Blogumda Siyasi Haberler kısmında sadece Mete Çubukçu'nun yazılarını yayınlıyorum. Özellikle Ortadoğu üzerine çok iyi analizler yapan güvendiğim bir gazeteci.
Mete Çubukçu'nun Taha Özhan ile birlikte yazdığı ve SETA'da yayınlanan İşgal Altında İstikrar Arayışları - 2010 Irak Seçimleri yazısını okumanızı tavsiye ederim.
Irak'ta yeni dengeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Irak'ta yeni dengeler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 Eylül 2010 Pazartesi
22 Ağustos 2010 Pazar
ABD geldi, yıktı, gitti...
NTV Haber Müdürü Mete Çubukçu, ABD muharip güçlerinin çekilmesinin ardından Irak'ı bekleyen belirsizliği yazdı.
Irak’ta bir dönem sona erdi. Geride hala geleceği belirsiz bir ülke var. 7 yılda yeni bir ulus inşa etmenin zorluğu bir yana, Amerikan muharip birliklerinin çekilmesinin ardından Irak daha kritik bir sürece girdi. Amerika, kendi ayakları üzerinde duran, güvenliğini sağlayabilen, etnik ve mezhep çatışmalarının uzağında bir ülke amaçlarken, bu hedeflere henüz ulaşılmış değil. Hatta iç savaşa varmasa bile kanlı iç hesaplaşma ihtimali yüksek.
Irak halkı şimdi kendisiyle yüzleşecek ve geleceğini belirleyecek. 2003 yılının Mart ayında bizimde bulunduğumuz Bağdat’ın bombalanması ile başlayan süreçte hemen hiç kimse sürecin bu kadar çabuk işleyeceğini düşünmüyordu. İşgalin bedeli Irak ve bölge ülkelerine ağır oldu, Ortadoğu yeniden dizayn edildi.
IRAK'IN GELECEĞİ OBAMA'NIN GÜNDEMİNDE DEĞİL
Iraklı birçok politikacıyla göre asıl hesaplaşma 2011 sonrası yani Amerikan askerleri tamamen çekilince yaşanacak. Amerika Başkan’ı Obama ise sadece seçmenine verdiği sözü tutmaya çalışıyor; Irak’ın geleceği şu an için gündeminde değil. Çünkü ne Amerikalılar ne de Iraklı siyasiler ve askerler bu çekilmeden hoşnut değiller. Irak’ın kendi başına kalmaya hazır olmadığını düşünüyorlar.
IRAK’I BEKLEYEN SORUNLAR
Defalarca gittiğimiz Irak’ı bundan sonra bekleyen riskleri şöyle sıralayabiliriz.: Siyasi, ekonomik, mezhebi ve etnik hesaplaşma.
-Bir iç savaş düzeyine varmasa bile Sünni-Şii, Arap-Kürt çatışması kimseyi şaşırtmamalı. Irak, siyasi açıdan hala oturmuş değil, seçimlerde büyük çoğunluk etnik ve mezhep aidiyetine göre oy kullanıyor. Bu da ortak bir Irak kimliğini zorlaştırıyor. Mart ayında yapılan seçimlerden sonra hala hükümet kurulabilmiş değil. Kurulması da zor. Bu durum bile ülkenin içindeki kaosu gözler önüne seriyor.
IRAK'IN ZENGİNLİĞİ NASIL PAYLAŞILACAK
-Ekonomik olarak Irak’ın zenginliğini paylaşım konusunda da taraflar birbirlerine güvenmiyor. Ülkede petrol kaynaklarının işletilmesi Saddam Hüseyin döneminden iyi durumda değil. Ancak ülkeyi bir arada tutacak en önemli nokta zenginliğin paylaşımı konusundaki uzlaşma. Şiiler, Sünniler ya da Kürtler böylesi bir zenginliği bırakıp ayrılmak niyetinde değil. Ama Iraklı politikacılar gevşek bir merkezi ile federatif bir Irak’ın yaşama şansı olduğu konusunda hem fikir.
KÜRTLER ARAPLARLA YAŞAMAK İSTEMİYOR
-Etnik ve mezhebi çekişmelerin hem tarihi boyutu mevcut hem de işgal sürecinin bir parçası. En büyük tehlike ise Araplarla-Kürtler arasındaki uzlaşmazlık. Özellikle Sünni Araplar Kürtlere diş biliyor. Kürtler Araplarla yaşamak istemiyor. Halepçe katliamı ve Enfalleri unutmuyor. Bu zihin altını silmek şu an için mümkün değil. Bazı Arapların Amerikan askerlerinin gitmesini dört gözle bekledikleri kayıtlarımız arasında var. Bu nedenle Kürtlerin özerk bir yapıda olması en hayırlısı gibi görünüyor. Kürtler ABD’nin çekilmesini istemeyen grupların başında geliyor. Zaten 2011 sonrasında da ABD Irak Kürt bölgesinde kalacak gibi görünüyor
- Önümüzdeki dönemin en hassas noktası ise Kerkük. Sadece Arap-Kürt çekişmesi nedeniyle değil Türkiye’nin aralarında bulunduğu çevre ülkelerin dikkatle izledikleri bir mesele bu. Amerika bu bölgeye tampon birlikler yerleştirmiş durumda. Ancak Kerkük Irak'ın bir minyatürü ve patlaması muhtemel bir kent.
-Ve radikal İslamcılar. İşgalle birlikte, Amerika’nın katkısıyla radikal İslam ve terörle tanışan Irak halkı yeni terör dalgaları ile sarsılabilir. Genelkurmay Başkanı Babekir Zebari bile ordunun ülkeyi koruyacak düzeyde olmadığını gizlemiyor.
IRAK'IN GELECEĞİ BELİRSİZ
Önlerinde iki yol var. Ya kanlı bir iç savaşla bölünme ya da ekonomik siyasi çıkarlar çerçevesinde gönüllü değil zoraki bir uzlaşma, toprak bütünlüğünü koruyan federatif Irak. Bunu kendileri kadar çevre ülkelerinin tavrı da belirleyecek. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın etkisi biliniyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin “Amerikanlar gittikten sonra bu ülkelerin çok etkili olacağı yönündeki uyarısı” nedensiz değil.
Irak’taki istikrar Türkiye dâhil diğer ülkelerin istikrarını de etkileyecek. Irak’taki süreç çok parlak görünmüyor. Kıdemli Kürt politikacılardan Mahmut Osman, Saddam Hüseyin’i kast ederek “eğer biri öldüyse ölmüştür. Ama burada hala yaşıyor” derken ülkeyi hala “küçük Saddamların” yönettiğini ima ediyor. Bu yapının değişmesi için de uzun yıllara ihtiyaç var.
Amerikalılar yıkıp yıktıkları ülkeden mutlu ayrılıyor, ama geride geleceği belirsiz bir Irak bırakarak. Iraklıların kendi geleceklerini tayin etmeleri ise zor görünüyor. Ama asıl 2011 sonrasını beklemek gerekiyor.
EN TRAJİK OLAN ABD'YE MECBUR BIRAKILMALARI
Amerikan askerleri 2011 sonunda ülkeyi tamamen terk edecek mi? Tecrübelerimize göre bu sorunun yanıtı tabii ki hayır. Amerikan askerlerinin büyük bölümü çekilse bile Ebu Garipleri, Felluce katliamını, başına çuval geçirilmiş babanın çocuğunu kucaklayışını ve Irak halkının düştüğü durumu unutmayacağız.
En trajik olanı ise, Iraklıların, işgalle ülkeyi yerle bir edip tüm dengeleri bozan ABD’ye mecbur bırakılmaları.
kaynak: 1
Irak’ta bir dönem sona erdi. Geride hala geleceği belirsiz bir ülke var. 7 yılda yeni bir ulus inşa etmenin zorluğu bir yana, Amerikan muharip birliklerinin çekilmesinin ardından Irak daha kritik bir sürece girdi. Amerika, kendi ayakları üzerinde duran, güvenliğini sağlayabilen, etnik ve mezhep çatışmalarının uzağında bir ülke amaçlarken, bu hedeflere henüz ulaşılmış değil. Hatta iç savaşa varmasa bile kanlı iç hesaplaşma ihtimali yüksek.
Irak halkı şimdi kendisiyle yüzleşecek ve geleceğini belirleyecek. 2003 yılının Mart ayında bizimde bulunduğumuz Bağdat’ın bombalanması ile başlayan süreçte hemen hiç kimse sürecin bu kadar çabuk işleyeceğini düşünmüyordu. İşgalin bedeli Irak ve bölge ülkelerine ağır oldu, Ortadoğu yeniden dizayn edildi.
IRAK'IN GELECEĞİ OBAMA'NIN GÜNDEMİNDE DEĞİL
Iraklı birçok politikacıyla göre asıl hesaplaşma 2011 sonrası yani Amerikan askerleri tamamen çekilince yaşanacak. Amerika Başkan’ı Obama ise sadece seçmenine verdiği sözü tutmaya çalışıyor; Irak’ın geleceği şu an için gündeminde değil. Çünkü ne Amerikalılar ne de Iraklı siyasiler ve askerler bu çekilmeden hoşnut değiller. Irak’ın kendi başına kalmaya hazır olmadığını düşünüyorlar.
IRAK’I BEKLEYEN SORUNLAR
Defalarca gittiğimiz Irak’ı bundan sonra bekleyen riskleri şöyle sıralayabiliriz.: Siyasi, ekonomik, mezhebi ve etnik hesaplaşma.
-Bir iç savaş düzeyine varmasa bile Sünni-Şii, Arap-Kürt çatışması kimseyi şaşırtmamalı. Irak, siyasi açıdan hala oturmuş değil, seçimlerde büyük çoğunluk etnik ve mezhep aidiyetine göre oy kullanıyor. Bu da ortak bir Irak kimliğini zorlaştırıyor. Mart ayında yapılan seçimlerden sonra hala hükümet kurulabilmiş değil. Kurulması da zor. Bu durum bile ülkenin içindeki kaosu gözler önüne seriyor.
IRAK'IN ZENGİNLİĞİ NASIL PAYLAŞILACAK
-Ekonomik olarak Irak’ın zenginliğini paylaşım konusunda da taraflar birbirlerine güvenmiyor. Ülkede petrol kaynaklarının işletilmesi Saddam Hüseyin döneminden iyi durumda değil. Ancak ülkeyi bir arada tutacak en önemli nokta zenginliğin paylaşımı konusundaki uzlaşma. Şiiler, Sünniler ya da Kürtler böylesi bir zenginliği bırakıp ayrılmak niyetinde değil. Ama Iraklı politikacılar gevşek bir merkezi ile federatif bir Irak’ın yaşama şansı olduğu konusunda hem fikir.
KÜRTLER ARAPLARLA YAŞAMAK İSTEMİYOR
-Etnik ve mezhebi çekişmelerin hem tarihi boyutu mevcut hem de işgal sürecinin bir parçası. En büyük tehlike ise Araplarla-Kürtler arasındaki uzlaşmazlık. Özellikle Sünni Araplar Kürtlere diş biliyor. Kürtler Araplarla yaşamak istemiyor. Halepçe katliamı ve Enfalleri unutmuyor. Bu zihin altını silmek şu an için mümkün değil. Bazı Arapların Amerikan askerlerinin gitmesini dört gözle bekledikleri kayıtlarımız arasında var. Bu nedenle Kürtlerin özerk bir yapıda olması en hayırlısı gibi görünüyor. Kürtler ABD’nin çekilmesini istemeyen grupların başında geliyor. Zaten 2011 sonrasında da ABD Irak Kürt bölgesinde kalacak gibi görünüyor
- Önümüzdeki dönemin en hassas noktası ise Kerkük. Sadece Arap-Kürt çekişmesi nedeniyle değil Türkiye’nin aralarında bulunduğu çevre ülkelerin dikkatle izledikleri bir mesele bu. Amerika bu bölgeye tampon birlikler yerleştirmiş durumda. Ancak Kerkük Irak'ın bir minyatürü ve patlaması muhtemel bir kent.
-Ve radikal İslamcılar. İşgalle birlikte, Amerika’nın katkısıyla radikal İslam ve terörle tanışan Irak halkı yeni terör dalgaları ile sarsılabilir. Genelkurmay Başkanı Babekir Zebari bile ordunun ülkeyi koruyacak düzeyde olmadığını gizlemiyor.
IRAK'IN GELECEĞİ BELİRSİZ
Önlerinde iki yol var. Ya kanlı bir iç savaşla bölünme ya da ekonomik siyasi çıkarlar çerçevesinde gönüllü değil zoraki bir uzlaşma, toprak bütünlüğünü koruyan federatif Irak. Bunu kendileri kadar çevre ülkelerinin tavrı da belirleyecek. Türkiye, İran ve Suudi Arabistan’ın etkisi biliniyor. Nitekim Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari’nin “Amerikanlar gittikten sonra bu ülkelerin çok etkili olacağı yönündeki uyarısı” nedensiz değil.
Irak’taki istikrar Türkiye dâhil diğer ülkelerin istikrarını de etkileyecek. Irak’taki süreç çok parlak görünmüyor. Kıdemli Kürt politikacılardan Mahmut Osman, Saddam Hüseyin’i kast ederek “eğer biri öldüyse ölmüştür. Ama burada hala yaşıyor” derken ülkeyi hala “küçük Saddamların” yönettiğini ima ediyor. Bu yapının değişmesi için de uzun yıllara ihtiyaç var.
Amerikalılar yıkıp yıktıkları ülkeden mutlu ayrılıyor, ama geride geleceği belirsiz bir Irak bırakarak. Iraklıların kendi geleceklerini tayin etmeleri ise zor görünüyor. Ama asıl 2011 sonrasını beklemek gerekiyor.
EN TRAJİK OLAN ABD'YE MECBUR BIRAKILMALARI
Amerikan askerleri 2011 sonunda ülkeyi tamamen terk edecek mi? Tecrübelerimize göre bu sorunun yanıtı tabii ki hayır. Amerikan askerlerinin büyük bölümü çekilse bile Ebu Garipleri, Felluce katliamını, başına çuval geçirilmiş babanın çocuğunu kucaklayışını ve Irak halkının düştüğü durumu unutmayacağız.
En trajik olanı ise, Iraklıların, işgalle ülkeyi yerle bir edip tüm dengeleri bozan ABD’ye mecbur bırakılmaları.
kaynak: 1
14 Kasım 2009 Cumartesi
Irak'ta yeni dengeler
Amerikanın çekilme takviminin, güvenlik konusunun, istikrar adına söylenenlerin, çizilen pembe tabloların aksine Irak’ta işler yolunda gitmiyor.
Medyanın sayılara indirgediği haberler dışında ülkenin içinden geçtiği kaotik ortam patlayan bombalar dışında pek yansıtılmıyor; olan bitene dair kanıksama duygusu hakim.
Ancak, yanı başımızdaki bu ülkede özellikle Kürt açılımının konuşulduğu ve bu açılımın “Amerika’nın çekilme süreci ile ilgili olduğu” iddiaları, Irak’ın daha yakından takibini zorunlu kılıyor; bu yüzden sadece Kürtleri değil ülkedeki tüm grupları izlemek gerek. Maliki hükümetinin Amerikan güçlerinin kent merkezlerinden çekilmesiyle ülkede güvenliğin sağlandığı, kentte mezhepleri birbirinden ayıran duvarların yıkılacağını açıklaması bir istikrar yanılsaması.
Bu yüzden geçen hafta Bağdat’ın göbeğinde 90 kişinin ölümü ile sonuçlanan patlamalar ülkenin ne durumda olduğunu bir kez daha hatırlatması açısından önemli. Ocak ayındaki seçimler ve son günlerdeki kanlı saldırılar ülkenin ciddi sorunların eşiğinde olduğunun habercisi gibi. ABD, 2011 sonunda ülkeden çekileceğini ilan etmesine rağmen özellikle Amerikan Birliklerinin Komutanı Roy Odierno’nun Kerkük’e “yerleşme” önerisi önümüzdeki dönemde patlama noktasının adresin de gösteriyor.
Kerkük aslında bir haberci; Amerikalıların çekilmesinin ardından özellikle Araplarla Kürtlerin karşı karşıya gelme ihtimalinin habercisi. Ama Arapların da yekpare olduğunu düşünmemek gerek. Çünkü Sünni ve Şiiler Kürtlere karşı belli yerlerde ittifak yaparken kendi içlerinde büyük çelişkiler yaşıyor. Keza ülkenin en güçlü grubu olan Şiiler de bölünmüş durumda. Böyle karmaşık bir resmin içinden nasıl çıkılacağı da bilinmiyor. Çünkü, Irak’ta işlerin düzeldiğini iddia edenler resmin diğer yüzünü görmek, göstermek istemiyor.
KÜRTLERİN ARAPLARLA DANSI
Hem Bağdat'ta hem de Irak'ın kuzeyinde yaşanan siyasi hareketlilik yeni ittifakları doğururken bu ittifaklar zaten çok parçalı olan mezhebi ve etnik siyaseti giderek bölüyor. Kimi kimle, hangi çıkarlar ilişkileri çerçevesinde birlikte olacağı hala belirsiz. Bu da Irak’ın bütünlüğü konusundaki şüpheleri arttırıyor. Son kertede mezhep ve etnik yapılar belirleyici olsa da, bugünü gündelik genel geçer siyasi çıkar ilişkilerinin belirlediği, bunun da ülkenin geleceğindeki belirsizliğe neden olduğu biliniyor. Zaten Irak’ta istikrardan söz edenlerin yanıldığı nokta da bu.
Iraklı Kürtler uzun süredir yaşananlardan rahatsız. Kerkük konusunda referandum öneren 140 maddenin hayata geçmeyeceğini anlamalarına rağmen bu konudaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Başta Amerika olmak üzere merkezi hükümet ve diğer tüm gruplar Kerkük’ü Kürtlere bırakmaya niyetli değil.
General Odierno’nun çekilme sürecinde Kerkük’e yerleşme niyeti de Irak’ın istikrarı kadar genel Amerikan çıkarları ile ilgili. Kerkük’ün Kürtlere verilmesi halinde Arapların bunu kaldıramayacağı biliniyor. Merkezi Irak ordusu Musul’a konuşlanırken peşmergelerle çatışmanın eşiğinden dönmesi, Hanekin kenti içinden geçen Irak ordusuna yönelik tepkilerin bizzat Başbakan Neçirvan Barzani tarafından önlenmesi bu bıçak sırtı durumu özetliyor.
Bu durum ise Irak’ta güvenlik anlayışının, farklı grupların birbirlerine ne kadar “güvendiğini” gösteriyor. Çünkü bugün Irak ordusu dediğimiz yapı, aslında her bölgede etnik ve mezhebî olarak farklılaşıyor. Orduda hâlâ Iraklılık kimliği değil etnik ve mezhebî ayrımlar söz konusu. Orta bölgedeki ordu Sünnilerden, güneydeki Şiilerden oluşurken, Kürt bölgesinin denetiminin Peşmergelerin elinde olmasından kaynaklanıyor.
Kimse kendi ordusuna güvenmiyor. Yani Amerika milyarlarca dolar eğitim harcaması yapması bir işe yaramış değil; sanki herkes bir sonraki çatışma için kendi ordusu hazırlıyor gibi. Bu yüzden Kürtler Amerika’nın tamamen çekilmesini istemiyor ve Kerkük’e yerleşme fikrine sıcak bakıyor. Amerika ise ülkede istikrarı sağlama adına Kerkük’e yerleşip Kürtleri de memnun ederek bir taşla üç kuş vurma derdinde. Zaten imzalanan anlaşmada çekilme koşullarında açık noktalar mevcut.
ŞİİLERİN İKTİDAR KAVGASI
2009'de yapılan yerel seçimlerde büyük Şii ittifakına bayrak açarak gücünü pekiştiren "Dava Partisi"'nin lideri Başbakan Nuri el Maliki’nin işi bu kez kolay değil.
Ocak ayındaki genel seçimlerde ülkenin en büyük Şii partisi El Hekim’in Yüksek İslami Konseyi, Mukteda es Sadr'ın Mehdi Ordusu, eski Başbakan İbrahim Caferi'nin başkanı olduğu "Ulusal İslam Hareketi", Ahmed El Culabi yönetimindeki "Ulusal Konsey" ile bazı Sünni, Türkmen ve Kürt grupların oluşturduğu "Irak Ulusal İttifakı" ile mücadele edecek. Bu grupların bir araya gelmesi bu kez siyasi güç mücadelesinde mezhep temelinin siyasi çıkarların ve ekonomik güç paylaşımının arkasına düştüğünü gösteriyor.
Kimilerine göre Şii ve Sünnilerin birlik etmesi Irak’ın bütünlüğü açısından olumlu olmakla birlikte yanıltıcı bir durum. Çünkü bu tür ittifaklar son kertede Kürtleri karşılarına alabiliyorlar. Öte yandan çelişki gibi görünse bile Irak Ulusal İttifakı olsun El Maliki olsun hükümeti kurma aşamasında yine Kürtlere ihtiyaç duyacak.
Bu karmaşık denklem son kertede içten içe beslenen düşmanlıkları ortadan kaldırmıyor. Günlük, siyasi çıkarlar çerçevesinde belirlenen politikalar, bütçe, petrol kontratları ve bütçe konusundaki taviz ilişkilerinden ileri gidemiyor. Kimileri çıkıp böyle bir gelişmenin çok renkli ve çoksesli birleşik bir Irak’ı yaratacağı yanılsamasına kapılıp kamuoyunu bu duruma inandırılmaya çalışılıyor. Ancak durum hiç de öyle değil.
TÜRKİYE GELİŞMELERİ DİKKATLİ TAKİP ETMELİ
Bağdat’ta durum böyleyken kuzeyde, Irak Kürt bölgesindeki seçimlerde “Değişim Grubu”nun ciddi oranda başarı göstererek Kürt Parlamentosunun üçte birini alması Ocak ayındaki genel seçimler için farklı dengeleri gündeme getirebilecek. Değişim Grubu, Talabani ve Barzani’nden alacağı tavizler sonucu Ocak ayındaki genel seçime Kürdistan Listesi ile yani KDP ve KYB ile birlikte girebilir.
Ancak Talabani ve Barzani’den bağımsız davranarak kendi başına hareket etme ihtimali de mevcut. Bu durumda Irak Parlamentosu’ndaki Kürtlerin denklemi ve gücünü etkileyebilir. Tüm bu gelişmeler Irak’ta önümüzdeki dönem ABD’nin vaktinde çekilip çekilmeyeceğini ve Kerkük merkezli kanlı bir dönemin başlayıp başlamayacağını gösterecek. Ancak görünen Irak’taki yeni dengelerin gündelik çıkarlar üzerine kurulduğu sürece ülkenin birleşmekten çok kronik bir istikrarsızlığa doğru yol alacağı.
Bu yüzden uzun vadeli olarak Irak’ta istikrarın sağlanabileceğini düşünmek saflık olur. Bu dönemde Bağdat ve Şam arasında arabulucu olmak isteyen Türkiye’nin tüm bu süreci iyi analiz etmesi gerekiyor. Özellikle Kürt açılımı sürecinde Irak’ı çok daha yakından takip etmek ve ittifakların anlamını iyi kavrayabilmek zorundadır; yakınımızdaki ülkenin ismi gibi “ırak” olmaması için.
(Mete Çubukçu'nun yazısı 13 Eylül Pazar günü Radikal 2'de yayımlanmıştır.)
Medyanın sayılara indirgediği haberler dışında ülkenin içinden geçtiği kaotik ortam patlayan bombalar dışında pek yansıtılmıyor; olan bitene dair kanıksama duygusu hakim.
Ancak, yanı başımızdaki bu ülkede özellikle Kürt açılımının konuşulduğu ve bu açılımın “Amerika’nın çekilme süreci ile ilgili olduğu” iddiaları, Irak’ın daha yakından takibini zorunlu kılıyor; bu yüzden sadece Kürtleri değil ülkedeki tüm grupları izlemek gerek. Maliki hükümetinin Amerikan güçlerinin kent merkezlerinden çekilmesiyle ülkede güvenliğin sağlandığı, kentte mezhepleri birbirinden ayıran duvarların yıkılacağını açıklaması bir istikrar yanılsaması.
Bu yüzden geçen hafta Bağdat’ın göbeğinde 90 kişinin ölümü ile sonuçlanan patlamalar ülkenin ne durumda olduğunu bir kez daha hatırlatması açısından önemli. Ocak ayındaki seçimler ve son günlerdeki kanlı saldırılar ülkenin ciddi sorunların eşiğinde olduğunun habercisi gibi. ABD, 2011 sonunda ülkeden çekileceğini ilan etmesine rağmen özellikle Amerikan Birliklerinin Komutanı Roy Odierno’nun Kerkük’e “yerleşme” önerisi önümüzdeki dönemde patlama noktasının adresin de gösteriyor.
Kerkük aslında bir haberci; Amerikalıların çekilmesinin ardından özellikle Araplarla Kürtlerin karşı karşıya gelme ihtimalinin habercisi. Ama Arapların da yekpare olduğunu düşünmemek gerek. Çünkü Sünni ve Şiiler Kürtlere karşı belli yerlerde ittifak yaparken kendi içlerinde büyük çelişkiler yaşıyor. Keza ülkenin en güçlü grubu olan Şiiler de bölünmüş durumda. Böyle karmaşık bir resmin içinden nasıl çıkılacağı da bilinmiyor. Çünkü, Irak’ta işlerin düzeldiğini iddia edenler resmin diğer yüzünü görmek, göstermek istemiyor.
KÜRTLERİN ARAPLARLA DANSI
Hem Bağdat'ta hem de Irak'ın kuzeyinde yaşanan siyasi hareketlilik yeni ittifakları doğururken bu ittifaklar zaten çok parçalı olan mezhebi ve etnik siyaseti giderek bölüyor. Kimi kimle, hangi çıkarlar ilişkileri çerçevesinde birlikte olacağı hala belirsiz. Bu da Irak’ın bütünlüğü konusundaki şüpheleri arttırıyor. Son kertede mezhep ve etnik yapılar belirleyici olsa da, bugünü gündelik genel geçer siyasi çıkar ilişkilerinin belirlediği, bunun da ülkenin geleceğindeki belirsizliğe neden olduğu biliniyor. Zaten Irak’ta istikrardan söz edenlerin yanıldığı nokta da bu.
Iraklı Kürtler uzun süredir yaşananlardan rahatsız. Kerkük konusunda referandum öneren 140 maddenin hayata geçmeyeceğini anlamalarına rağmen bu konudaki ısrarlarını sürdürüyorlar. Başta Amerika olmak üzere merkezi hükümet ve diğer tüm gruplar Kerkük’ü Kürtlere bırakmaya niyetli değil.
General Odierno’nun çekilme sürecinde Kerkük’e yerleşme niyeti de Irak’ın istikrarı kadar genel Amerikan çıkarları ile ilgili. Kerkük’ün Kürtlere verilmesi halinde Arapların bunu kaldıramayacağı biliniyor. Merkezi Irak ordusu Musul’a konuşlanırken peşmergelerle çatışmanın eşiğinden dönmesi, Hanekin kenti içinden geçen Irak ordusuna yönelik tepkilerin bizzat Başbakan Neçirvan Barzani tarafından önlenmesi bu bıçak sırtı durumu özetliyor.
Bu durum ise Irak’ta güvenlik anlayışının, farklı grupların birbirlerine ne kadar “güvendiğini” gösteriyor. Çünkü bugün Irak ordusu dediğimiz yapı, aslında her bölgede etnik ve mezhebî olarak farklılaşıyor. Orduda hâlâ Iraklılık kimliği değil etnik ve mezhebî ayrımlar söz konusu. Orta bölgedeki ordu Sünnilerden, güneydeki Şiilerden oluşurken, Kürt bölgesinin denetiminin Peşmergelerin elinde olmasından kaynaklanıyor.
Kimse kendi ordusuna güvenmiyor. Yani Amerika milyarlarca dolar eğitim harcaması yapması bir işe yaramış değil; sanki herkes bir sonraki çatışma için kendi ordusu hazırlıyor gibi. Bu yüzden Kürtler Amerika’nın tamamen çekilmesini istemiyor ve Kerkük’e yerleşme fikrine sıcak bakıyor. Amerika ise ülkede istikrarı sağlama adına Kerkük’e yerleşip Kürtleri de memnun ederek bir taşla üç kuş vurma derdinde. Zaten imzalanan anlaşmada çekilme koşullarında açık noktalar mevcut.
ŞİİLERİN İKTİDAR KAVGASI
2009'de yapılan yerel seçimlerde büyük Şii ittifakına bayrak açarak gücünü pekiştiren "Dava Partisi"'nin lideri Başbakan Nuri el Maliki’nin işi bu kez kolay değil.
Ocak ayındaki genel seçimlerde ülkenin en büyük Şii partisi El Hekim’in Yüksek İslami Konseyi, Mukteda es Sadr'ın Mehdi Ordusu, eski Başbakan İbrahim Caferi'nin başkanı olduğu "Ulusal İslam Hareketi", Ahmed El Culabi yönetimindeki "Ulusal Konsey" ile bazı Sünni, Türkmen ve Kürt grupların oluşturduğu "Irak Ulusal İttifakı" ile mücadele edecek. Bu grupların bir araya gelmesi bu kez siyasi güç mücadelesinde mezhep temelinin siyasi çıkarların ve ekonomik güç paylaşımının arkasına düştüğünü gösteriyor.
Kimilerine göre Şii ve Sünnilerin birlik etmesi Irak’ın bütünlüğü açısından olumlu olmakla birlikte yanıltıcı bir durum. Çünkü bu tür ittifaklar son kertede Kürtleri karşılarına alabiliyorlar. Öte yandan çelişki gibi görünse bile Irak Ulusal İttifakı olsun El Maliki olsun hükümeti kurma aşamasında yine Kürtlere ihtiyaç duyacak.
Bu karmaşık denklem son kertede içten içe beslenen düşmanlıkları ortadan kaldırmıyor. Günlük, siyasi çıkarlar çerçevesinde belirlenen politikalar, bütçe, petrol kontratları ve bütçe konusundaki taviz ilişkilerinden ileri gidemiyor. Kimileri çıkıp böyle bir gelişmenin çok renkli ve çoksesli birleşik bir Irak’ı yaratacağı yanılsamasına kapılıp kamuoyunu bu duruma inandırılmaya çalışılıyor. Ancak durum hiç de öyle değil.
TÜRKİYE GELİŞMELERİ DİKKATLİ TAKİP ETMELİ
Bağdat’ta durum böyleyken kuzeyde, Irak Kürt bölgesindeki seçimlerde “Değişim Grubu”nun ciddi oranda başarı göstererek Kürt Parlamentosunun üçte birini alması Ocak ayındaki genel seçimler için farklı dengeleri gündeme getirebilecek. Değişim Grubu, Talabani ve Barzani’nden alacağı tavizler sonucu Ocak ayındaki genel seçime Kürdistan Listesi ile yani KDP ve KYB ile birlikte girebilir.
Ancak Talabani ve Barzani’den bağımsız davranarak kendi başına hareket etme ihtimali de mevcut. Bu durumda Irak Parlamentosu’ndaki Kürtlerin denklemi ve gücünü etkileyebilir. Tüm bu gelişmeler Irak’ta önümüzdeki dönem ABD’nin vaktinde çekilip çekilmeyeceğini ve Kerkük merkezli kanlı bir dönemin başlayıp başlamayacağını gösterecek. Ancak görünen Irak’taki yeni dengelerin gündelik çıkarlar üzerine kurulduğu sürece ülkenin birleşmekten çok kronik bir istikrarsızlığa doğru yol alacağı.
Bu yüzden uzun vadeli olarak Irak’ta istikrarın sağlanabileceğini düşünmek saflık olur. Bu dönemde Bağdat ve Şam arasında arabulucu olmak isteyen Türkiye’nin tüm bu süreci iyi analiz etmesi gerekiyor. Özellikle Kürt açılımı sürecinde Irak’ı çok daha yakından takip etmek ve ittifakların anlamını iyi kavrayabilmek zorundadır; yakınımızdaki ülkenin ismi gibi “ırak” olmaması için.
(Mete Çubukçu'nun yazısı 13 Eylül Pazar günü Radikal 2'de yayımlanmıştır.)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


