15 Temmuz 2010 Perşembe

İpleri kim koparacak?

Türkiye-İsrail ilişkilerinde gerilimin iyice tırmandığı bir dönemde gerçekleşen Obama-Netanyahu görüşmesi büyük önem taşıyor. Ancak iki ülkenin ilişkileri tamir etmesi konusunda kimse umutlu değil.
Türkiye-İsrail krizinin geleceği açısından, Obama-Netanyahu buluşması kritik bir önem taşıyordu. Mavi Marmara baskını ile iyice gerilen ilişkiler, Amerika açısından büyük önem taşısa da Amerika’nın ajandası farklı.

İsrail ve Türk hükümetleri bu krizin çözümü içi uygun yöntemler, diplomatik kanallar yerine meydanları, popülist açıklamalar ve karışıklı atışmaları tercih edince iş iyice çıkmaza girdi.

OBAMA'NIN ÖNCELİĞİ TÜRKİYE-İSRAİL DEĞİL
Kısa vadede sorun aşılacak gibi görünmüyor. Ancak, bu kriz Obama için Ortadoğu’nun ana gündemini oluşturmuyor. Ana gündem her zaman olduğu gibi Filistin-İsrail sorunu. Obama’nın öncelikli sıkıntısı ve çözmesi gereken konu bu.
Obama ve Netanyahu bu görüşmede imaj tazeledi. Amerika’nın önünde bir seçim var. Bu görüşme Filistin’le doğrudan görüşmeler konusunda İsrail’i masaya oturtmayı amaçlasa da, Amerika’daki Yahudi lobilerine gerginliğin sona erdiği mesajını vermeyi amaçlıyor. Mart ayında iki lider fotoğraf bile çektirmemişti.

OBAMA KAHİRE SONRASI HAYAL KIRIKLIĞI YARATTI
İsrail hükümeti Filistinlilerle Eylül ayına kadar doğrudan görüşmelere başlayacak. Amerika’nın en çok üzerinde durduğu konulardan olan Yahudi yerleşimlerinin inşaatı Eylül ayına kadar donduruldu. Bu süre içinde harekete geçilmesi gerekiyor. Ayrıca Filistin yönetimine de mazeret bulmaması konusunda uyarı yapıldı. Tabii ki Ortadoğu’yu takip edenler açısından mevcut durumun ne kadar “oyalayıcı ve sonuçsuz “ olacağını tahmin etmek güç değil. 10 yıl önce Filistin devletinin kurulaması için son rötuşlar yapılırken şu anda taraflar doğrudan görüştürülmeye çalışılıyor. Bu açıdan Obama’nın Kahire’de Müslümanlara hitap etmesinin ardından hiçbir adım atmaması hayal kırıklığı yarattı. Doğrudan görüşmelerden çok şey beklememek gerekiyor. Gazze’ye yönelik ambargonun biraz daha gevşemesi yeni bir adım anlamına gelebilir.

FİLİSTİN İLE GÖRÜŞMELER KOALİSYONU BİTİREBİLİR
Filistin ile doğrudan görüşmeye koalisyonun iki ortağı Netanyahu ve Barak sıcak bakarken, Lieberman’dan itiraz gelebilir. Türkiye İsrail krizinin koalisyon hükümetinde yarattığı çatlağı Filistin görüşmeleri derinleştirebilir hatta koalisyon dağılabilir. Yani dolaylı bir etki söz konusu olabilir. Zaten hem Türkiye ile ilişkiler hem de Filistin’le görüşmelerin geleceği açısından Netanyahu-Tzipi Livni yani Likud-Kadima koalisyonu en mantıklısı gibi görünüyor.

KİMSE TÜRKİYE-İSRAİL İÇİN UMUTLU DEĞİL
Türkiye-İsrail ilişkilerinin geleceğine gelince: Hiç kimse umutlu değil.
Diplomatik ilişkiler kesilirse tamiri zor olur. Bu Araplar açısından da sakıncalı. Türkiye’nin aradan çekildiği bir ortamda meydanın sadece İran ve İsrail’e kalacağı biliniyor. Bu da Amerika’nın işine gelmiyor.

İKİ ÜLKENİN BİRBİRİNE İHTİYACI YOK
İlişkiler askıya alınırsa, Gazze’deki gelişmelere bağlı olarak orta vadede, konjonktüre göre yeni bir ilişki süreci başlayabilir. Ancak unutmamak gerekiyor ki Ortadoğu’daki varolan durumda Türkiye ile İsrail’in birbirine eskisi gibi ihtiyacı yok.


METE ÇUBUKÇU
kaynak: ntv

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Barış Manço 81300 Moda

11 yıl önce ölen Barış Manço'nun Moda-Yusuf Kamil Paşa Sokak'ta bulunan evini Halk Bankası'ndan kiralayan Kadıköy Belediyesi, iki yıldır sürdürdüğü müze kurma çalışmaları sonucunda 9 Haziranda "Barış Manço 81300 Moda" Müzesini halka açmıştı.
Manço’nun bestelerini yaptığı piyanosu, yurt dışı gezilerinden edindiği cam objeleri, aksesuarları, sahne kostümleri ve kendi yaptığı tabloları, bahçede bulunan domates-biber-patlıcan figürleri ile arkadaşım eşek heykeli...
Oyuncak Müzesi'nin kurucusu Sunay Akın'ın danışmanlık yaptığı, sahne tasarımcısı Ayhan Doğan'ın katkı verdiği, Manço ailesinin desteklediği müzenin kuruluşuna, Halk Bankası da katkı sağladı.
Pazartesi dışında her gün açık olan müzenin giriş ücreti 1 lira. Öğrenci ve öğretmenlerden ücret alınmıyor.
"Artık adresimi biliyorsunuz; Barış Manço Moda 81300 İstanbul. Haftaya Pazar'a, tekrar karşı karşıya olmak umuduyla, sağlıcakla kalın..."

kaynak: 1  ,  2

13 Temmuz 2010 Salı

Venedik Rüyası

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından hayata geçirilen Su Üstünde Avrupa İstanbul 2010 Şenliği kapsamında, İtalyan cam sanatçılarının yapıtlarından oluşan, su ve ışığı buluşturacak ‘Venedik Rüyası’ 31 Temmuz Cuma gününe kadar Yerebatan Sarnıcı’nda görülebilir.
Maria Grazia Rosin, Candida Ferrari, Heidi Bedenknecht DeFelice ve Cristiana Moldi Ravenna’nın farklı türde cam materyallerle çalıştığı eserler, özel video yansıması ve müzik eşliğinde aydınlatılıyor.
Ayrıntılı Bilgi

Barbaros

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü ile işbirliği içerisinde gerçekleştirdiği, “Barbaros” çağdaş dans-drama projesi, Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin Paşa’nın hayatını ve 16.yüzyıl Akdeniz Türk akıncılığını çağdaş dans ve tiyatro üslubuyla anlatıyor.

“Barbaros” çağdaş dans-drama projesi, Devlet Opera-Balesi’nin solist nitelikli 52 dansçısından oluşan geniş bir kadroyla bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük sahne prodüksiyonu olma özelliğiyle sanat çevrelerinden büyük ilgi topluyor.
Eser, Barbaros Kardeşlerin 1500’ lerde başlayan yolculuğunu, Oruç Reis’in ölümünü, Hızır Reis’in Kaptan-ı Derya oluşunu ve Beşiktaş’taki vefatına kadar geçen süreci günümüz İstanbul’u ve Beşiktaş’ı dans, müzik, görsel tasarım ve yazın gibi sanatın farklı dalları ile buluşturarak yansıtıyor.
15 - 16 Temmuz tarihlerinde Muhsin Ertuğrul Sahnesi’nde İstanbul seyircisi ile buluşacak olan  “Barbaros”,Devlet Opera ve Balesi’nin olağan sezonu başlamadan önce Eylül sonunda yeniden İstanbul izleyicisi ile buluşacak.

Tarih : 15.07.2010 20:00:00 - 16.07.2010 20:00:00
Mekan : H. Muhsin Ertuğrul Sahnesi
1. Kategori: 23,00 TL
2. Kategori: 12,50 TL
2 perde ÇAĞDAŞ DANS DRAMA
Özgün Kurgu & Koreografi: BEYHAN MURPHY
Müzik: MERCAN DEDE
Metin ve Şiirler: KUBİLAY TUNÇER
Kostüm & Dekor Tasarımı: İSMAİL DEDE
Video-Film: ŞAFAK TÜRKEL
Yardımcı Yönetmen: ALPASLAN KARADUMAN
Reji Asistanı: V. ŞAFAK UYSAL
Müzik Yapım Asistanı: İBRAHİM ÖZMEN
Biletler

kaynak: 1  ,  2

9 Temmuz 2010 Cuma

Iraklı Kürtlerin hamisi mi, dostu mu olacağız?

NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu yazdı: "Bazılarının gönlünde Iraklı Kürtlerin hamisi olmak geçiyor. Oysa, komşuluk, akrabalık, üzerinden barışmak gerekiyor."

Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Büyükelçi Feridun Sinirlioğlu’na, Barzani’nin Türkiye ziyareti sonrası teröre karşı alınacak önlemler konusunda yeni bir adım olup olmadığını sormuştuk.

Sinirlioğlu bir grup gazeteci ile yaptığı bilgilendirme toplantısında önemli ipuçları verdi, ama detayları açıklamayarak “Her şeyi sizin önünüzde konuşursak, işin sihri kaçar” dedi. İstanbul’da bir araya geldiğimiz Mesut Barzani de benzer bir yanıt vermişti.
Bölgedeki kaynaklar ise şunu söylüyor: “Barzani de PKK konusunda çok tepkili. Yeni adımlar atılacak. Ancak, detaylar medya önünde tartışılmayacak.”

BÜYÜK BEKLENTİLER YERİNE, SABIRLI OLUN
Evet, Türkiye-Irak Kürdistan’ı ilişkileri terör konusunda yeni bir aşamaya giriyor. Orta ve uzun vadede önemli şeyler olabilir. Kısa vadede ise pratik önlemler artırılacak. Büyük beklentiler yerine, sabırlı olmakta yarar var. Hatta, küçük ama önemli tedbirler bile bir gelişme sayılmalı.

Ama, bizler bunu açıkça yazıp, konuşulanlar hayata geçmeyince süreç tersine dönebiliyor. Bu nedenle bilgileri biraz bekleyerek paylaşmakta yarar var. Bu işin çok önemli boyutu. Ama artık Ankara-Erbil ilişkileri tek boyutlu değil. Her konu kendi çerçevesinde değerlendiriliyor. Iraklı Kürtler ziyaret sırasında Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Barzani’ye söylediğini hatırlatıyor: "Artık biz sadece PKK penceresinden değil, yardımlaşma ve stratejik ortaklık penceresinden birbirimize bakıyoruz."

'TERÖR ALIP MAL MI SATACAĞIZ' 15 YIL ÖNCESİNİN ZİHNİYETİ
Dışişleri Bakanı’nın sözünü ettiği pencere için şimdi yeni bir girişim var. Bir yanda PKK eylemleri, terör devam ederken ticari ilişki nasıl olacak diye soranlar olacaktır. Hatta, bazılarının daha ileri giderek “terör alıp, mal mı satacağız” diyecektir. Tüm bunlar 15 yıl öncesinin zihniyeti.

Yeni dönemin önemli adımlarından birisini Sanayi Bakanı Zafer Çağlayan, 200’ü aşkın işadamı ile birlikte Irak Kürt bölgesine sefere çıkarak atıyor. Bu sefer, Güneydoğu Bölgesi'ni ekonomik olarak güçlendirmek, Irak ve Kürdistan Bölgesi’ne yönelik ihracatın artırılmasını amaçlıyor. Yeni iş bağlantılarının kurulması, bu ülkeye ihracat yapan firmaların yaşadıkları sorunların yerinde incelenmesi, üretilen spesifik ürünlere pazar araştırması yapılabilmesi de gezinin amaçları arasında. Daha çok Türkiye’nin ticari bir seferi bu. Çünkü Irak ve Kürt bölgesi önemli bir pazar.

Ama Iraklı Kürtler de petrol ve doğalgaz pazarlığı yapacak. Bu konunun altı özellikle çiziliyor. “Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkinin geleceğinde enerji meselesi var. Bu da Kürdistan bölgesinin Nabucco projesine katılımıdır. Mesela, Neçirvan Barzani Iraklı Kürtlerin Nabucco sayesinde Türkiye aracılığı ile Avrupa’yla bağ kurabileceğini düşünüyor. Bu hem ekonomik hem de siyasi bir proje” deniyor

IRAKLI KÜRTLERLE YENİ DEĞİL, BAŞKA BİR DÖNEM
Bölgede halen 300’ün üzerinde Türk firmasının bulunduğu biliniyor. Bunlar arasında küçük şirketler kadar Türkiye’nin önde gelen holdingleri de var. Ama bölge her açıdan bakir ve yatırıma açık.

5 milyar dolarlık bir iş hacminin bulunduğu bölgede bu rakamın yukarı çekilmesi isteniyor. Iraklı Kürtlerin, iş adamlarından oluşan heyetten beklentisi, ciddi kuruluşların ciddi yatırımlarla gelmesi, ticari işlerin vur-kaç usulü gerçekleşmemesi. Bunun için bir bankaya ihtiyaç var. Bu iş de Ziraat Bankası ile halledilecek, THY seferleri de sırada. Iraklı Kürtlerle yeni değil, başka bir dönem başlıyor artık. Iraklı Kürtler de bunu kabul ediyorlar. Çünkü Iraklı Kürtlerle yapılan ticaret Güneydoğu Anadolu’da da ciddi bir ekonomik hareketlilik geçirecek.

ÇÖZÜM TÜRKİYE'DE
Gazeteci dostumuz şunu söylüyor: "İnsani, ticari, ekonomik olarak daha yakın bir ilişki, muhakkak terör meselesinin çözümüne katkıda bulunacak. Ama söylemekte yarar var: Ticari ve ekonomik olarak entegrasyon önemli. PKK sorunu bir yönüyle Iraklı Kürtlerin sorunu. Ama mesele Türkiye’nin kendi iç meselesi. Dolayısıyla çözümü Türkiye’de”.

Erbil-Ankara yakınlaşması Türkiye’nin bölgede genişleme ve etkinlik alanı kurma mantığına uyuyor. Yalnız şu nokta hala açık: Türkiye, Iraklı Kürtlerle barışırken bazılarının kafasından emperyal amaçlar geçiyor, bazılarının gönlünde Iraklı Kürtlerin hamisi olmak geçiyor. Oysa, hamilik çerçevesinde değil, komşuluk, akrabalık, sınırdaşlık üzerinden barışmak; eşitler arasındaki ilişkiden yola çıkarak birbirimizi kucaklamamız gerekiyor.

kaynak: 1