Kürt Yönetimi-Türkiye ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt Yönetimi-Türkiye ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ekim 2010 Perşembe

Arabulucudan haber var

Kürt sorununun çözümü için daha sağlıklı adımlar atılmaya çalışılınırken, bu dönemin en önemli kelimeleri “karşılıklı güven”. Devletle Kürt gruplar arasındaki arabulucu ise Türkiye'nin hiçbir şey yapmadığını söylüyor.

Kürt sorununun çözümü için ikinci fasıl açıldı. Bu kez herkes biraz daha temkinli, adımlarını daha sağlam atmaya çalışıyor. Geçen yılın Habur görüntüleri sonrası meydana gelen tepkiler sonrası frene basanlar bu kez benzer durumlara neden olmak istemiyor.

Şimdilerde ikinci açılım dönemindeyiz. İkinci açılım faslının kodların iyi okumak gerekiyor. Bu dönemin en önemli kelimesi güven, yani “karşılıklı güven”. Devletin ve Kürt sorundaki muhatapların birbirlerine güvenmesi ve bu güveni destekleyecek adımlar atması gerekiyor. Bu adımlar sembolik bile olsa önemli görülüyor. Öcalan devletle görüştüğünü saklamıyor. Devlet doğrudan yalanlamıyor. Ama herkes kimin ne adım atacağını görmek istiyor geçmişte yaşananların tekrarlanmasını istenmiyor. Bu yüzden taraflar taktik adımlarla birbirlerini kontrol ediyor.

Hatırlanacağı gibi geçen hafta PKK ateşkesi bir ay daha uzattı. Bu adımın amacı devletin ne yapacağını beklemek. Bu süre içinde KCK davası görülecek. KCK davasında atılacak sembolik bir adım güven tesisi için gerekli deniyor. Ama böyle bir beklenti varken geçen hafta Urfa’da KCK operasyonu yapılması kafaları karıştırmış.

Daha önce devletle Kürt muhataplar arasında arabuluculuk yapmış kaynağımız bu konuda tedirginler. Şunu söylüyor: Türkiye, Suriye ile Irak Kürt bölgesi ile ABD’ ile görüşüyor ama içeride bir şey yapmıyor. Aslında atılacak mini,sembolik adımlar tarafların birbirlerine güvenmesi açısından çok önemli. Ama Urfa’daki operasyon ne oluyor? Diyarbakır’da 18 Ekim’de görülecek dava öncesinde böyle bir operasyonunun Diyarbakır’daki dava için de umutsuzluk yaratabilir. Hükümetin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmiş değiliz. Tampon bölgenin yalanlanması önemliydi.

Sınır ötesi tezkeresinin uzatılması daha genel bir politika içinde değerlendirilebilir. Ama hiç adım atılmaması güvensizlik yaratıyor. Aslında atılacak küçük adımlar süreci çok olumlu bir noktaya getirme kapasitesine sahip. Atılan adımlar ise PKK’da tasfiye hissini arttırıyor. Böyle olması halinde yeniden aynı noktaya dönebiliriz deniyor.

1990’lı yıllarda bu görüşmeleri yapan kaynak tecrübelerinden yola çıkarak hükümetin devlet aklını kullanması gerektiğini söylüyorlar. Yakalanan olumlu havanın küçük hesaplarla heba edilmemesi konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Kürt sorunun çözümü için atılan adımların ilkinde çok hızlı davranılmış, umut çıtası çok yükseklere çıkarılmış, sanki kısa süre sonra sorun çözülecek havası yaratılmış ve frene basılınca Kürt coğrafyasında büyük hayal kırıklığı yaratmış ve bu da tepkiselliğe dönüşmüştü. Ağustos ayındaki PKK’nın saldırıları da üzerine tuz biber ekti.

PKK’nın kanlı saldırıları sorunun çözümüne hiçbir şekilde hizmet etmediği gibi açılım niyetlerini de baltalamaya yönelikti. Çünkü PKK saldırılarını sürdürdükçe konuşmak isteyenler, barış yönünde adım atmak için inisiyatif alanlar daha geri plana çekildi, meydan “savaş ağaları”na kaldı.

Meydanın yeniden bu ağalara kalmaması için “karşıkılıklı güvenin” hemen tesis edilmesi gerekiyor.
kaynak: ntvmsnbc

PKK çekiliyor, gözü yeni anayasada

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ABD’deki temasları ve bugün Başbakan’la görüşmesi, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Erbil ziyareti; MİT Müsteşarı’nın da önümüzde hafta Erbil’e gidecek olması, iki bakanın BDP eşbaşkanlarıyla görüşmesi...Bir heyetin İmralı’da Öcalan’la görüşmesi ve bugün Aysel Tuğluk’un da aralarında bulunduğu avukatların İmralı’ya gitmesi...
NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, ‘1990’lı yıllarda arabuluculuk yapan, devlet ve PKK ile görüşen kaynaklar’la, tüm bu yaşanaları görüştü. İşte ‘kaynaklar’ın değerlendirmeleri:

İMRALIDAKİ GÖRÜŞME TRAFİĞİ
Kaynaklara göre hiç olmadığı kadar iyi bir havada geçiyor. Bu görüşmelerde kısa sürede atılacak pratik adımların yanı sıra teorik bir çerçeve, teorik bir zemin üzerinde konuşuluyor. Geniş kapsamlı bir barış haritası ya da sürecin nasıl işleyeceğine yönelik yol haritası çıkarılmaya çalışılıyor. Sadece Türkiye değil bölgedeki dengelerde gözetiliyor. Yani İran, Irak, Suriye de göz önüne alınıyor.

ÇEKİLME OLUYOR MU?
PKK'nın Türkiye içindeki üslerine çekilmesi devam ediyor. Gelecek habere göre bu çekilme hızlanacak, sınır ötesine yönelecekler. Bunun iki nedeni var. Birincisi İmralı'da hızlanan görüşme trafiği ve ateşkesi daha uzun bir süreye yayarak görüşmeleri daha rahat bir hale getirmek. Bu süreç önümüzdeki yıla kadar uzatılabilir. İkincisi ise mevsim itibariyle PKK'nın her yıl yaptığı gibi geri çekilmesi.

ÇEKİLME YETERLİ Mİ?
Çekilme sadece silahların sustuğu bir ortamda daha rahat konuşulmasını sağlayacak ama bunun arkasından bazı işaretlerin gelmesi gerekiyor. Bunların başında da yeni bir anayasa konusunda bazı ipuçlarının verilmesi ya da yeni anayasada Kürtlerin taleplerini içeren işaretler verilmesi. ‘BDP'nin görüşlerinin alınması, öneriler doğrultusanda bu konuların tartışılmasının beklentisi yüksek’ deniyor. Yani ‘çekilme tek başına süreci ilerletmeye yetmeyecek’ deniyor. Yeni anayasa en önemli ikna aracı olacak.

SİLAHLAR BIRAKILACAK MI?
Bu konunun çok sık dile getirilmesi görüşmeleri tıkayıcı bir rol oynuyor. Kaynaklar, bu konunun PKK'lıların dağdan indirilmesinde ters tepen, yanlış anlaşılma ihtimali olan bir şey olduğundan söz ediyorlar. Dolayısıyla silah bırakma belki atılacak son adımlardan birisi. Yani oraya kadar kısa ya da uzun bir süreç söz konusu. Silah bırakma konusunun hem PKK hem de devlet içindeki kontrolsüz güçler tarafından kullanılıp, provoke edilme ihtimali yüksek.

ATALAY ERBİL’E NİYE GİTTİ?
Çekilme söylentileri ortaya çıkınca, yol haritası ile ilgili görüşme ihtiyacı ortaya çıktı.
Irak Kürt Bölgesi olmadan adım atmak kolay değil. Amerika aracılığı ile Iraklı Kürtler de bu sorunu çözmek istiyorlar. Görünmeyen görüşmeler en üst düzeyde devam ediyor. Hatta Suriye ve İran’ın bu süreçte farklı bir tavır göstermemesi için çalışılıyor. Ama bu durumun PKK'yı tasfiye havasında gerçekleşmesi ya da böyle bir algı oluşması süreçi tersine çevirir.

İYİMSERLİK Mİ?
Görüşmelerin 1998'den sonra yapılan görüşmelerderden daha iyi bir ortamda sürdüğü söyleniyor. Devlet de PKK da 1998'den daha ileride (devlet sorun yoktur, PKK bağımsızlık demiyor) en azından karşılıklı olarak taraflar birbirini dinliyor. Öcalan'ı devreden çıkarmaya yönelik konuşmaların yerini denklemde Öcalan'ın da olduğu bir sürecin aldığı söyleniyor. Öcalan'ın devreden çıkmasının Avrupa ve Kandil'in kontrolünün kaybolması anlamına gelebilir. Bu sürecin seçimlere kadar devam etmesi muhtemel görünüyor.

Ancak, ‘siyasilerin bu süreç içinde kullandıkları dile dikkat etmesi gerekir’ deniyor. Kışkırtıçı, tıkayıcı bir söylemin yarararsızlığı dile getiriliyor.
kaynak: ntv

PKK sınır ötesine çekilecek

Kürt sorunun çözümü ile ilgili çok önemli bir süreçten geçiliyor. Bu süreç daha öncekilerden farklı ve nazik. Devlet, hükümet, İmralı, BDP sorunun çözümüne yönelik adamı atma konusunda uzun yıllardan sonra irade gösterme niyetinde. En azından artık kimse “olmaz” demiyor, “terör örgütü ile görüşülmez”, “yakılım yıkalım” demiyor. Yani söylem itibariyle kimse arabayı atın önünü koşmuyor; tıkaç rolü oynamak istemiyor.

Yaşanan bu sürecin en temel anahtarı karşılıklı olarak kullanılan ve kullanılacak olan “dil”. Bu dilin kışkırtıcı, kırıcı, şiddet yanlısı, süreci tıkayıcı olmaması gerekiyor. Çok edebi gelse de “barışa hizmet eden” bir “söylem” bir dil bu dönemin temel anahtarı.

Bunu sadece biz değil, bu işe kafa yoran, devlet ve örgüt arasındaki tüm süreçleri yakından izleyen, Abdullah Öcalan ile görüşmelere geçmişte tanıklık etmiş, tarafları buluşturmuş ya da taraflar arasında arabuluculuk yapmış kişiler de söylüyor.
Söylenen şu: “Bugünden yarına çözüm olmayacak ancak bu yolun açıldığı görülüyor. Bu yolu uzatmak tarafların birbirlerine güvenine bağlı. Bu güveni oluşturmak, niyet olduğunu ortaya koymak için atılması gereken en önemli adım bu. Arkası gelecektir çünkü süreç bir raya girdikten sonra onu çıkarmak çok güç olur”.

Evet, Türkiye’deki 30 yıllık sorunun çözüm kapısını açacak anahtar barış dilinin şu anki sürece yardımcı olacağını söylemek gerekiyor ama tabii ki sadece bu değil. Yeni süreçte artık bu dilin altının dolduracağının haberlerini alıyoruz. 1990’lı yıllarda görüşmelere zemin hazırlayan kişiler hükümetin, BDP’nin İmralı’nın şu anki duruşlarından oldukça umutlu. Hatta Öcalan’ın hiç olmadığı kadar iyimser olduğu söyleniyor. Kaynakların söylediği bir başka konu ise Hakkari katliamını gerçekleştirenlerin hesabının geri teptiği, sürecin önünü açtığını söyleyenler var.

Ancak burada en önemli pay hükümete düşüyor tabii ki. Hükümetin referandum sonrası elini güçlendirdiği ve adım atma konusunda önünde pek fazla engel kalmadığı söyleniyor ve “artık elini taşın altına soksun” deniyor. CHP’nin ve özellikle MHP’nin yaşanan süreçte çok da sesinin çıkmaması da aslında siyasi havanın ne kadar olumlu olduğunun göstergesi.

Ve son iki not: En kısa sürede PKK sınır ötesine çekilecek. Fakat, karışıklı olarak güven sarsılır, süreç birileri tarafından hafife alınır, geciktirilir, uzatılırsa geri dönüşü olmayan bir yola girilir. Bu yoldan da geri dönüş olmaz.
kaynak: ntv

PKK silahlarını artık toprağa gömmelidir

Türkiye 30 yıldır deja vu yaşamıyor. Kürt sorunu ile ilgili herhangi bir konuda birkaç adım atılsa, önüne sürekli set çekiliyor, frene basılması için kanlı bir eylem planlanıyor. Ama yeni, farklı bir sürecin kapıyı çaldığının da farkında olmamız gerekiyor.

Artık kimse Kürt sorunun 10 yıl öncesine bile götürebilme yetenek ve şansına sahip değil. Hükümet, ordu, PKK, BDP de bunun farkında.

Ancak bugünden yarına her şeyin değişmeyeceğini de biliyoruz. Çünkü 30 yıldır devam eden bir sorunun hemen çözülmesini beklemek de safdillik olur.

Ancak, son dönemdeki gelişmeler, yaklaşımlar ve açıklamalara bakacak olursak yeni dönemin ipuçlarını bulabiliriz.

Geçen hafta uluslararası arabulucu Ahtisaari’nin gelişi, Cumhurbaşkanı Gül’ün New York yolundaki açıklamaları, Abdullah Öcalan’ın haftalık avukat görüşmesinde söyledikleri, AKP’nin referandum sonrası pozisyonu, Kürt illerindeki STK’ların girişimlerinin karşısına, birileri Hakkari’deki katliamla çıktı.

Tüm bunları birlikte ele aldığımızda sorunun çözümü önünde ayak sürüyenlerle, yeni arayışlar içinde olanların birbirinden ayrı ama paralel süreçler yürüttüğünü görebiliriz. Bu, iki çizgi için de irade ve inisiyatif kullanan Türkiye’nin de yönünü çizecektir. Bu yön kanlı bir çatışma ve terör süreci ya da zamana yayılmakla birlikte silahların bırakıldığı zor, zahmetli ama Türkiye’nin birlikte yaşama isteğini belirleyen bir süreç olacak.

*Ahtisarri’nin ziyareti sonrasında yaptığı açıklamanın en dikkat çekici yönü muhtemel bir ateşkesin uluslararası güçler tarafından denetlenebileceği idi. Ancak bu ziyaret sorunun artık çözümünün uluslararası zeminlerde daha sık ele alınacağını ilk adımı olarak değerlendirilebilir. Ancak, Kürt sorununu Türkiye’nin kendi dinamikleri ile çözmesi en hayırlısıdır ve Türkiye bu yeteneğe hala sahiptir.

GÜL DAHA SOĞUKKANLI
* Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sorunun çözümü konusu daha soğukkanlı gibi duruyor. New York yolundaki “PKK ile konuşmak bir metot meselesidir” sözleri belli bir görüşme, diyalog, nabız yoklama sürecinin başladığının göstergesi sayılabilir.
* Abdullah Öcalan’ın avukat görüşmelerindeki “Burada hedef, benimle yapılan görüşmeler de olabilir. Burada oldukça anlamlı görüşmeler oldu. Çok anlamlı sonuçları da olabilirdi. Tam bu esnada Hakkari'de bu patlamanın olması oldukça düşündürücüdür” sözleri gerçekten düşündürücü. Bu sözlerden belli çevrelerin Öcalan’la nabız yokladığı sonucunu çıkarabiliriz. Bundan rahatsız olanların da (PKK içinde veya dışında) bulduğu söylenebilir. Bunların kim olduğuna gelince: JİTEM, PKK’nın farklı uzantıları ve çevre ülkeler olabilir.
* Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu olduğu kadar Irak, Suriye, İran’ın da sorunudur. Türkiye’deki bir çözüm diğer ülkeleri de farklı şekilde etkileme kapasitesine sahiptir. Bu yüzden diğer ülkeleri hareketlerini dikkatle izlemek gerekir.
* Diyarbakır’daki STK'ların Cumhurbaşkanı, Başbakan ve CHP lideri ile eylemsizlik sürecinin devamı ile ilgili görüşme talepleri henüz gerçekleşmese bile, bu tür girişimlerin arttığını söylemek gerekiyor. Bu da konunun sadece BDP üzerinden değil, sorunu kendine dert edinen tüm kesimler tarafından yapılan yeni ve önemli bir adım olarak not düşmek gerekir. Ancak, hükümetin, STK temsilcileri Ahmet Türk ve Aysul Tuğluk’u kabul etmemesi manidardır. Bu nedenle diğer kuruluşlar da Başbakan ile görüşmemiştir.

HÜKÜMET ÖN PLANA ÇIKMALI
* Kürt sorunun çözümünde hükümetin ön plana çıkması gerekmektedir. Özellikle bu yılki YAŞ ve referandum sonrasında sivil bir irade olarak öne çıkması olumlu olmakla birlikte, artık bu konudaki mağduriyet söyleminin yerine inisiyatif alma dönemine geçmesinin vaktidir.
* PKK da artık yeni bir durum değerlendirmesi yaparak silah ve savaşla nereye kadar gidebileceğini hesaplamalı, bir anlamda zamanın ruhuna uygun olarak eylemsizliği ateşkese, ateşkesi silahlı güçlerini sınırın öte yakasına çekmeye başlamalıdır.

PKK SİLAHLARINI TOPRAĞA GÖMMELİ
Sonuç olarak eylemsizlik kararının uzatılması olumlu bir gelişmedir. Kürt sorunun çözümünde yeni bir döneme girildiğinin işaretleri mevcuttur. Bu dönemde silahların sürekli suskun kalmasından başka çare yoktur. En önemlisi de PKK’nın silahlarını artık toprağa gömmesidir.
kaynak: ntv

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Kürt Yönetimi tehdit söyleminden rahatsız

Kuzey Irak'taki Kürt yönetimi, PKK ile mücadelede, savaşmak dışında her türlü işbirliğine hazır olduğunu ve özellikle ordunun kullandığı tehditvari söylemden rahatsız olduğunu belirtiyor.

Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ “sözün bittiği yer” diyerek Irak Kürt Yönetimini kastetmiş ve yönetimin PKK’ya karşı müdahalesizliğini eleştirmişti.

Son günlerde 1990’lı yıllara dönmüş gibiyiz: Hem PKK’nın saldırıları hem de çözüm önerileri açısından. PKK karakol basıyor, yol kesip propaganda yapıyor, araç yakıyor, ilçe merkezlerine taciz ateşinde bulunuyor. Önlemler de sadece güvenlik perspektifinden konuşuluyor. Ekranlarda uzun süredir görmediğimiz güvenlik uzmanları ve emekli askerler boy gösteriyor. Askeri yöntemler, tehdit söylemi yine öne çıkıyor. Bunun önemli bir ayağını da 1990’larda olduğu gibi Irak Kürt Yönetimi oluşturuyor. Ancak ne Irak 90’ların Irak’ı, ne de Kürt Yönetimi. Üstelik Türkiye-Kürt yönetimi ilişkileri artık farklı düzeylerde ilerliyor.

SESSİZLİK KORUNACAK

Ankara, PKK için ABD ve Kuzey Irak Bölgesel Kürt Yönetimi lideri Mesud Barzani'nin önüne 3 seçenek koydu. Bunlar, Irak'ın kuzeyindeki PKK varlığının etkisiz kılınması, 3'lü ortak operasyon düzenlenmesi ya da Türkiye'nin ABD ve Barzani ile koordineli olarak tek başına adım atması.

GENELKURMAY BAŞKANI'NIN SÖZLERİ ESKİ GÜNLERDEKİ GİBİ

Kürt yönetiminin önemli bir ismiyle Türkiye’nin bu önerilerini konuşuyoruz. Daha önce denenmiş yöntemlerin sonuç vermediğini söylüyor bize. Yönetimin zaten önemli adımlar attığını, Kandil’e gidiş yollarının daha sıkı denetlenildiğini, PKK’larının şehirlerle temasının azaltıldığını söylüyor. Ama durumu “tatsız” olarak nitelendiriliyor.
Özellikle Genelkurmay Başkanı'nın sözlerinin eski günlerdeki gibi tehdit üslubu taşıdığını bunun da Kürt Yönetimini rahatsız ettiğini belirtiyor. Özellikle, Türk hükümetinin sessizliğini, aynı şekilde karşılayacaklarını söylüyor.

KÜRT YÖNETİMİ YENİ ÖNLEMLER ALACAK
Ama anladığımız Kürt Yönetimi'nin PKK’ya karşı yeni önlemler almaya başlayacağı. Bu önlemler mikro düzeyde olacak, daha fazla istihbarat paylaşılacak; işler biraz da sessizlik içinde yürütülecek.

HÜKÜMET DEĞİL ORDUNUN SÖYLEMİ
Başka bir kaynak da “sessizlik en iyi yanıttır” diyerek oluşan havayı teyit ediyor. Bunun anlamı şu: Yönetim Türkiye ile ilişkiler rayına girmek üzereyken eski söylemlerin kullanılmasından rahatsız. Bu sözleri, askerin, hükümete rağmen söylediğini düşünüyorlar.

PKK İLE SAVAŞMAK DIŞINDA HERŞEY KABUL

PKK ile savaşmak dışında her türlü işbirliğini kabul ediyorlar. Ancak PKK konusunda hedef gösterilmek istemiyorlar. Çünkü Kandil’i kontrol edemiyorlar.

KÜRT YÖNETİMİ DE PKK'YA TEPKİLİ
Ama bu sessizlik eylemsizlik anlamına gelmiyor. Mesud Barzani’nin Türkiye ziyareti sırasında ateşkesin bozularak eylemlere başlamasını PKK’nın kendilerine yönelik bir mesajı olarak algılanıyor.

Bu açıdan yönetim nezdinde PKK’ya büyük tepki var. Bunu KDP ve KYB’nin denetimindeki yayın organlarında da teyit etmek mümkün. Çünkü, PKK saldırı kampanyasıyla Kürt Yönetimi-Türkiye ilişkilerini gerginleştirmeyi amaçlıyor.

“PKK’yı kendi olanaklarımızla Kandil’den sökemeyiz” denirken ABD özellikle Irak Ordusunun harekete geçmesi halinde peşmerge güçlerinin de belli oranda destek vereceği anlaşılıyor.

SINIR ÖTESİ? MUHTEMELEN
Liste meselesine gelince, Türkiye’nin PKK’nın lider kadrosunun da içinde bulunduğu 200 küsur kişilik liste için Peşmerge Bakanı Cebbar Yaver “bizim topraklarımızda değil” demişti.
Kürt Yönetimi Kandil’i kendi toprakları saymıyor ve o bölgeye bulaşmak istemiyor. Tarih boyunca o bölgenin kontrol altına alınamadığını söylüyorlar. Ayrıca şunu da söylüyorlar: "Havaalananlarımızı çok sıkı kontrol ediyoruz ama Türkiye Avrupa’dan isteyemediği isimleri bizden istiyorlar. Ya sınır ötesi operasyon? Muhtemel" diyorlar

SOMUT ÖNERİLER İLE PKK MÜCADELESİNE HAZIRIZ
Özetle, Kürt yönetimi tehditvari çıkışlardan hoşnut değiller. PKK ile mücadele konusunda ise somut önerilerle somut mücadeleye hazırlar. Haksız da sayılmazlar. Çünkü PKK’ya karşı mücadelede 20 yıl öncesinin yöntemleri ile hiçbir yere varılmadığı görülüyor.

Unutmadan, Irak’ta hala hükümet kurulmuş değil, yani hangi otoritenin neye karar vereceği de belli değil. Üstelik, Türkiye’nin yanlış ata oynadığı Bağdat’ta işler de kolay değil.


Mete ÇUBUKÇU
kaynak: ntv