iç politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iç politika etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Kasım 2010 Cumartesi

PKK sınır ötesine çekiliyor mu?

PKK'nın eylemsizlik kararı, TAK saldırısı ve İmralı ile gerçekleşen görüşme iddialarını değerlendiren NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, PKK'nın sınır ötesine çekilmesine yönelik bir niyet ve prensip kararı olduğunu, ama henüz çekilme olmadığını söylüyor.

Son dönemde ilginç gelişmeler söz konusu. PKK’nın 2011 seçimlerine kadar ateşkes süreci, TAK’ın terör saldırısı, Başbakan Erdoğan’ın İmralı’nın devletin farklı birimlerinin görüşebileceğini ima etmesi ve PKK’nın sınır ötesine çekilme iddiaları.

Ciddi gelişmeler olurken kafalar da birçok soru işareti toz duman arasında birçok bilgi kirliliği var.

Kaynaklara göre;
* Abdullah Öcalan’ın Kandil ile mesajlaştığı doğru hatta avukat görüşmelerinin yapıldığı Pazartesi günü, avukatlar yolda iken yazışmalar yapılıyor. Bu durum akla Kandil ile İmralı arasındaki görüşme trafiğinde bu kez “telefon” kullanıldığı akla getiriyor.
* Pazar günkü terör eylemini gerçekleştiren kendilerini TAK olarak adlandıran grubun PKK tarafından 1999 yılında kurulduğu ve Öcalan’ın yakalandığı tarihte muhtemel bir çözülme karşısında yedek bir güç olarak tutulduğu biliniyor.
* Ancak burada dikkat çeken, ilk kez PKK’nın TAK’ı eleştirmesi. Yani bir ilk yaşandı. Bugüne kadar TAK ‘ın eylemleri konusunda sesini çıkarmayan PKK bu kez TAK’a yönelik ağır eleştiride bulundu hatta eylemin “hesabının sorulacağını” açıkladı.
* Bu ne demek? Kandil İmralı’dan gelen mesajların ciddi olduğunu ve uyulması gerektiğini vurgulanıyor. Denetim dışına çıkanların cezalandırılacağını açıklanıyor. Hem “kontrol bizde” denmek isteniyor hem de “denetim dışı provokatif hareketler önlemeye” çalışıyor. Bu eylem bazında bazıları cezalandırılabilir ama bu TAK’ın PKK’dan kopmuş olduğunu göstermez. Ama TAK bundan sonra denetimsiz bir eyleme de cesaret edemez.
* Eğer bir eylem yaparsa TAK kadrolarını artık bağımsız hareket etmeye başladığını yani, ikinci bir PKK ihtimalini yükseltir.
* Diğer bir ilk ise şu: ROJ TV medyada çıkan “Vedat Acar eylemi ROJ TV’deki alt azı ya da türkülerdeki şifrelerden yola çıkarak, harekete etti” haberlerini doğru olmadığını söylemesi hatta ROJ TV yetkililerinin bizzat kendilerinin bu iddiayı yalanlamaya çalışması. Bu açıklama hem ateşkese uyulması gerektiği, bu konuda kesin talimat olduğu hem de TAK eyleminin denetim dışı olduğunu göstermek ister gibi. Ayrıca bu aralar yaşanacak bilgi kirliliğini önleme çabası olarak da değerlendirilebilir.
* Peki ya PKK sınır ötesine çekiliyor mu? Böyle bir niyet, prensip kararı var. Ama henüz çekilme yok. 1999 deneyimi sonrası PKK’nın hemen Kuzey Irak'a çekilmesi mümkün değil. Zaten böyle bir çekilme de yok.
* Ancak, bu süreç içinde yaşananlar meselenin çözümünde artık geriye dönüşü zor olduğunu ortaya koyuyor. Alınacak çok yol olmasına rağmen sürecin akıbeti karşılıklı taahhütlerin yerine getirilip getirmemesine bağlı. Ama gidişat olumlu. Taahhütlerin ne olduğuna gelince… Zamanı gelince bu da açıklanır herhalde.
kaynak: 1

30 Ekim 2010 Cumartesi

Öcalan’a hangi mesajlar gidecek

31 Ekim PKK’nın tek taraflı olarak 1 ay uzattığı ateşkes sürecinin devamı ya da sonlandırılması açısından önemli bir tarih. Eski Milletvekili ve Öcalan’ın avukatı Aysel Tuğluk hava koşulları uygun olursa 1 Kasım’da İmralı’ya gidecek. Muhtemelen Pazartesi akşamı ya da Salı sabahı durum netleşecek. İki hafta önce devletin çeşitli kademeleri ile görüşmelerin kesildiği, beklentilerin karşılanmadığı gerekçesiyle Abdullah Öcalan süreçten çekildiğini ve kararı PKK’nın (KCK) vermesi gerektiğini açıklamıştı.

Pazartesi günü gerçekleşecek görüşme bu açıdan önemli Öcalan kararında ısrar edip topu Kandil’e mi atacak yoksa atılacak adımları beklemeyi tercih edip devre de mi kalacak? Öcalan’a görüşmede Türkiye’deki hava tüm yönleriyle anlatılacak. Tuğluk bir haftadır farklı kesimlerden birçok kişiyle görüşüyor, nabız yokluyor izlenim topluyor.. Öcalan’a görüşmesinde biri olumlu, diğeri olumsuz iki mesaj öne çıkacak.

Birincisi, Öcalan’a her şeye rağmen kamuoyunda ateşkesin devamı yönünde bir kanaat olduğunu anlatılacak. Özellikle Türk ve Kürt aydınların, kanaat önderlerinin görüşü bu yönde. Beklenen adımlar atılmamış bile olsa silahların yeniden ateşlenmesi varolan zemini kaydırabilir; diyalog ortamını ortadan kaldırabilir. Ateşkesle başlayan süreçte toplumda oluşan hava olumsuz değil.

Madalyonun diğer yüzündeki resim isi olumsuz: Diyalogun devamına yönelik herhangi bir adım atılmamış olmasının yarattığı rahatsızlık, en basit mesajın dahi verilmemiş olmaması (KCK davasında tahliyeler gibi), sabırsızlık, örgütün tasfiye edileceği düşüncesiyle ortaya çıkan güvensizlik, AKP’nin elinin güçlü olmasına rağmen adım atmadığı da dile getirilecek.

Öcalan’ın tepkisine rağmen ateşkesin devamından yana olduğu biliniyor. Son açıklaması “görüşmelerin kesilmiş olmasından dolayı süreçten çekildiği” yönündeydi. Öcalan’ın bu kez görüşlerini anlatıp inisiyatifi Kandil’e bırakma olasılığının yüksek. Kandil de Öcalan’ın mesajları çerçevesinde ateşkesi bir süre daha uzatacak gibi görünüyor.

Geçmişte devlet ile örgüt arasındaki görüşmelerde arabuluculuk yapan bir kaynak “Öcalan’ın bir karar alıp, bu kararın karşı tarafça hayata geçirilmemesi halinde örgüt nezdinde “zor durumda kalmaktan çekindiğini, bu yüzden görüşmelerin kesilmesine tepki gösterdiğini” söyleniyor. Yani Öcalan’ın devletin çeşitli kademeleri ile yapılan görüşmelerde tabiri caizse “kullanılıyor” durumuna düşmek istemediğini belirtiliyor. Aynı kaynak, ateşkesin sona erdirilmesi için hiçbir neden olamadığını da sözlerine ekliyor.

Artık şiddet Kürt meselesinin çözümüne katkı sağlamıyor. Kandil’den Radikal Gazetesinden Ertuğrul Mavioğlu’na Murat Karayılan’ın söyledikleri de bu minvalde: “Devleti yenemeyiz”. Sorun devleti yenip yenmemekte değil. Sorun silahları bırakıp konuşmaktan geçiyor. Çünkü sorun mağlup-galip mantığı ile bakmak değil herkesin kazanacağı bir çözümü bulmak.
METE ÇUBUKÇU
kaynak: ntvmsnbc

7 Ekim 2010 Perşembe

Arabulucudan haber var

Kürt sorununun çözümü için daha sağlıklı adımlar atılmaya çalışılınırken, bu dönemin en önemli kelimeleri “karşılıklı güven”. Devletle Kürt gruplar arasındaki arabulucu ise Türkiye'nin hiçbir şey yapmadığını söylüyor.

Kürt sorununun çözümü için ikinci fasıl açıldı. Bu kez herkes biraz daha temkinli, adımlarını daha sağlam atmaya çalışıyor. Geçen yılın Habur görüntüleri sonrası meydana gelen tepkiler sonrası frene basanlar bu kez benzer durumlara neden olmak istemiyor.

Şimdilerde ikinci açılım dönemindeyiz. İkinci açılım faslının kodların iyi okumak gerekiyor. Bu dönemin en önemli kelimesi güven, yani “karşılıklı güven”. Devletin ve Kürt sorundaki muhatapların birbirlerine güvenmesi ve bu güveni destekleyecek adımlar atması gerekiyor. Bu adımlar sembolik bile olsa önemli görülüyor. Öcalan devletle görüştüğünü saklamıyor. Devlet doğrudan yalanlamıyor. Ama herkes kimin ne adım atacağını görmek istiyor geçmişte yaşananların tekrarlanmasını istenmiyor. Bu yüzden taraflar taktik adımlarla birbirlerini kontrol ediyor.

Hatırlanacağı gibi geçen hafta PKK ateşkesi bir ay daha uzattı. Bu adımın amacı devletin ne yapacağını beklemek. Bu süre içinde KCK davası görülecek. KCK davasında atılacak sembolik bir adım güven tesisi için gerekli deniyor. Ama böyle bir beklenti varken geçen hafta Urfa’da KCK operasyonu yapılması kafaları karıştırmış.

Daha önce devletle Kürt muhataplar arasında arabuluculuk yapmış kaynağımız bu konuda tedirginler. Şunu söylüyor: Türkiye, Suriye ile Irak Kürt bölgesi ile ABD’ ile görüşüyor ama içeride bir şey yapmıyor. Aslında atılacak mini,sembolik adımlar tarafların birbirlerine güvenmesi açısından çok önemli. Ama Urfa’daki operasyon ne oluyor? Diyarbakır’da 18 Ekim’de görülecek dava öncesinde böyle bir operasyonunun Diyarbakır’daki dava için de umutsuzluk yaratabilir. Hükümetin ne yapmaya çalıştığını anlayabilmiş değiliz. Tampon bölgenin yalanlanması önemliydi.

Sınır ötesi tezkeresinin uzatılması daha genel bir politika içinde değerlendirilebilir. Ama hiç adım atılmaması güvensizlik yaratıyor. Aslında atılacak küçük adımlar süreci çok olumlu bir noktaya getirme kapasitesine sahip. Atılan adımlar ise PKK’da tasfiye hissini arttırıyor. Böyle olması halinde yeniden aynı noktaya dönebiliriz deniyor.

1990’lı yıllarda bu görüşmeleri yapan kaynak tecrübelerinden yola çıkarak hükümetin devlet aklını kullanması gerektiğini söylüyorlar. Yakalanan olumlu havanın küçük hesaplarla heba edilmemesi konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Kürt sorunun çözümü için atılan adımların ilkinde çok hızlı davranılmış, umut çıtası çok yükseklere çıkarılmış, sanki kısa süre sonra sorun çözülecek havası yaratılmış ve frene basılınca Kürt coğrafyasında büyük hayal kırıklığı yaratmış ve bu da tepkiselliğe dönüşmüştü. Ağustos ayındaki PKK’nın saldırıları da üzerine tuz biber ekti.

PKK’nın kanlı saldırıları sorunun çözümüne hiçbir şekilde hizmet etmediği gibi açılım niyetlerini de baltalamaya yönelikti. Çünkü PKK saldırılarını sürdürdükçe konuşmak isteyenler, barış yönünde adım atmak için inisiyatif alanlar daha geri plana çekildi, meydan “savaş ağaları”na kaldı.

Meydanın yeniden bu ağalara kalmaması için “karşıkılıklı güvenin” hemen tesis edilmesi gerekiyor.
kaynak: ntvmsnbc

PKK çekiliyor, gözü yeni anayasada

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın ABD’deki temasları ve bugün Başbakan’la görüşmesi, İçişleri Bakanı Beşir Atalay'ın Erbil ziyareti; MİT Müsteşarı’nın da önümüzde hafta Erbil’e gidecek olması, iki bakanın BDP eşbaşkanlarıyla görüşmesi...Bir heyetin İmralı’da Öcalan’la görüşmesi ve bugün Aysel Tuğluk’un da aralarında bulunduğu avukatların İmralı’ya gitmesi...
NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, ‘1990’lı yıllarda arabuluculuk yapan, devlet ve PKK ile görüşen kaynaklar’la, tüm bu yaşanaları görüştü. İşte ‘kaynaklar’ın değerlendirmeleri:

İMRALIDAKİ GÖRÜŞME TRAFİĞİ
Kaynaklara göre hiç olmadığı kadar iyi bir havada geçiyor. Bu görüşmelerde kısa sürede atılacak pratik adımların yanı sıra teorik bir çerçeve, teorik bir zemin üzerinde konuşuluyor. Geniş kapsamlı bir barış haritası ya da sürecin nasıl işleyeceğine yönelik yol haritası çıkarılmaya çalışılıyor. Sadece Türkiye değil bölgedeki dengelerde gözetiliyor. Yani İran, Irak, Suriye de göz önüne alınıyor.

ÇEKİLME OLUYOR MU?
PKK'nın Türkiye içindeki üslerine çekilmesi devam ediyor. Gelecek habere göre bu çekilme hızlanacak, sınır ötesine yönelecekler. Bunun iki nedeni var. Birincisi İmralı'da hızlanan görüşme trafiği ve ateşkesi daha uzun bir süreye yayarak görüşmeleri daha rahat bir hale getirmek. Bu süreç önümüzdeki yıla kadar uzatılabilir. İkincisi ise mevsim itibariyle PKK'nın her yıl yaptığı gibi geri çekilmesi.

ÇEKİLME YETERLİ Mİ?
Çekilme sadece silahların sustuğu bir ortamda daha rahat konuşulmasını sağlayacak ama bunun arkasından bazı işaretlerin gelmesi gerekiyor. Bunların başında da yeni bir anayasa konusunda bazı ipuçlarının verilmesi ya da yeni anayasada Kürtlerin taleplerini içeren işaretler verilmesi. ‘BDP'nin görüşlerinin alınması, öneriler doğrultusanda bu konuların tartışılmasının beklentisi yüksek’ deniyor. Yani ‘çekilme tek başına süreci ilerletmeye yetmeyecek’ deniyor. Yeni anayasa en önemli ikna aracı olacak.

SİLAHLAR BIRAKILACAK MI?
Bu konunun çok sık dile getirilmesi görüşmeleri tıkayıcı bir rol oynuyor. Kaynaklar, bu konunun PKK'lıların dağdan indirilmesinde ters tepen, yanlış anlaşılma ihtimali olan bir şey olduğundan söz ediyorlar. Dolayısıyla silah bırakma belki atılacak son adımlardan birisi. Yani oraya kadar kısa ya da uzun bir süreç söz konusu. Silah bırakma konusunun hem PKK hem de devlet içindeki kontrolsüz güçler tarafından kullanılıp, provoke edilme ihtimali yüksek.

ATALAY ERBİL’E NİYE GİTTİ?
Çekilme söylentileri ortaya çıkınca, yol haritası ile ilgili görüşme ihtiyacı ortaya çıktı.
Irak Kürt Bölgesi olmadan adım atmak kolay değil. Amerika aracılığı ile Iraklı Kürtler de bu sorunu çözmek istiyorlar. Görünmeyen görüşmeler en üst düzeyde devam ediyor. Hatta Suriye ve İran’ın bu süreçte farklı bir tavır göstermemesi için çalışılıyor. Ama bu durumun PKK'yı tasfiye havasında gerçekleşmesi ya da böyle bir algı oluşması süreçi tersine çevirir.

İYİMSERLİK Mİ?
Görüşmelerin 1998'den sonra yapılan görüşmelerderden daha iyi bir ortamda sürdüğü söyleniyor. Devlet de PKK da 1998'den daha ileride (devlet sorun yoktur, PKK bağımsızlık demiyor) en azından karşılıklı olarak taraflar birbirini dinliyor. Öcalan'ı devreden çıkarmaya yönelik konuşmaların yerini denklemde Öcalan'ın da olduğu bir sürecin aldığı söyleniyor. Öcalan'ın devreden çıkmasının Avrupa ve Kandil'in kontrolünün kaybolması anlamına gelebilir. Bu sürecin seçimlere kadar devam etmesi muhtemel görünüyor.

Ancak, ‘siyasilerin bu süreç içinde kullandıkları dile dikkat etmesi gerekir’ deniyor. Kışkırtıçı, tıkayıcı bir söylemin yarararsızlığı dile getiriliyor.
kaynak: ntv

PKK sınır ötesine çekilecek

Kürt sorunun çözümü ile ilgili çok önemli bir süreçten geçiliyor. Bu süreç daha öncekilerden farklı ve nazik. Devlet, hükümet, İmralı, BDP sorunun çözümüne yönelik adamı atma konusunda uzun yıllardan sonra irade gösterme niyetinde. En azından artık kimse “olmaz” demiyor, “terör örgütü ile görüşülmez”, “yakılım yıkalım” demiyor. Yani söylem itibariyle kimse arabayı atın önünü koşmuyor; tıkaç rolü oynamak istemiyor.

Yaşanan bu sürecin en temel anahtarı karşılıklı olarak kullanılan ve kullanılacak olan “dil”. Bu dilin kışkırtıcı, kırıcı, şiddet yanlısı, süreci tıkayıcı olmaması gerekiyor. Çok edebi gelse de “barışa hizmet eden” bir “söylem” bir dil bu dönemin temel anahtarı.

Bunu sadece biz değil, bu işe kafa yoran, devlet ve örgüt arasındaki tüm süreçleri yakından izleyen, Abdullah Öcalan ile görüşmelere geçmişte tanıklık etmiş, tarafları buluşturmuş ya da taraflar arasında arabuluculuk yapmış kişiler de söylüyor.
Söylenen şu: “Bugünden yarına çözüm olmayacak ancak bu yolun açıldığı görülüyor. Bu yolu uzatmak tarafların birbirlerine güvenine bağlı. Bu güveni oluşturmak, niyet olduğunu ortaya koymak için atılması gereken en önemli adım bu. Arkası gelecektir çünkü süreç bir raya girdikten sonra onu çıkarmak çok güç olur”.

Evet, Türkiye’deki 30 yıllık sorunun çözüm kapısını açacak anahtar barış dilinin şu anki sürece yardımcı olacağını söylemek gerekiyor ama tabii ki sadece bu değil. Yeni süreçte artık bu dilin altının dolduracağının haberlerini alıyoruz. 1990’lı yıllarda görüşmelere zemin hazırlayan kişiler hükümetin, BDP’nin İmralı’nın şu anki duruşlarından oldukça umutlu. Hatta Öcalan’ın hiç olmadığı kadar iyimser olduğu söyleniyor. Kaynakların söylediği bir başka konu ise Hakkari katliamını gerçekleştirenlerin hesabının geri teptiği, sürecin önünü açtığını söyleyenler var.

Ancak burada en önemli pay hükümete düşüyor tabii ki. Hükümetin referandum sonrası elini güçlendirdiği ve adım atma konusunda önünde pek fazla engel kalmadığı söyleniyor ve “artık elini taşın altına soksun” deniyor. CHP’nin ve özellikle MHP’nin yaşanan süreçte çok da sesinin çıkmaması da aslında siyasi havanın ne kadar olumlu olduğunun göstergesi.

Ve son iki not: En kısa sürede PKK sınır ötesine çekilecek. Fakat, karışıklı olarak güven sarsılır, süreç birileri tarafından hafife alınır, geciktirilir, uzatılırsa geri dönüşü olmayan bir yola girilir. Bu yoldan da geri dönüş olmaz.
kaynak: ntv

PKK silahlarını artık toprağa gömmelidir

Türkiye 30 yıldır deja vu yaşamıyor. Kürt sorunu ile ilgili herhangi bir konuda birkaç adım atılsa, önüne sürekli set çekiliyor, frene basılması için kanlı bir eylem planlanıyor. Ama yeni, farklı bir sürecin kapıyı çaldığının da farkında olmamız gerekiyor.

Artık kimse Kürt sorunun 10 yıl öncesine bile götürebilme yetenek ve şansına sahip değil. Hükümet, ordu, PKK, BDP de bunun farkında.

Ancak bugünden yarına her şeyin değişmeyeceğini de biliyoruz. Çünkü 30 yıldır devam eden bir sorunun hemen çözülmesini beklemek de safdillik olur.

Ancak, son dönemdeki gelişmeler, yaklaşımlar ve açıklamalara bakacak olursak yeni dönemin ipuçlarını bulabiliriz.

Geçen hafta uluslararası arabulucu Ahtisaari’nin gelişi, Cumhurbaşkanı Gül’ün New York yolundaki açıklamaları, Abdullah Öcalan’ın haftalık avukat görüşmesinde söyledikleri, AKP’nin referandum sonrası pozisyonu, Kürt illerindeki STK’ların girişimlerinin karşısına, birileri Hakkari’deki katliamla çıktı.

Tüm bunları birlikte ele aldığımızda sorunun çözümü önünde ayak sürüyenlerle, yeni arayışlar içinde olanların birbirinden ayrı ama paralel süreçler yürüttüğünü görebiliriz. Bu, iki çizgi için de irade ve inisiyatif kullanan Türkiye’nin de yönünü çizecektir. Bu yön kanlı bir çatışma ve terör süreci ya da zamana yayılmakla birlikte silahların bırakıldığı zor, zahmetli ama Türkiye’nin birlikte yaşama isteğini belirleyen bir süreç olacak.

*Ahtisarri’nin ziyareti sonrasında yaptığı açıklamanın en dikkat çekici yönü muhtemel bir ateşkesin uluslararası güçler tarafından denetlenebileceği idi. Ancak bu ziyaret sorunun artık çözümünün uluslararası zeminlerde daha sık ele alınacağını ilk adımı olarak değerlendirilebilir. Ancak, Kürt sorununu Türkiye’nin kendi dinamikleri ile çözmesi en hayırlısıdır ve Türkiye bu yeteneğe hala sahiptir.

GÜL DAHA SOĞUKKANLI
* Cumhurbaşkanı Abdullah Gül sorunun çözümü konusu daha soğukkanlı gibi duruyor. New York yolundaki “PKK ile konuşmak bir metot meselesidir” sözleri belli bir görüşme, diyalog, nabız yoklama sürecinin başladığının göstergesi sayılabilir.
* Abdullah Öcalan’ın avukat görüşmelerindeki “Burada hedef, benimle yapılan görüşmeler de olabilir. Burada oldukça anlamlı görüşmeler oldu. Çok anlamlı sonuçları da olabilirdi. Tam bu esnada Hakkari'de bu patlamanın olması oldukça düşündürücüdür” sözleri gerçekten düşündürücü. Bu sözlerden belli çevrelerin Öcalan’la nabız yokladığı sonucunu çıkarabiliriz. Bundan rahatsız olanların da (PKK içinde veya dışında) bulduğu söylenebilir. Bunların kim olduğuna gelince: JİTEM, PKK’nın farklı uzantıları ve çevre ülkeler olabilir.
* Kürt sorunu Türkiye’nin sorunu olduğu kadar Irak, Suriye, İran’ın da sorunudur. Türkiye’deki bir çözüm diğer ülkeleri de farklı şekilde etkileme kapasitesine sahiptir. Bu yüzden diğer ülkeleri hareketlerini dikkatle izlemek gerekir.
* Diyarbakır’daki STK'ların Cumhurbaşkanı, Başbakan ve CHP lideri ile eylemsizlik sürecinin devamı ile ilgili görüşme talepleri henüz gerçekleşmese bile, bu tür girişimlerin arttığını söylemek gerekiyor. Bu da konunun sadece BDP üzerinden değil, sorunu kendine dert edinen tüm kesimler tarafından yapılan yeni ve önemli bir adım olarak not düşmek gerekir. Ancak, hükümetin, STK temsilcileri Ahmet Türk ve Aysul Tuğluk’u kabul etmemesi manidardır. Bu nedenle diğer kuruluşlar da Başbakan ile görüşmemiştir.

HÜKÜMET ÖN PLANA ÇIKMALI
* Kürt sorunun çözümünde hükümetin ön plana çıkması gerekmektedir. Özellikle bu yılki YAŞ ve referandum sonrasında sivil bir irade olarak öne çıkması olumlu olmakla birlikte, artık bu konudaki mağduriyet söyleminin yerine inisiyatif alma dönemine geçmesinin vaktidir.
* PKK da artık yeni bir durum değerlendirmesi yaparak silah ve savaşla nereye kadar gidebileceğini hesaplamalı, bir anlamda zamanın ruhuna uygun olarak eylemsizliği ateşkese, ateşkesi silahlı güçlerini sınırın öte yakasına çekmeye başlamalıdır.

PKK SİLAHLARINI TOPRAĞA GÖMMELİ
Sonuç olarak eylemsizlik kararının uzatılması olumlu bir gelişmedir. Kürt sorunun çözümünde yeni bir döneme girildiğinin işaretleri mevcuttur. Bu dönemde silahların sürekli suskun kalmasından başka çare yoktur. En önemlisi de PKK’nın silahlarını artık toprağa gömmesidir.
kaynak: ntv

28 Kasım 2009 Cumartesi

Kürt Açılımı'nı 'anlamak'

Diyarbakır'daki "Demokratik Açılım” konferansına katılan NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, izlenimlerini yazdı: "Sadece Kürtlerin değil, Türklerin de kafası karışık. Birbirimizi dinlemezsek anlayamayacağız; acele etmeden, kırıp dökmeden."

Diyarbakır’da konuşulan tek konu demokratik açılımın kaderinin ne olacağı. Olan bitenlere rağmen umutlar hala taze, beklenti hala yüksek. Ancak her iki tarafın birbirini anlamaya, dinlemeye her zamankinden fazla ihtiyacı var.

Bu konuda daha fazla tartışmak, daha fazla konuşmak gerekiyor. Çünkü algılar farklı olduğu gibi, refleksler de farklı. Bu da çok normal. Normal olmayan kimsenin birbirini dinlememe tehlikesi. Çünkü Kandil ve Mahmur Kampı'ndan dönenlerin karşılanma görüntüleri Batı’da nasıl tepki topladıysa, Diyarbakır’da neden bu kadar tepki gösterildiği anlaşılmıyor.

Sanki iki ayrı dünya söz konusu. Ama bu iki ayrı dünyanın kendisini daha fazla anlatmaya ve karşıdaki tepkileri de anlamaya ihtiyacı var. "Demokratik Açılım"ın başarısı da buna bağlı gibi. Çünkü açılımın siyasi sonuçları kadar insani ve vicdani sonuçları da önemli.

Diyarbakır’da Ticaret Odası’nın büyük konferans salonunda Demokratik Açılım'ın siyasi, ekonomik ve uluslar arası etkilerini tartışırken, tüm oturumlarda ortak buluşma noktası “korkuların aşılması, herkesin kendini anlatmaya, anlamaya çalışması” idi. Özellikle korku meselesi çok önemliydi. Yaratılmış, sanal korkuların birbirimizle barışmanın önündeki en büyük engel olduğunun altı çizildi.

SORULAR VE TALEPLER
Ticaret Odası Başkanı Galip Ensarioğlu, her şeye karşı açılımın devam etmesi gerektiğinde ısrarlıydı.

Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, tüm konuşmacıların irdelemesi amacıyla birçok soru sıraladı: "PKK'nın iradesi olmazsa silahlara veda olabilir mi? Silahsızlanma için PKK'nın iknası bu durumda zorunlu değil mi? O halde PKK nasıl ikna edilecek askeri bürokrasi nasıl ikna edilecek? Askeri bürokrasinin iknasında kimler rol alabilir? Gerçek manada bir çözümden söz etmek için sizce Türkiye'de yaşayan Kürtler, yani Kürt yurttaşlarımız veya Kürt halkı kimlik olarak statüsü ne olmalıdır? Nihai çözüm için idari yönetim şekli ne olmalıdır? Demokratik özerklik, eyalet sistemi, üniter yapıyı zedeler mi? Anadilde eğitim olmadan gerçekten çözüm olabilir mi? Ana dilde eğitim olmadan bir dilin korunması ve geleceğe aktarılması mümkün olabilir mi? Kısacası aspirin pratik ve geçici suretle baş ağrısını dindiren ilaç olmakla birlikte kanser tedavisinde çözüm olur mu?"

Eski Baro başkanı Sezgin Tanrıkulu ise yaptıkları anayasa çalışmasından örnekler verdi ve hazırladıkları değişiklik maddelerini sıraladı. Önemli ve somut bir çalışma. Çalışmanın temelini ise Türkiye Barolar Birliği’nin 2001’deki anayasa çalışması oluşturuyor. Yani, öyle uç taleplerin yer almadığı hatta 8 yıl önce bugün Kürt açılımına karşı çıkanların bile altına imza attığı bir metinden yola çıkılmış. Değerlendirilmesi gerekir.

AÇILIMIN DIŞ BOYUTU
Bizim oturumda açılımın uluslar arası etkileri ve Ortadoğu ele alındı. İç ve dış dinamiklerin etkisi ile Türkiye’nin açılıma zorunlu olduğunu ele aldık. Evet, Kürt sorunu bölgenin olduğu kadar bizim sorunumuz. Türkiye dış politikada yeni alanlar açarken, yeni ufuklara uzanırken kendi içindeki sorunu çözmeden, kendi Kürdü ile barışmadan bölgede ve Ortadoğu’da başarılı bir dış politika yürütmesi mümkün değil. Bu başkaları için değil, kendimiz için zorunlu. Türkiye’nin, Iraklı Kürtlerle ilişkileri geliştirirken kendi Kürdü ile küs olması söz konusu olamaz. Türkiye kendi Kürt sorunun kendisi çözecek. Tabii ki bu dış dinamiklerin olmadığı anlamına gelmemeli. Amerika’nın Irak'tan çekilme sürecinde istikrarlı bir Irak, istikrarlı bir Kürt bölgesi ve dayanabileceği bir ülkeye ihtiyacı var. Bu da Türkiye. Bütün bu gelişmeler salt bir Amerikan planına dayandırılamaz. Amerika’nın emperyal amaçlarını her zaman göz önünde tutmakla birlikte, bütün süreçleri yürütemediğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Üstelik yaşadığımız dönemde artık sorunlar ve çözümler tek boyutlu değil. Bu yüzden çok aktörlü, çok katmanlı ve çok belirleyeni olan bir sorun Kürt sorunu. Kürt sorunun çözmek, barışı getirmek, ölümleri durdurmak konusunda asıl irade bizim, yani Türklerin ve Kürtlerin iradesidir. Ama bu konuda geç kalınırsa çözümler de işe yaramayacak, dış dinamik daha fazla devreye girecek gibi görünüyor. Çünkü, ABD’nin Irak’tan çekilmesinin ardından ne olacağı bilinmiyor. Ve bölgede dengeler hala çok hassas. O yüzden çözüm şart.

NEREDEN NEREYE
Ama tabii ki en anlamlı görüntü ise Diyarbakır Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun 1991’de kendilerini “barış grubu” olarak adlandıran 8 kişiyle birlikte Kandil’den dönen ve 5 yıl hapis yattıktan sonra özgürlüğüne kavuşan Yüksel Genç’i aynı salonda dinlemesiydi. Vali ve Genç’in akşam yemeğindeki barış temennileri de aslında kısa zamanda çok yol alındığının bir göstergesiydi. Vali Mutlu, “tek bir kişinin bile korkmadan hareket edip, özgürce evet diyebileceği bir barışı için herkesin çalışması” gerektiğini söyledi.

Diyarbakır’daki toplantıdan kendimizi yenileyerek ayrıldık.

Son söz olarak şunu söylemek gerekiyor: Sadece Kürtlerin değil, Türklerin de kafası karışık. Birbirimizi dinlemezsek anlayamayacağız; acele etmeden, kırıp dökmeden. Kürtler ve Türklerin önündeki temel sorun bu.