30 Aralık 2009 Çarşamba

CETURK Temsilcisi Oldum:)

CETURK olarak 7 yıl önce başladığımız bilişim dünyası maratonuna aramıza üniversite temsilciliği ünvanı ile katılan arkadaşlarımızla birlikte daha aktif ve paylaşımcı olarak yolumuza devam edeceğiz.

Bize bu konuda destek veren herkese teşekkür ediyoruz.

Olcay KÜK
CETURK Yöneticisi
CETURK – Türkiye’nin Bilişim Platformu













Sonuçlar...

Bilişim dünyasında farklı platformlarda yer almak ve bu dünyanın içinde var olan oturmuş topluluklara destek verme fikri her zaman bana çok iyi göründü. Bu yüzden CETURK' e destek vermek amacıyla başvurdum ve kabul edildim. CETURK Ailesine teşekkürler. Tabi önemli olan görevi layıkıyla yapabilmek:D

29 Aralık 2009 Salı

TEMA’dan köy okullarına 5 bin kitap

TEMA Vakfı Trabzon İl Temsilciliği tarafından ''Her Okula Bir Kütüphane, 10 Bin Kitap'' Kampanyası kapsamında 3 yılda toplanan 5 bin kitap 30 okula aktarıldı.


TEMA Vakfı Temsilcisi ve Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Coşkun Erüz, vakfın 7'den 77'ye her yaştan bin 500 gönüllüsü ile doğa ve toprak koruma bilincinin, ancak eğitim ve bilgiyle olacağının bilinciyle faaliyetlerini sürdürdüğünü belirten Erüz, ''Temsilciliğimiz ve gönüllüler, sosyal birey ve kuruluş olmanın verdiği sorumlulukla, eğitimin yanında sosyal dayanışma konusunda da imkanlar oranında, ihtiyaçlı olan birey ve okullara destek vermeye çalışıyor. Bu kapsamda 3 yıldır 'Her Okula Bir Kütüphane, 10 Bin Kitap' projesini sürdürüyoruz'' dedi.

Proje süresince 5 bin civarında hikaye, roman, araştırma, referans ve okuma kitabı ve yardımcı ders kitabı toplandığını ifade eden Erüz, ''Bu kitaplar ihtiyacı olan il ve ilçelerin köyleri ve kentin yan mahallelerindeki 30 okula aktarıldı. Öğrencilerin kitap okuma ve bilgiyi araştırarak öğrenme alışkanlığını teşvik amacı ile okulların kitaplık ve kütüphanelerine destek verilmektedir'' diye konuştu.

Eğitim, kültür ve bilimsel gelişmeye destek amaçlı kampanya ile ülkenin geleceği olan çocuklara destek vermekten onur ve gurur duyduklarını vurgulayan Erüz, şöyle devam etti:
''Kampanyamız en az 10 bin kitap, kırsal ve merkez dışı okullara ulaştırılıncaya kadar devam edecektir. Proje eğitime destek amacı yanında halkın sosyal dayanışmasının sürekli kılınması amacını da yerine getirmektedir. Projeye destek vermek isteyen halkımızdan, evlerinde saklanan ya da ihtiyaç fazlası olan özellikle hikaye, roman, yardımcı ders kitabı, test kitapları gibi ilköğretim ve liselerde kullanılabilecek kitaplarını bizlere ulaştırmalarını rica ediyoruz. Toplanan kitaplar ihtiyacı olan okul ve öğrencilere ulaştırılacaktır.''


‘BİZİM İÇİN ESKİ OLAN BAŞKALARI İÇİN YENİ OLABİLİR...’
Kampanyanın, Doğal ve Tarihi Değerleri Koruma Derneğinin işbirliği ve katkılarıyla yürütüldüğünü belirten Erüz, ''Unutmayınız bizim için eski olan başkaları için yeni, bizde fazla olan başkalarının hiç sahip olamadığı eşya anlamına gelebilir. Siz, küçük şeylerle mutlu olabilen bir köy çocuğunun, sizin küçük yardımınız karşısındaki mutluluk ve minnet duygusunu gözlerinden okumanın gurur ve mutluluğunu hiç yaşadınız mı?'' dedi.

Ayrıca 3 bin parça kıyafetin de aynı proje kapsamında ihtiyaç sahiplerine ulaştırıldığına dikkati çeken Erüz, ''Kullanılmayan temiz, yıpranmamış, yıkanmış ve de mümkünse ütülenmiş kıyafetlerin derneğimize ulaştırılması durumunda, kırsal ve kent merkezi dışındaki okul öğrencileri ve ailelerinden ihtiyacı olanlara iletilecektir. Bu çalışmalarımız halkımızın desteği ve katkılarıyla artarak devam etmektedir'' diye konuştu.

kaynak: ntvmsnbc.com

25 Aralık 2009 Cuma

Gönül bağları koparsa!

Kürt aydınları, açılımın daha somut, daha net, daha hızlı devam etmesinin aciliyetini dile getiriyor. Çünkü gönül bağlarının bir kez kopması halinde onarmanın ne kadar zor olduğu onlar da biliyor.

DTP tabelası indirilmiş altında sadece Diyarbakır İl Başkanlığı ibaresi kalmış; tabelanın üzerindeki çiviler ertesi gün asılacak Barış ve Demokrasi Partisi tabelası için hazır tutuluyor.

1990’dan bu yana 8 partinin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması ya da partililer tarafından feshedilmesinin Kürtler’de geliştirdiği bir tür pratik bu. 8 partinin de hikâyesi benzer: Tabela indiriliyor, yenisi takılıyor, çizgi devam ediyor.

Ancak, yıllar içinde tecrübe kazanan, siyasetin kurallarını öğrenen, demokrasinin işleyişini kavrayan Kürt siyasiler, tabelalar gibi kolay geri dönemiyor. Her kapanan parti, yasaklanan siyasetçi, demokrasi tecrübesini, siyasetin kurallarının yerleşmesini geciktiriyor.

Bu yüzden DTP’nin kapatılması kadar, vekillerin parlamentodan çekilmesi Türkiye kadar Kürt siyasetinin demokratikleşmesini bir kez daha sekteye uğratacak.

Diyarbakır’ın Kayapınar beldesinde Kürt edebiyatının önde gelen isimlerinden Cigerxwin (Ciğerhun) adına açılan Kültür ve Sanat Merkezinin alt katındaki karar toplantısı saatlerce sürüyor.

Eski DTP’liler parlamentodan çekilip çekilmemeyi tartışıyor. Sokaktan geçenlerin “Bizi istemiyorlarsa biz de Ankara’da olmayız”, “DTP’yi kapatılabilirler ama PKK’yı nasıl kapatacaklar” cümleleri ile özetlenebilecek dışlanmışlık hissi Ankara’ya yönelik hayal kırıklığını ortaya koyuyor; toplantı salonu ile sokakta benzer tartışmalar yaşanıyor.

Bu hayal kırıklığı sadece sözlerle sınırlı kalmıyor; sokaklarda, özellikle 1990 kuşağı olarak adlandırılan gençlerdeki yansımasını tespit etmek güç değil. 10-15 yıl önce köylerinden kovulanların, metropollerin kenar mahallelerinde her türlü yoksulluk ve yoksunluk için büyüyen çocukları için TRT 6, Kürt Enstitüsü gibi “kozmetik” girişimler bir anlam ifade etmezken, “dağ yolu” hala akıllarının bir köşesinde duruyor. Bu kitleyi değil DTP, PKK’nın bile kontrol edememesi, yükselen dalga konusunda ipuçları veriyor.

Diyarbakır’ın önde gelen kanaat önderlerinden birinin cümleleriyle bu dalga çok tehlikeli bulunuyor. “Eskiden PKK dağlardaydı bugünse silahları olmasa da şehirdeler” diyor. Şehirdekiler ise işte bu 90 kuşağı gençler. 10-15 yıl önce dağlarda kanlı çatışmaların yaşandığı dönemlerde rastlanmayacak derece farklı bir bakış, bir kin okunuyor gözlerinden.

“Biz” ve “siz” sözcükleri daha çok telafuz edilmeye başlanıyor sohbetlerde. Medyanın hep “yanlı”, “Kürtlere ön yargılı ” yayınlarından şikayetçiler. Ne söyleseniz kâr etmeyebiliyor. Kürt aydınları, bu yüzden Kürt açılımının daha somut, daha net, daha hızlı devam etmesinin aciliyetini dile getiriyor. Çünkü gönül bağlarının bir kez kopması halinde onarmanın ne kadar zor olduğu onlar da biliyor.
Bölgede bir süredir havanın değiştiği belli: Açılım süreci ile başlayan umut ışığı ile DTP’nin kapatılması ile başlayan umutsuzluk arasında gidip geliyor birçok kişi. Bu ruh haline batıdan bakarak anlamak zor. Hele Kürt meselesini, DTP’nin kapatılmasını “Aman canım daha ne istiyorlar” yaklaşımı ile bakanların anlaması daha da zor. Ama bir şeyler uçup gidiyor gibi.

DTP’li vekiller de parlamento zemininden çekilerek sanki kendilerini dışarıya kapatıyor; sanki kendilerini Türkiye’deki geniş kesimlere anlatmaktan vazgeçiyor. Oysa bölgeye olduğu kadar Türkiye’nin diğer yakasına seslenmek zorunluluğu var.

Çok değil, 10 yıl önce sokaklardaki Batı algısı ile bugünkü durum arasında tehlikeli bir hal alan zihinsel kopuşun izlerine rastlamak mümkün. Yani, Çanakkale Bigadiç ya da İstanbul Tarlabaşı’nda olanların “Doğu illerinde Türklere karşı yaşanması halinde ne olacağını soruyor” Diyarbakırlı Kürt bir vatandaş. Bu soruyu sormak 10 yıl önce akla gelmezdi. Öteki yakadaki her türlü Kürt karşıtı gösteri, bölgede geç milliyetçiliğin tohumlarını ekmekten başka bir işe yaramıyor.

DTP milletvekillerini taşıyan parti otobüsü havaalanından il merkezine doğru zorlukla yol alırken bir yandan zafer işareti yapan, diğer yandan polise taş atan çocukları, gençleri, kalabalıkları, Diyarbakır’daki gibi kontrol altına almanın giderek zorlaştığı anlaşılıyor.

Özellikle yeni kuşak gençler, onlarca farklı nedenden dolayı daha şiddet yüklü. Zaten onlara da alt yapıyı hazırlayanlar mevcut; DTP’nin kapatılması da nedenlerden sadece birisi. Çünkü Selahattin Demirtaş’ın ifadesi ile artık “cin şişeden çıkmış” durumda. Kürt sorununun çözümünde geri dönüşün mümkün değil. Üstelik talepler öyle TRT 6’le Kürt Ensitüsü ile sınırlanacak gibi değil.

DTP’liler akşam saatlerinde kararlarını açıkladıktan sonra milletvekilleri Kültür Merkezinin giriş katında soruları yanıtlıyor. Bir kısmının yüzlerinde şaşkınlık var. Bir kısmı üzgün. Yeni dönemde kendilerini nelerin beklediklerini bilmiyorlar. Ama bildiğimiz en az 4-5 milletvekilinin parlamentoda kalıp siyaset yapmaları gerektiğini savunduğu. “Meclis’te kalmamız gerekirdi ama çoğunluk kararına uyduk” diyor bir DTP’li milletvekili, karara saygı duyarak ama çok da içine sindiremeyerek.

Kapatma kararı ile birlikte Diyarbakır sokaklardaki kızgınlığa, gösterilerde sadece çocuklara zoomlanan kameralara, TV’lerde hemen hergün yapılan yorumlara gösterilen tepki ekleniyor. Bölgeye gelerek onlarca konu, sorun arasında sadece ve sadece çocukları görüntülemeyi kendilerine görev edinen ya da yöneticilerinden bu talimatı alan habercilerle, bölgede olan bitenin ruhunu yakalamak, bu ruhu Türkiye’nin diğer yakasına anlatmak, yansıtmak mümkün olmadığı gibi, haberciliğin hala 15 yıl öncesinden bir adım öteye gidemediğini de gösteriyor.

Belki de tüm bu yaklaşım kötü bir niyetin göstergesi. Güneydoğu’da siyasetin nabzı hep farklı atmıştır; orada tartışılan konularla İstanbul merkezli medyanın gündeminin makası giderek açılıyor.

Kürt Açılımı sürecinde bölgedeki algılamayı ve muhtemel bir şiddet dalgasını önlemek için acil somut adımlar gerekiyor. İnsanların güveneceği bir hukuk sistemine ihtiyacı var. İlk iş olarak hukuktaki çifte standardı önlemek gerekiyor. “Taş atan çocuklara 15 yıl verip, Dolapdere’de göstericilere silah çekenleri serbest bıraktığınız zaman insanların ne düşündüğünü tahmin edebilirsiniz ve böyle bir hukuk sistemini de kimseye anlatamazsınız” diyor Baro Başkanı Emin Aktar.

Aktar da eski DTP’lilerin Meclis'te kalmalarından yana. Ticaret Odası eski Başkanı Mehmet Kaya da “Bu karar DTP’ye değil kürtlere yönelik olarak algılanmıştır. Doğru ya da yanlış, algılama böyle. Bu istenmiyoruz hissi gençlerden yaşlılara kadar herkese hakim” diyor.

Peki ya DTP’nin hatası? Eski Grup Başkanvekili Selahattin Demirtaş’a göre sorun kendilerini Türkiye’ye iyi anlatamamaları. Kürtlerin taleplerini, ne istediklerini anlatmak için daha çok çalışmaları gerektiğini söylüyor. Ancak, DTP çizgisindeki Kürt siyaseti yeni parti ile pek değişecek gibi görünmüyor.

Şu istifayı düşünen 19 milletvekilinden yarısını muhtemelen 2011’deki aday listelerinde görmeyeceğiz. Bu da Kürt siyasetinin nasıl yönlendirildiğinin bir kanıtı. Türkiye, Kürtler için bir parti mezarlığı haline geldiyse, DTP çizgisindeki partiler de siyasette tecrübe kazanan, dersler çıkaran siyasetçilerin mezarlığı gibi.

Sinn Fein ve Batasuna da böyle mi acaba? Bu durumda Kürt siyasiler hata yapmamayı ya da yapılan hataları yönetebilmeyi nasıl becerecekler? Dost meclislerinde konuşulan bu konuları Kürtlerin daha yüksek sesle dile getirmelerinin zamanı gelmiş gibi görünüyor.

21 milletvekilinin istifa kararıyla Diyarbakır’daki sokak olayları bıçakla kesilmiş gibi sona eriyor. Bu süreçte iki tarafın şiddet yanlılarının kazandığı kesin. Özellikle PKK’nın yeniden süreci kendi lehine çevirmesi, inisiyatifi ele alması, DTP’nin sahneden çekilmesinin ardından daha da boşalan alanı doldurması, Demokratik Açılım sürecinde muhatabın kimin olabileceğini gösterme açısından önemli.

PKK’nın hiç olmadığı kadar güçlü olduğunu söyleyenlerin sayısı az değil. Ancak, Reşadiye saldırısı, DTP’nin kapatılması, milletvekillerinin istifa kararının aynı zamana denk gelmesi tesadüf gibi görünse de, hepsi bir araya gelince PKK ve devletin görünmeyen elinin, Demokratik Açılım sürecinin frenine birlikte basmış gibi görünüyor.

PKK, bu süreçte istediği mesajı yollamış durumda. Hoş, bölgede sadece DTP’liler değil farklı kesimlerden Kürtler Öcalan kaale alınmadan bu sürecin sağlıklı işlemeyeceği kanaatinde. Zaten sokaktaki bir vatandaşın “DTP’yi kapattılar peki PKK’yı kapatabilecekler mi” sözleri de durumu özetlemek için yetiyor.

Herkes silahların susmasından söz ederken, kimse PKK’nın hemen silah bırakması gerektiğini vurgulamıyor. Her şeye rağmen Kürtlerin bu süreçten geriye dönmeyeceği ama AKP’nin sunduğu çerçeve ile yetinmeyeceği beklenmiyor.

AKP için bunun en acil test alanı 2011 öncesi siyasi partiler kanunundaki değişiklik ve yüzde 10’luk barajın indirilmesi. Diyarbakır’da ilk anda duygusallık ağır basıp vekillerin istifa kararı destek bulurken akl-ı selim her şeye rağmen parlamentoda devam diyor. Çünkü Kürtler, partileri parlamentoda olmadan açılımın yürüyeceğini düşünmüyor.

Mete ÇUBUKÇU

22 Aralık 2009 Salı

2008-2009 sezonunun en iyi 11'i

FIFA tarafından 19. kez düzenlenen ödül töreninde 2008-2009 sezonunun en iyi 11'i de belirlendi. Altın 11'de Barcelona'dan dört futbolcu yer aldı.

İşte o 11:

Casillas, Terry, Evra, Vidic, Daniel Alves, Iniesta, Xavi, Gerrard, Cristiano Ronaldo, Lionel Messi, Fernando Torres

FIFA 2009 yılı ödülleri şöyle:

FIFA Gelişim Ödülü: Çin
FIFA 2009 Dünya Fair Play Ödülü: Sir Bobby Robson
FIFA Dünyada Yılın Kadın Futbolcusu: Marta (Brezilya)
FIFA Dünyada Yılın Erkek Futbolcusu: Lionel Messi (Arjantin)


21 Aralık 2009 Pazartesi

İşte geleceğin dergisi

Dev dergi grubu Bonnier'in finansmanıyla geliştirilen Mag+ iki üç yıl içinde piyasaya sürülecek.

Tasarım firması BERG, ‘geleceğin dergisi’ni tanıttı. Renkli ve çoklu dokunma özelliğine sahip Mag+, dünyanın en büyük dergi yayıncısı Bonnier tarafından finanse ediliyor ve bir kaç yıla kalmaz satışa çıkması bekleniyor.

Ortalama bir derginin ölçülerindeki Mag+, abone olunan e-dergilerin özel hazırlanan dijital sayfalarını interaktif şekilde okuyucuya gösteriyor. BERG’in Tasarım Direktörü Matt Jones, dijital dergi sayfalarının formatını tasarlarken basılı bir derginin sıcaklığını mümkün olduğunda yansıtmaya çalıştıklarını söylüyor.

İngiliz The Guardian gazetesinde yer alan habere göre, dev dergi grubu Bonnier desteğiyle geliştirilen Mag+ büyük ihtimalle gruba ait bazı dergilerin abonelikleriyle birlikte 2010 sonunda veya 2011 başında tüketiciye sunulacak.

Bu teknolojinin videosunu buradan izleyebilirsiniz...
Belki bir gün bilişimdergiyi de buradan okuruz:)