukat görüşmesinde söyledikleri, AKP’nin referandum sonrası pozisyonu, Kürt illerindeki STK’ların girişimlerinin karşısına, birileri Hakkari’deki katliamla çıktı.

Tüm bunları birlikte ele aldığımızda sorunun çözümü önünde ayak sürüyenlerle, yeni arayışlar içinde olanların birbirinden ayrı ama paralel süreçler yürüttüğünü görebiliriz. Bu, iki çizgi için de irade ve inisiyatif kullanan Türkiye’nin de yönünü çizecektir. Bu yön kanlı bir çatışma ve terör süreci ya da zamana yayılmakla birlikte silahların bırakıldığı zor, zahmetli ama Türkiye’nin birlikte yaşama isteğini belirleyen bir süreç olacak.

*Ahtisarri’nin ziyareti sonrasında yaptığı açıklamanın en dikkat çekici yönü muhtemel bir ateşkesin uluslararası güçler tarafından denetlenebileceği idi. Ancak bu ziyaret sorunun artık çözümünün uluslararası zeminlerde daha sık ele alınacağını ilk adımı olarak değerlendirilebilir. Ancak, Kürt sorununu Türkiye’nin kendi dinamikleri ile çözmesi en hayırlısıdır ve Türkiye bu yeteneğe hala sahiptir.

GÜL DAHA SOĞUKKANLI
* Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sorunun çözümü konusu daha soğukkanlı gibi duruyor. New York yolundaki “PKK ile konuşmak bir metot meselesidir” sözleri belli bir görüşme, diyalog, nabız yoklama sürecinin başladığının göstergesi sayılabilir.
* Abdullah Öcalan’ın avukat görüşmelerindeki “Burada hedef, benimle yapılan görüşmeler de olabilir. Burada oldukça anlamlı görüşmeler oldu. Çok anlamlı sonuçları da olabilirdi. Tam bu esnada Hakkari'de bu patlamanın olması oldukça düşündürücüdür” sözleri gerçekten düşündürücü. Bu sözlerden belli çevrelerin Öcalan’la nabız yokladığı sonucunu çıkarabiliriz. Bundan rahatsız olanların da (PKK içinde veya dışında) bulduğu söylenebilir. Bunların kim olduğuna gelince: JİTEM, PKK’nın farklı uzantıları ve çevre ülkeler olabilir.
* Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu olduğu kadar Irak, Suriye, İran’ın da sorunudur. Türkiye’deki bir çözüm diğer ülkeleri de farklı şekilde etkileme kapasitesine sahiptir. Bu yüzden diğer ülkeleri hareketlerini dikkatle izlemek gerekir.
* Diyarbakır’daki STK'ların Cumhurbaşkanı, Başbakan ve CHP lideri ile eylemsizlik sürecinin devamı ile ilgili görüşme talepleri henüz gerçekleşmese bile, bu tür girişimlerin arttığını söylemek gerekiyor. Bu da konunun sadece BDP üzerinden değil, sorunu kendine dert edinen tüm kesimler tarafından yapılan yeni ve önemli bir adım olarak not düşmek gerekir. Ancak, hükümetin, STK temsilcileri Ahmet Türk ve Aysul Tuğluk’u kabul etmemesi manidardır. Bu nedenle diğer kuruluşlar da Başbakan ile görüşmemiştir.

HÜKÜMET ÖN PLANA ÇIKMALI
* Kürt sorunun çözümünde hükümetin ön plana çıkması gerekmektedir. Özellikle bu yılki YAŞ ve referandum sonrasında sivil bir irade olarak öne çıkması olumlu olmakla birlikte, artık bu konudaki mağduriyet söyleminin yerine inisiyatif alma dönemine geçmesinin vaktidir.
* PKK da artık yeni bir durum değerlendirmesi yaparak silah ve savaşla nereye kadar gidebileceğini hesaplamalı, bir anlamda zamanın ruhuna uygun olarak eylemsizliği ateşkese, ateşkesi silahlı güçlerini sınırın öte yakasına çekmeye başlamalıdır.

PKK SİLAHLARINI TOPRAĞA GÖMMELİ
Sonuç olarak eylemsizlik kararının uzatılması olumlu bir gelişmedir. Kürt sorunun çözümünde yeni bir döneme girildiğinin işaretleri mevcuttur. Bu dönemde silahların sürekli suskun kalmasından başka çare yoktur. En önemlisi de PKK’nın silahlarını artık toprağa gömmesidir.
kaynak: ntv

9 Temmuz 2010 Cuma

Iraklı Kürtlerin hamisi mi, dostu mu olacağız?

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu yazdı: "Bazılarının gönlünde Iraklı Kürtlerin hamisi olmak geçiyor. Oysa, komşuluk, akrabalık, üzerinden barışmak gerekiyor."

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’na, Barzani’nin Türkiye ziyareti sonrası teröre karşı alınacak önlemler konusunda yeni bir adım olup olmadığını sormuştuk.

Sinirlioğlu bir grup gazeteci ile yaptığı bilgilendirme toplantısında önemli ipuçları verdi, ama detayları açıklamayarak “Her şeyi sizin önünüzde konuşursak, işin sihri kaçar” dedi. İstanbul’da bir araya geldiğimiz Mesut Barzani de benzer bir yanıt vermişti.
Bölgedeki kaynaklar ise şunu söylüyor: “Barzani de PKK konusunda çok tepkili. Yeni adımlar atılacak. Ancak, detaylar medya önünde tartışılmayacak.”

BÜYÜK BEKLENTİLER YERİNE, SABIRLI OLUN
Evet, Türkiye-Irak Kürdistan’ı ilişkileri terör konusunda yeni bir aşamaya giriyor. Orta ve uzun vadede önemli şeyler olabilir. Kısa vadede ise pratik önlemler artırılacak. Büyük beklentiler yerine, sabırlı olmakta yarar var. Hatta, küçük ama önemli tedbirler bile bir gelişme sayılmalı.

Ama, bizler bunu açıkça yazıp, konuşulanlar hayata geçmeyince süreç tersine dönebiliyor. Bu nedenle bilgileri biraz bekleyerek paylaşmakta yarar var. Bu işin çok önemli boyutu. Ama artık Ankara-Erbil ilişkileri tek boyutlu değil. Her konu kendi çerçevesinde değerlendiriliyor. Iraklı Kürtler ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Barzani’ye söylediğini hatırlatıyor: "Artık biz sadece PKK penceresinden değil, yardımlaşma ve stratejik ortaklık penceresinden birbirimize bakıyoruz."

'TERÖR ALIP MAL MI SATACAĞIZ' 15 YIL ÖNCESİNİN ZİHNİYETİ
Dışişleri Bakanı’nın sözünü ettiği pencere için şimdi yeni bir girişim var. Bir yanda PKK eylemleri, terör devam ederken ticari ilişki nasıl olacak diye soranlar olacaktır. Hatta, bazılarının daha ileri giderek “terör alıp, mal mı satacağız” diyecektir. Tüm bunlar 15 yıl öncesinin zihniyeti.

Yeni dönemin önemli adımlarından birisini Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, 200’ü aşkın işadamı ile birlikte Irak Kürt bölgesine sefere çıkarak atıyor. Bu sefer, Güneydoğu Bölgesi'ni ekonomik olarak güçlendirmek, Irak ve Kürdistan Bölgesi’ne yönelik ihracatın artırılmasını amaçlıyor. Yeni iş bağlantılarının kurulması, bu ülkeye ihracat yapan firmaların yaşadıkları sorunların yerinde incelenmesi, üretilen spesifik ürünlere pazar araştırması yapılabilmesi de gezinin amaçları arasında. Daha çok Türkiye’nin ticari bir seferi bu. Çünkü Irak ve Kürt bölgesi önemli bir pazar.

Ama Iraklı Kürtler de petrol ve doğalgaz pazarlığı yapacak. Bu konunun altı özellikle çiziliyor. “Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkinin geleceğinde enerji meselesi var. Bu da Kürdistan bölgesinin Nabucco projesine katılımıdır. Mesela, Neçirvan Barzani Iraklı Kürtlerin Nabucco sayesinde Türkiye aracılığı ile Avrupa’yla bağ kurabileceğini düşünüyor. Bu hem ekonomik hem de siyasi bir proje” deniyor

IRAKLI KÜRTLERLE YENİ DEĞİL, BAŞKA BİR DÖNEM
Bölgede halen 300’ün üzerinde Türk firmasının bulunduğu biliniyor. Bunlar arasında küçük şirketler kadar Türkiye’nin önde gelen holdingleri de var. Ama bölge her açıdan bakir ve yatırıma açık.

5 milyar dolarlık bir iş hacminin bulunduğu bölgede bu rakamın yukarı çekilmesi isteniyor. Iraklı Kürtlerin, iş adamlarından oluşan heyetten beklentisi, ciddi kuruluşların ciddi yatırımlarla gelmesi, ticari işlerin vur-kaç usulü gerçekleşmemesi. Bunun için bir bankaya ihtiyaç var. Bu iş de Ziraat Bankası ile halledilecek, THY seferleri de sırada. Iraklı Kürtlerle yeni değil, başka bir dönem başlıyor artık. Iraklı Kürtler de bunu kabul ediyorlar. Çünkü Iraklı Kürtlerle yapılan ticaret Güneydoğu Anadolu’da da ciddi bir ekonomik hareketlilik geçirecek.

ÇÖZÜM TÜRKİYE'DE
Gazeteci dostumuz şunu söylüyor: "İnsani, ticari, ekonomik olarak daha yakın bir ilişki, muhakkak terör meselesinin çözümüne katkıda bulunacak. Ama söylemekte yarar var: Ticari ve ekonomik olarak entegrasyon önemli. PKK sorunu bir yönüyle Iraklı Kürtlerin sorunu. Ama mesele Türkiye’nin kendi iç meselesi. Dolayısıyla çözümü Türkiye’de”.

Erbil-Ankara yakınlaşması Türkiye’nin bölgede genişleme ve etkinlik alanı kurma mantığına uyuyor. Yalnız şu nokta hala açık: Türkiye, Iraklı Kürtlerle barışırken bazılarının kafasından emperyal amaçlar geçiyor, bazılarının gönlünde Iraklı Kürtlerin hamisi olmak geçiyor. Oysa, hamilik çerçevesinde değil, komşuluk, akrabalık, sınırdaşlık üzerinden barışmak; eşitler arasındaki ilişkiden yola çıkarak birbirimizi kucaklamamız gerekiyor.

kaynak: 1

16 Haziran 2010 Çarşamba

Türk askeri gibi asker istiyoruz

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu'ya konuşan Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, "Bizim Irak'ta istediğimiz eğitimli profesyonel askerler, tıpkı Türk ordusunda olduğu gibi..." dedi.
Irak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Tarık El Haşimi, NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu'nun sorularını yanıtladı.

Asya'da İşbirliği ve Güvenlik zirvesi için İstanbul'da bulanan Irak Cumhurbaşkan Yardımcısı Haşimi, iki ülke arasındaki ilişkilerin giderek geliştiğine değindi.

"Tarihsel, bölgesel ve küresel ölçekte incelediğimizde Türkiye Irak için bir ağabey gibi. İki ülke arasındaki iyi ilişkiler giderek gelişiyor ve ilişkilerin geleceği için de çok umutluyum" diyen Haşimi, Irak Türkiye ilişkilerinin iki noktada odaklandığını söyledi:
"Türkiye ve Irak ilişkilerinde çok önemli iki unsur var. Bunlardan bir tanesi ekonomi diğeri ise PKK sorunu. Ekonomik açıdan ilişkiler giderek gelişiyor. Türkiye'in Irak'a daha fazla yatırım yapmasını, ticari ilişkilerin daha da gelişmesini arzuluyoruz.

PKK KONUSUNDA KARARIMIZI VERDİK
Bizler Irak olarak PKK konusunda kararımızı verdik. PKK, Iraklı sivillere de zarar veriyor. Sınırı geçerek Türkleri öldürmeleri de bizim için bir problem teşkil ediyor, çünkü Türkiye bizim dostumuz. Her türlü önlemi almaya çalışıyoruz. Ama bu konuda Kürt yönetimine daha fazla bir görev düşüyor. Ancak askeri olarak profesyonel kadrolarımız olmadığı için yeteri kadar müdahele edemiyoruz.

SINIR ÖTESİ OPERASYONLARI ANLIYORUM
Türkiye'nin Kuzey Irak'ta yaptığı operasyonlar elbette bir rahatsızlık yaratıyor, ama bunu anlayabiliyorum. PKK'lılar sınırı geçerek Türkiye'e saldırıyor. Bu yüzden sınırın temizlenmesi gerekli. Bunun içinse özel eğitimli güçlere ihtiyaç var. Biz şu anda bunu tam olarak sağlayamıyoruz.

TIPKI TÜRK ASKERİ GİBİ ASKERLER İSTİYORUZ
Ekonomik ilişkiler konusunda umutlu olduğunu dile getiren Haşimi, Iraklı askerlerin terörle mücadele ve sınırların korunması konusunda eğitimlerinde de Türkiye'nin desteğinin önemine değindi:

"Şu anda kurulu bir hükümet olmadığı için ekonomik anlaşmalarda çok ilerleme sağlayamıyoruz, ama ileride özellikle gaz anlaşmalarında Türkiye ile önemli işbirlikleri yapmayı umuyoruz. Iraklı askerlerin yetiştirilmesi konusunda Türkiye bize her zaman olumlu davrandı, eğitim ve ekipman konusunda destek verdi. Türkiye bu eğitimler için ilk aday olarak öne çıkıyor. Iraklı askerler bir Türk akademisinde askeri eğitim alabilirler. Bizim Irak'ta istediğimiz eğitimli profesyonel askerler, tıpkı Türk ordusunda olduğu gibi..."

HÜKÜMETTE GÖRMEK İSTEMEDİĞİMİZ BİR GRUP YOK
Irak Cumhurbaşkan Yardımcısı, seçimlerden sonraki sürece de değindi ve hala bir koalisyon hükümeti kurulamamasının nedeni olarak Irak anayasasını gösterdi:

"Herkes anayasayı kendine göre yorumluyor, federal mahkeme de kesin bir karara varmıyor ve bu da süreci uzatıyor. Pazartesi günü parlemento toplanacak. 15 gün içinde bir başkan, sözcü ve başbakan seçilmek zorunda. Ama ben de gerçekten ne olacağını kestiremiyorum. Çok farklı sürprizler olabilir. Eğer politik gruplar arasında bir anlaşma olmamaya devam ederse, bu duruma bir çözüm bulması için Birleşmiş Milletler'i sorumluluk almaya çağırabiliriz.

Irak olarak arzumuz seçimin tüm galiplerinin yeni hükümette adil olarak yer alması. Kurulacak hükümette görmeyi istemediğimiz bir grup yok. Yeni hükümette herkesin adil olarak temsil edilmemesi durumunda bölge dengeleri bozulabilir. Sünniler, Şiiler ya da Kürtler sonuçtan memnun kalmazsa ne olacak, diye bir çok soru ile karşılaştım. Düş kırıklığı öfkeye, öfke ise şiddete sebep olur. Şu an için bu olasılık çok az, fakat eğer olursa olaylar kontrolümüzden çıkar. Biz barışçıl bir sürece inanıyoruz ve olayların kontrolden çıkması 7 yıldan bu yana bir çok fedakarlıkla kurulmaya çalışan politik süreç açısından çok büyük bir hata olur.

Haşimi, mevcut Irak Başbakanı Nuri El Maliki'nin koalisyon görüşmeleri yapmadığı yönündeki açıklamalara ise itiraz etti.

Haşimi, Irak'taki politik belirsizliğin, ABD'nin 2011'de Irak'tan çekilme planlarını etkileyeceğini düşünmüyor.

kaynak: 1

25 Aralık 2009 Cuma

Gönül bağları koparsa!

Kürt aydınları, açılımın daha somut, daha net, daha hızlı devam etmesinin aciliyetini dile getiriyor. Çünkü gönül bağlarının bir kez kopması halinde onarmanın ne kadar zor olduğu onlar da biliyor.

DTP tabelası indirilmiş altında sadece Diyarbakır İl Başkanlığı ibaresi kalmış; tabelanın üzerindeki çiviler ertesi gün asılacak Barış ve Demokrasi Partisi tabelası için hazır tutuluyor.

1990’dan bu yana 8 partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması ya da partililer tarafından feshedilmesinin Kürtler’de geliştirdiği bir tür pratik bu. 8 partinin de hikâyesi benzer: Tabela indiriliyor, yenisi takılıyor, çizgi devam ediyor.

Ancak, yıllar içinde tecrübe kazanan, siyasetin kurallarını öğrenen, demokrasinin işleyişini kavrayan Kürt siyasiler, tabelalar gibi kolay geri dönemiyor. Her kapanan parti, yasaklanan siyasetçi, demokrasi tecrübesini, siyasetin kurallarının yerleşmesini geciktiriyor.

Bu yüzden DTP’nin kapatılması kadar, vekillerin parlamentodan çekilmesi Türkiye kadar Kürt siyasetinin demokratikleşmesini bir kez daha sekteye uğratacak.

Diyarbakır’ın Kayapınar beldesinde Kürt edebiyatının önde gelen isimlerinden Cigerxwin (Ciğerhun) adına açılan Kültür ve Sanat Merkezinin alt katındaki karar toplantısı saatlerce sürüyor.

Eski DTP’liler parlamentodan çekilip çekilmemeyi tartışıyor. Sokaktan geçenlerin “Bizi istemiyorlarsa biz de Ankara’da olmayız”, “DTP’yi kapatılabilirler ama PKK’yı nasıl kapatacaklar” cümleleri ile özetlenebilecek dışlanmışlık hissi Ankara’ya yönelik hayal kırıklığını ortaya koyuyor; toplantı salonu ile sokakta benzer tartışmalar yaşanıyor.

Bu hayal kırıklığı sadece sözlerle sınırlı kalmıyor; sokaklarda, özellikle 1990 kuşağı olarak adlandırılan gençlerdeki yansımasını tespit etmek güç değil. 10-15 yıl önce köylerinden kovulanların, metropollerin kenar mahallelerinde her türlü yoksulluk ve yoksunluk için büyüyen çocukları için TRT 6, Kürt Enstitüsü gibi “kozmetik” girişimler bir anlam ifade etmezken, “dağ yolu” hala akıllarının bir köşesinde duruyor. Bu kitleyi değil DTP, PKK’nın bile kontrol edememesi, yükselen dalga konusunda ipuçları veriyor.

Diyarbakır’ın önde gelen kanaat önderlerinden birinin cümleleriyle bu dalga çok tehlikeli bulunuyor. “Eskiden PKK dağlardaydı bugünse silahları olmasa da şehirdeler” diyor. Şehirdekiler ise işte bu 90 kuşağı gençler. 10-15 yıl önce dağlarda kanlı çatışmaların yaşandığı dönemlerde rastlanmayacak derece farklı bir bakış, bir kin okunuyor gözlerinden.

“Biz” ve “siz” sözcükleri daha çok telafuz edilmeye başlanıyor sohbetlerde. Medyanın hep “yanlı”, “Kürtlere ön yargılı ” yayınlarından şikayetçiler. Ne söyleseniz kâr etmeyebiliyor. Kürt aydınları, bu yüzden Kürt açılımının daha somut, daha net, daha hızlı devam etmesinin aciliyetini dile getiriyor. Çünkü gönül bağlarının bir kez kopması halinde onarmanın ne kadar zor olduğu onlar da biliyor.
Bölgede bir süredir havanın değiştiği belli: Açılım süreci ile başlayan umut ışığı ile DTP’nin kapatılması ile başlayan umutsuzluk arasında gidip geliyor birçok kişi. Bu ruh haline batıdan bakarak anlamak zor. Hele Kürt meselesini, DTP’nin kapatılmasını “Aman canım daha ne istiyorlar” yaklaşımı ile bakanların anlaması daha da zor. Ama bir şeyler uçup gidiyor gibi.

DTP’li vekiller de parlamento zemininden çekilerek sanki kendilerini dışarıya kapatıyor; sanki kendilerini Türkiye’deki geniş kesimlere anlatmaktan vazgeçiyor. Oysa bölgeye olduğu kadar Türkiye’nin diğer yakasına seslenmek zorunluluğu var.

Çok değil, 10 yıl önce sokaklardaki Batı algısı ile bugünkü durum arasında tehlikeli bir hal alan zihinsel kopuşun izlerine rastlamak mümkün. Yani, Çanakkale Bigadiç ya da İstanbul Tarlabaşı’nda olanların “Doğu illerinde Türklere karşı yaşanması halinde ne olacağını soruyor” Diyarbakırlı Kürt bir vatandaş. Bu soruyu sormak 10 yıl önce akla gelmezdi. Öteki yakadaki her türlü Kürt karşıtı gösteri, bölgede geç milliyetçiliğin tohumlarını ekmekten başka bir işe yaramıyor.

DTP milletvekillerini taşıyan parti otobüsü havaalanından il merkezine doğru zorlukla yol alırken bir yandan zafer işareti yapan, diğer yandan polise taş atan çocukları, gençleri, kalabalıkları, Diyarbakır’daki gibi kontrol altına almanın giderek zorlaştığı anlaşılıyor.

Özellikle yeni kuşak gençler, onlarca farklı nedenden dolayı daha şiddet yüklü. Zaten onlara da alt yapıyı hazırlayanlar mevcut; DTP’nin kapatılması da nedenlerden sadece birisi. Çünkü Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ile artık “cin şişeden çıkmış” durumda. Kürt sorununun çözümünde geri dönüşün mümkün değil. Üstelik talepler öyle TRT 6’le Kürt Ensitüsü ile sınırlanacak gibi değil.

DTP’liler akşam saatlerinde kararlarını açıkladıktan sonra milletvekilleri Kültür Merkezinin giriş katında soruları yanıtlıyor. Bir kısmının yüzlerinde şaşkınlık var. Bir kısmı üzgün. Yeni dönemde kendilerini nelerin beklediklerini bilmiyorlar. Ama bildiğimiz en az 4-5 milletvekilinin parlamentoda kalıp siyaset yapmaları gerektiğini savunduğu. “Meclis’te kalmamız gerekirdi ama çoğunluk kararına uyduk” diyor bir DTP’li milletvekili, karara saygı duyarak ama çok da içine sindiremeyerek.

Kapatma kararı ile birlikte Diyarbakır sokaklardaki kızgınlığa, gösterilerde sadece çocuklara zoomlanan kameralara, TV’lerde hemen hergün yapılan yorumlara gösterilen tepki ekleniyor. Bölgeye gelerek onlarca konu, sorun arasında sadece ve sadece çocukları görüntülemeyi kendilerine görev edinen ya da yöneticilerinden bu talimatı alan habercilerle, bölgede olan bitenin ruhunu yakalamak, bu ruhu Türkiye’nin diğer yakasına anlatmak, yansıtmak mümkün olmadığı gibi, haberciliğin hala 15 yıl öncesinden bir adım öteye gidemediğini de gösteriyor.

Belki de tüm bu yaklaşım kötü bir niyetin göstergesi. Güneydoğu’da siyasetin nabzı hep farklı atmıştır; orada tartışılan konularla İstanbul merkezli medyanın gündeminin makası giderek açılıyor.

Kürt Açılımı sürecinde bölgedeki algılamayı ve muhtemel bir şiddet dalgasını önlemek için acil somut adımlar gerekiyor. İnsanların güveneceği bir hukuk sistemine ihtiyacı var. İlk iş olarak hukuktaki çifte standardı önlemek gerekiyor. “Taş atan çocuklara 15 yıl verip, Dolapdere’de göstericilere silah çekenleri serbest bıraktığınız zaman insanların ne düşündüğünü tahmin edebilirsiniz ve böyle bir hukuk sistemini de kimseye anlatamazsınız” diyor Baro Başkanı Emin Aktar.

Aktar da eski DTP’lilerin Meclis'te kalmalarından yana. Ticaret Odası eski Başkanı Mehmet Kaya da “Bu karar DTP’ye değil kürtlere yönelik olarak algılanmıştır. Doğru ya da yanlış, algılama böyle. Bu istenmiyoruz hissi gençlerden yaşlılara kadar herkese hakim” diyor.

Peki ya DTP’nin hatası? Eski Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’a göre sorun kendilerini Türkiye’ye iyi anlatamamaları. Kürtlerin taleplerini, ne istediklerini anlatmak için daha çok çalışmaları gerektiğini söylüyor. Ancak, DTP çizgisindeki Kürt siyaseti yeni parti ile pek değişecek gibi görünmüyor.

Şu istifayı düşünen 19 milletvekilinden yarısını muhtemelen 2011’deki aday listelerinde görmeyeceğiz. Bu da Kürt siyasetinin nasıl yönlendirildiğinin bir kanıtı. Türkiye, Kürtler için bir parti mezarlığı haline geldiyse, DTP çizgisindeki partiler de siyasette tecrübe kazanan, dersler çıkaran siyasetçilerin mezarlığı gibi.

Sinn Fein ve Batasuna da böyle mi acaba? Bu durumda Kürt siyasiler hata yapmamayı ya da yapılan hataları yönetebilmeyi nasıl becerecekler? Dost meclislerinde konuşulan bu konuları Kürtlerin daha yüksek sesle dile getirmelerinin zamanı gelmiş gibi görünüyor.

21 milletvekilinin istifa kararıyla Diyarbakır’daki sokak olayları bıçakla kesilmiş gibi sona eriyor. Bu süreçte iki tarafın şiddet yanlılarının kazandığı kesin. Özellikle PKK’nın yeniden süreci kendi lehine çevirmesi, inisiyatifi ele alması, DTP’nin sahneden çekilmesinin ardından daha da boşalan alanı doldurması, Demokratik Açılım sürecinde muhatabın kimin olabileceğini gösterme açısından önemli.

PKK’nın hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu söyleyenlerin sayısı az değil. Ancak, Reşadiye saldırısı, DTP’nin kapatılması, milletvekillerinin istifa kararının aynı zamana denk gelmesi tesadüf gibi görünse de, hepsi bir araya gelince PKK ve devletin görünmeyen elinin, Demokratik Açılım sürecinin frenine birlikte basmış gibi görünüyor.

PKK, bu süreçte istediği mesajı yollamış durumda. Hoş, bölgede sadece DTP’liler değil farklı kesimlerden Kürtler Öcalan kaale alınmadan bu sürecin sağlıklı işlemeyeceği kanaatinde. Zaten sokaktaki bir vatandaşın “DTP’yi kapattılar peki PKK’yı kapatabilecekler mi” sözleri de durumu özetlemek için yetiyor.

Herkes silahların susmasından söz ederken, kimse PKK’nın hemen silah bırakması gerektiğini vurgulamıyor. Her şeye rağmen Kürtlerin bu süreçten geriye dönmeyeceği ama AKP’nin sunduğu çerçeve ile yetinmeyeceği beklenmiyor.

AKP için bunun en acil test alanı 2011 öncesi siyasi partiler kanunundaki değişiklik ve yüzde 10’luk barajın indirilmesi. Diyarbakır’da ilk anda duygusallık ağır basıp vekillerin istifa kararı destek bulurken akl-ı selim her şeye rağmen parlamentoda devam diyor. Çünkü Kürtler, partileri parlamentoda olmadan açılımın yürüyeceğini düşünmüyor.

Mete ÇUBUKÇU